Anasayfa / Arşiv / Anarşistler İçin Marx Ekonomisi 10. Bölüm: Marx’ın Ekonomi Politiğinin Anarşist Bir Eleştirisi

Anarşistler İçin Marx Ekonomisi 10. Bölüm: Marx’ın Ekonomi Politiğinin Anarşist Bir Eleştirisi

Wayne Price’ın, 10 bölümden oluşan ve Güney Afrika’lı anarşist komünist örgüt Zabalaza Anarşist Komünist Cephesi’yle (ZACF) bağlantılı “Zabalaza Books” tarafından 2012 yılında yayınlanmış olan “Anarşistler İçin Marx Ekonomisi: Bir Anarşistin Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisi Sunumu” isimli kitabının onuncu bölümü.

Marx’ın ekonomik teorisini diğer teorilerden ayıran birçok nokta vardır. Her şeyden önce, malların üretimi ve dağıtımı için emeğin nasıl kullanılıp örgütlendiğinden bahsederek yola çıkar. Bir şeyleri tüketebilmek için insanlar öncelikle onları üretmeli, dağıtmalı ve emeği buna uygun şekilde örgütlemelidir. Emeğe böylece odaklanılması aynı eski serfler ve köleler gibi günümüz işçilerinin de sömürüldüğünü görmemize olanak sağlar. Bazıları çalışırken diğerleri çalışanların sırtından geçimini sağlar (çalışanları örgütleme ve başkaldırmamalarını sağlama konusunda biraz çaba harcasalar da). Marx’ın teorisi dışındaki teoriler bunu ya net bir şekilde ifade etmez ya da bu gerçekliği gizler.

Marx, kapitalizmi iç çatışmalarla ilerleyen dinamik bir tarihsel sistem olarak görür. Kapitalizmin bir kökeni vardır, tepe noktasına ulaşmıştır, şu anda gerileme dönemindedir ve ileride sona erecektir. Bu açıdan bakıldığında önceki sosyoekonomik sistemlerden hiç de farklı değildir. (Eğer insanlık özgürlükçü komünizme geçiş yapmayı başarırsa o sistem de evrilecektir ama bunun nasıl gerçekleşeceğini tahmin etmemiz mümkün değil.) Oysa burjuva ekonomistler kapitalizmin kategorileri ezelden beri geçerliymiş ya da en mükemmel ekonomik sistem olarak gördükleri “serbest piyasanın” hükmü sonsuza kadar sürecekmiş gibi yazarlar.

Marx’ın analizi genel olarak doğruluğuyla ayakta kaldı. Marx, klasik politik ekonomistlerin aksine, iş döngüsünün krizlerle sonuçlanarak devam edeceğini tahmin etti. Benzer şekilde, durmadan büyüyen kapitalist işletmelerin yarı-tekellere dönüşeceğini de tahmin etti. Kapitalizmde; sınıf çatışmaları, savaşlar, ekolojik yıkım ve sürekli büyüyen bir dünya piyasası olmasını bekliyordu.

Marx’ın ekonomi politiğe eleştirisi, kapitalist ekonominin mevcut durumunu ve muhtemel gelişimini anlamamıza yardımcı olan kullanışlı bir teorik araçlar bütünüdür. Ancak araçlar kullanıcılarından daha iyi bir iş çıkaramaz. Marksist ekonomistlerin son 5 ekonomik küçülmenin 20’sini tahmin ettikleri söylenir. Dahası, 2. Dünya Savaşı’nı uzun bir refah sürecinin takip edeceğini pek az Marksist tahmin edebilmiştir. Elbette liberal ve muhafazakâr ekonomistler de bunu tahmin edememişlerdir ama Marksizm onlardan üstün olma iddiasındadır. Savaş sonrası refah süreci kendini belli edince hatırı sayılır Marksist teorikçilerin çoğu kapitalist gerilemenin durduğunu iddia etmiş, bu refahın sürekli olacağını söylemiştir (aynısı burjuva ekonomistler tarafından da söylenmiştir).

Marksist ekonomistlerin çoğu Marx ve Engels’in devlet kapitalizmi kavramını Sovyetler Birliği veya Maoist Çin özelinde hiç ele almamıştır. Çoğu bu rejimleri desteklemiştir! Desteklemeyen azınlık da bu ülkelerin geleneksel kapitalizme geçiş yapacağını tahmin edememiştir. Günümüzde bile bunun nasıl yaşandığına ilişkin esaslı bir açıklama getirebilen çok Marksist yoktur.

Toplumsal yapıları (insanların beraber söylediklerini, yaptıklarını ve düşündüklerini) anlamanın zor olduğunu kabul etmek gerek. Marx, pozitif bilimler kadar bilimsel bir teoriyi öne sürmeye çabalıyordu ama bu muhtemelen imkânsız bir şey. 30 yılı aşkın bir süredir, savaş sonrası refahın nihai çöküşünü Marksist ekonomi politiğe dayanarak tahmin etmeye çalışan pek az kişi var. Onun yerine, dünya ekonomisi yukarı ve aşağı dalgalanmalarla birlikte yavaşça gerilemeye başladı. Ben, başkalarıyla da birlikte, 2008 yılının krizlerle dolu yeni bir gerileme döneminin başlangıcı olduğuna inanıyorum. Göreceğiz. (Referanslara bakınız.)

Bunu söylerken kendimi Kaliforniya’da şunu diyen bir jeolog gibi hissediyorum: “Ev inşa etmeyin artık; bir noktada şehirleri dümdüz edecek devasa bir deprem meydana gelecek.” İnsanlar bu jeoloğa söz konusu depremin ne zaman gerçekleşeceğini sorarlar. Jeolog cevabı bilmez. “Belki bu sene. Belki 20-30 yıla. Muhtemelen bu yüzyıl içinde.” (Bunların hepsi doğrudur.) “Hadi oradan! Biz ev inşa etmeye devam edeceğiz.” Ekonomi politik jeolojiden çok daha karmaşıktır. Jeolojik katmanların aksine, sınıfların ve toplumsal grupların bilinci ve seçim yapma yeteneği vardır (insanların “özgür iradesi” vardır). Dolayısıyla tahminlerde bulunmak ve insanları bu tahminlerin doğru olduğuna ikna etmek zordur.

Kropotkin’in Eleştirileri

Marx’la kişisel ve siyasi düşmanlığına rağmen, Bakunin Marx’ın ekonomik teorisini hep takdir etmiştir. Bakunin’in çağdaşı olan anarşist Carlo Cafiero da Kapital’in bir özetini yayımlamıştır. Yıllar boyunca başka anarşistler de Marx hakkında aynı olumlu görüşü paylaşmıştır. Ama Bakunin’den sonra en nüfuzlu anarşist olan Kropotkin bunlardan biri değildi. Kropotkin’in Marx ve onun teorileri hakkında hep olumsuz bir görüşü olmuştur. Kendisi özellikle Marx’ın ekonomi konusundaki görüşlerini reddetmiştir.

Kropotkin’in ekonomi politik üzerine görüşlerinin en net seçilebildiği yer “Modern Bilim ve Anarşizm” adlı kitapçığı olsa gerek (bence en iyi çalışması olarak nitelendirilemez). Bu kitapçıkta genel dünya görüşünü açıklar: “Anarşizm; tüm doğa olaylarının mekanik açıklamasına dayanan, tüm doğayı –yani ekonomik, siyasi ve etik sorunları– kucaklayan bir dünya görüşüdür. Sorgulama şekli doğa bilimlerininkiyle aynıdır…” (2002; s. 150)

Kropotkin, diyalektiği bilimsellikten uzak bir mistisizm olarak reddetmiştir. Buna rağmen, aslında Kropotkin’in Marx’ınkine benzer bir yaklaşımı olduğu söylenebilir: evreni atomlardan toplumsal hareketlere kadar her şeyi kapsayacak şekilde bir teorik sistemde tanımlamayı amaç gütmek. Diğer yandan, atomlardan toplumsal hareketlere kadar her şeyi tek bir teorik sistemde açıklayacak, bir evren görüşünü yaratmayı hedefleyen, aslında Marx’ınkine benzer olan bir yaklaşımı vardı. Anarşist Errico Malatesta Kropotkin’in yukarıdaki cümlesini alıntılayarak yorumlamıştır, “Bu güzel bir felsefe ama kesinlikle bilim ya da anarşizm değil… Bütünüyle mekanik bir dünya görüşü… Böyle bir dünya görüşünde ‘irade, özgürlük, sorumluluk’ gibi kavramların anlamı ne olabilir? Yıldızların konumlarını değiştirmek ne kadar mümkünse insanlığın kaderini değiştirmek de o kadar mümkündür. Ne oldu o zaman? Anarşinin bununla ne ilgisi var?” (1984; s. 41, 44) (Marx’ın diyalektik materyalizmi kullanmasının sebebi mekanik materyalizmin katı doğasına bağımlı kalmamak içindi zaten; ne kadar başarılı olduğuysa ayrı bir konu.)

Kropotkin bu denemede “Ekonomik Yasalar” diye bir bölüme yer vermiştir. Burada kendi ekonomi anlayışını paylaşır. “… Ekonomi politik … insan toplumlarında, fizyolojinin bitkiler ve hayvanlar için tuttuğu kadar önemli bir yer tutmalıdır… Toplumun ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçları karşılamak için gereken … araçları incelemelidir… Kendini söz konusu ihtiyaçların karşılanması için yeni araçlar keşfetmeye adamalıdır…” (s. 180)

Bu ilginç bir tanım. Marx ve Engels gibi Kropotkin de fiziksel bilimlerle sosyal bilimler arasında olan önemli bir farkı görmezden geliyor (bilincin rolü). Dahası, bilimin temel özelliklerinden biri olan objektif incelemeyi yok sayıyor. Marx için büyük önem teşkil eden kapitalizmin işleyişine ilişkin bir incelemede bulunmuyor. Bunun yerine doğrudan ekonominin insanların ihtiyaçlarına göre nasıl düzenleneceği konusuna atlıyor. (Bakunin’in 1. bölümde alıntılanan Proudhon ve Marx karşılaştırmasına bakın.) Bu elbette güzel ve Marx’ın üzerine çok düşünmediği söylenebilecek bir konu. Ancak yine de kapitalizmin işleyişi ve eğilimlerinin detaylı bir açıklamasının yerine geçmiyor.

Sonrasında, Kropotkin “hem orta-sınıf, hem de sosyal-demokrat kamplardaki ekonomistleri … sosyalist politik ekonomiyi…” eleştirmeye girişiyor. (s. 179) Sosyal-demokrat terimiyle kastettiği grubun Marksistler olduğu ortada. Özellikle emek-değer teorisini sertçe eleştiriyor. Onların “Bütünüyle serbest bir piyasada metaların fiyatının, üretimleri için toplumsal olarak gerekli olan emek miktarına göre belirlendiğini” savunduklarını iddia ediyor. (s. 177) Bunun “… değişmez bir kural olarak müthiş bir saflıkla sunulduğunu” söylüyor. (s. 178) Aslında emek-zaman, değişim değeri ve fiyat arasındaki ilişkinin, diğer bilimsel kurallar gibi “… oldukça karmaşık [olduğunu]… Doğanın her yasasının koşullara bağlı bir karakteri” olduğunu vurguluyor. (s. 178-179) Bu doğru, ancak, defalarca tekrarladığım gibi, Marx kendi siyasi-ekonomik “yasalarının” pratikte çok değişken ve birbirine karşıt kuvvetlerin etkisinde olduğunu göstermiştir. Yasalarının her zaman yalnızca birer “eğilim” olarak karşımıza çıktığını söylemiştir. Bu eleştirinin tamamı Marx’ın yöntemi hakkındaki bir bilgisizlikten kaynaklanmaktadır.

Kropotkin’in Marx’ın ekonomik teorisine eleştirileri şöyle özetlenebilir: “… Kropotkin hem öznel kullanımın hem de değişim değerinin fiyatları belirlediğine inanıyordu ama aynı zamanda güç ilişkilerinin de önemli bir rol oynadığı düşüncesindeydi. [Alexander] Berkman bu argümanı geliştirerek fiyatların yalnızca öznel bireysel seçimlerin ya da nesnel değişim değerlerinin bir yansıması olmadığını savundu. Fiyatlar emek-zamandan, arz-talepten etkileniyor, güçlü tekeller ve devlet tarafından manipüle ediliyordu.” (van der Walt & Schmidt, 2009; s. 90)

Marx’ın teorisine karşı bu “eleştirinin” sıkıntısı tamamen doğru olması -ve zaten teorinin bir parçası olmasıdır. Bunu ikinci bölümde açıklamıştım. Değerlerin (toplumsal olarak gerekli emek-zaman) parasal fiyatlara “dönüşümü” birçok şeyden etkilenir. Mesela Kropotkin ve Berkman ortalama kâr oranını gözden kaçırırlar. Kâr oranı, metanın değer kompozisyonunu değiştirir – sabit sermayenin değeri + değişken sermayenin değeri + artı değerden, sabit + değişken sermaye + ortalama kâr oranının değerine dönüşür (yeni form “üretim maliyeti” oluyor).

Marx’ın devasa şirketlerin büyümesi ve devletleşmeye yönünde eğilimleri konularındaki – ikisi de kurgusal değerin ve fiyatların artışında etkilidir – görüşlerinden bahsetmiştim. “Öznel bireysel seçimler” de teoriye dâhildir: (1) bir metanın değişim değeri olabilmesi için kullanım değeri olmalıdır, yani birisi onu satın almak istemelidir ve (2) fiyatların (üretim maliyetinden çok uzaklaşmadan) arz ve talebe bağlı olarak dalgalandığı varsayılır – talep de “öznel seçimlerin” toplamıdır.

Bir firmanın nasıl fiyatlandırma yaptığını inceleyen mikro-ekonomistler emek-zaman ve değer hesaplamalarıyla ilgilenmeyebilirler. Bunlar bir iş insanının kesinlikle umrunda olmayacaktır. Onların amacı metaların üretim maliyetini üstüne en azından ortalama bir kâr oranı ekleyerek geri almaktır; işçilerini olabildiğince çok çalıştırmak ve onlara olabildiğince az ödemek için uğraşırlar. Bu kadarını bilirler ama sonuçta fiyat belirlemek konusunda yüzeysel bir bilgiden fazlasına sahip değildirler, ki bu da yaptıkları şey için yeterlidir.

Ama Marx’ın amacı fiyatları incelemek değildi. Bir toplumun nasıl işlediğini, nasıl kâr yarattığını, krizlerine neyin sebep olduğunu, firmalarının genel olarak nasıl gelişeceğini ve işçilerine nasıl davranmasının beklenebileceğini inceledi. Marx’ın amaçları işçileri kapitalizmin ne yaptığı konusunda bilgilendirmek, tehlikeleri hakkında uyarmak ve onlara kapitalizmi devirmekte yardımcı olmaktı (bu amaçların hepsini devrimci anarşizm de paylaşır). Bu amaçlar için emek-değer teorisi oldukça kullanışlıdır. Kropotkin ve Berkman’ın yukarıda alıntılanan çok-sebepli fiyat teorisi her ne kadar yüzeysel olarak doğru olsa da kârın nereden geldiği veya işçilerin sömürülüp sömürülmediği konusunda bize hiçbir fikir vermiyor.

Marksizmdeki Sorun

Kropotkin’in Marx’ın ekonomik teorisine eleştirisi başarısızdı. Ancak yine de bir sorunla karşı karşıyayız. Marksizm, anarşizm gibi sosyalist ve işçi sınıfı hareketlerinin içinden çıktı ve anarşizmle birçok değeri ve amacı paylaşıyor. Ekonomi politiğe eleştirisi de ekonomiyi anlamak ve kapitalizmle savaşmak için önemli bir araç. Bu kitaptaki iddiam bu.

Ancak bir hareket olarak Marksizmin tarihi dehşet verici olmuştur. Marx ve Engels’ten doğrudan etkilenen sosyal-demokrat partiler reformist, devletçi, karşı devrimci ve emperyalizm yanlısı partilere dönüştü. Bu partiler, 1. Dünya Savaşı’nda yer alan emperyalist güçleri destekledi ve sonrasında Rus ve Alman devrimlerine karşı çıktı. Faşizmin yükselişine karşı savaşamadı. Soğuk Savaş döneminde Batı emperyalizmini destekleyip, yeni bir toplum inşa etme iddialarını bütünüyle terk etti.

Lenin, Troçki ve diğerleri, devrimci Marksizmi 1. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Rus Devrimi’yle yeniden canlandırmaya çalıştılar. Ancak başarabildikleri şey tek partili bir polis devleti kurmak oldu. Bu devlet, Stalin’in yönetimi altında, dünyanın farklı yerlerinde on milyonlarca işçi ve köylüyü öldüren totaliter devlet kapitalizmlerini doğurdu. Nihayetinde bu ekonomiler çöktü ve yerlerini geleneksel kapitalizm aldı.

Marksizmin dinsel bir inanç değil, materyalist bir pratik olması gerekiyordu. Engels’in de dediği gibi, “Pudingin kanıtı tadındadır.” Böyle iyi amaçları, değerleri ve teorisi olan bir şey ne oldu da hep kötü sonuçlar verdi? Bu durum bize teorinin kendisi hakkında ne söyleyebilir?

Anarşizmin de başarısızlıklarının olduğu söylenebilir. Aynı Marksizm gibi, işçileri sosyalist bir devrime taşıyamadı. Proudhon ve Bakunin’in görüşlerinin ırkçı ve otoriter yönleri vardı. Kropotkin, 1. Dünya Savaşı’nda emperyalist İtilaf Devletleri’ni destekleyerek anarşizme ihanet etti. Anarşistler, 1936-39 İspanyol Devrimi sırasında kendi programlarını terk edip liberal burjuva hükûmetin bir parçası olarak emekçi sınıfa ihanet ettiler. Emekçilerin devrimini beklemede tutarak İspanyol faşizminin zaferine sebep oldular. Bunlar gibi başka örnekler de sıralanabilir. Anarşist teori ve pratiği geliştirmek için yapılması gereken çok şey vardır. (Bu eser, bu amaca yönelik bir adımdır.) Yine de, anarşizm en azından komünizm adına on milyonlarca emekçiyi öldürmemiştir.

Bu eserde, Marx’ın teorisiyle ilgili sorunlardan bahsettim. Bunlardan bir tanesi merkeziyetçi olması. Onun sosyalizm anlayışı, bazı açılardan bakıldığında kapitalizmin yontulmuş hâli olarak görülebilir, çünkü kapitalist yarı-tekelleşme ve devletleşmenin doğurduğu kolektifleştirilmiş ve toplumsallaşmış emeğe dayanır. Marx’a göre, bunlar, tüm ekonomiyi kapsayan geniş bir plan yürütecek olan merkezî bir yapı (muhtemelen bir azınlık tarafından kontrol edilecek) tarafından bir araya getirilmelidir. “Özgür üreticilerin birliğiyle” ilgili yazdığı şeylere rağmen Marx, hiçbir zaman, merkezsizleştirilmiş, tabandan tepeye işleyen, demokratik bir ekonomik planlamayı öngörmemiştir. İş yeri ve topluluk hayatı için önerdiği model temsilî demokrasinin iyileştirilmiş hâlinden başka bir şey değildir. Toplumsal hayatı yüz yüze doğrudan demokrasi üzerinden şekillendirmeyi hiç düşünmemiştir.

Burada sorun bunun kaba bir devletçilik olması değildir. Marx devlete tapmamış ya da totalitaryanizmi savunmamıştır. Ama Avrupa sosyalizmindeki Jakoben geleneğinden etkilenmiştir. Onun gözünde devlet, kapitalist düzendeki şekliyle bile, ekonomiyi bir bütün hâline getirmek için kullanılan doğal bir araçtı. Sonradan devletsiz, zorlamaya dayanmayan, kamusal bir yapıya dönüşecek olan devleti kullanma (ya da yeni bir devlet oluşturma) fikrine olumlu yaklaşmasının sebebi de budur. Bu bakış açısı, Birinci Enternasyonal’de anarşistlerle Marx arasındaki farka yol açmıştır; Marx Avrupa’daki işçi partilerini destekleyip, devletteki pozisyonlar için yarışmayı desteklerken, anarşistler buna karşı çıkmışlardır. Bence Marx sonrası Marksistlerin otoriter bir sosyalizm vizyonuna ve genel anlamda otoriter bir siyaset anlayışına sahip olmalarında Marx’ın merkeziyetçiliğinin ve devlet yanlısı tutumunun büyük bir payı vardır.

Marx sonrası Marksizmin sıkıntılarından bir diğeriyse daha incelikli ve felsefî bir noktadır. Bu kapitalizmin “kaçınılmaz” olarak ve “dolaysız” sosyalizme yöneldiği fikriydi. Tarihin çarkları durmadan döner; işçiler istemsizce sınıf bilinci kazanır, kapitalizm krize girer, işçiler ayaklanarak komünizmin ilk aşamasına geçerler. (Bu Ron Tabor tarafından eleştirel olarak incelenmiştir; 2004) Bu otomatizm Marx’ın ahlakçı olmamasıyla, Marksist hareketi hiçbir idealle bağdaştırmamasıyla ilgilidir. Ona göre, işçilerin sosyalizm mücadelesi ahlâkî bir itkiyle gerçekleşmez. Dolayısıyla sosyalizmin nasıl olacağıyla ilgili tasarılarda bulunmak gereksizdir; sosyalizm tarihsel bir zorunluluktur, kendiliğinden doğacaktır.

Gösterdiğim üzere, Marx’ın Marksizminde bu anlayışının alternatfleri bulunuyordu, ahlaki bir seçim gerektiren bir değil, (en az) iki olasılık olduğu yönünde bir kanaat de var. Ancak bu çalışmalarının genelinde vurgulanan bir şey olmadığı için bunu gözden kaçırmak kolaydı. Benzer şekilde, çalışmalarının dikkatli bir incelemesi yapıldığında özgür bir komünist toplum vizyonunun izleri görülebilir. Bu toplum tasarısında zihinsel-fiziksel emek ayrımı, devlet gibi şeylerin olmadığı, ekolojik dengeye önem verildiği vb. görülür. Fakat bu nadiren öne çıkan bir tasarıdır ve ahlâkî bir standart ve amaçların olmadığı yine de ortadadır.

O hâlde tarih kendini “sosyalist” diye niteleyen, totaliter, kitleleri katleden, devletçi kapitalist bir kâbus ortaya çıkarırsa ne olur? Birçok devrimci Marksist, tarihsel bir süreçten ortaya çıktığına göre, bunun “reel sosyalizm” [actually existing socialism] olması gerektiğine karar verdi. Doğal olarak kabullenilmesi gerekiyordu. Bu yapıyı özgür üreticiler birliği vizyonuyla karşılaştırmak kimsenin aklına gelmedi; Marksistlerin böyle bir vizyonu yoktu.

Marx, düşüncelerini bir bütün olarak ele almıştır. “Marksizm” (ya da “bilimsel sosyalizm”) ekonomi politiğin tamamının eleştirisini içerir (bahsettiğim konu da zaten budur). Toplumu anlayabilmek için çok yönlü bir yöntem sunar: tarihsel materyalizm. Felsefî bir yaklaşımı da içinde barındırır: diyalektik materyalizm. Pratiğe dökülmesi gereken siyasî stratejilere de yer verir: işçi partilerinin ve sendikalarının kurulması.

Bu kapsamlı dünya görüşü, tarih sahnesine çıkan yeni bir sınıfın, proletaryanın görüşü olacaktı. (Hâlihazırda egemen sınıf olan burjuvazinin birden fazla felsefesi, ekonomik teorisi ve siyasi stratejisi olduğu için işçiler de aslında birden fazla bakış açısına sahip olabilmelidir.) Ben, bu dünya görüşünün kapsamını kabul etmediğim için kendimi Marksist olarak tanımlamıyorum. (Kendimi bir “Marksizmden haberdar anarşist” olarak niteliyorum.)

Sonradan görüldüğü üzere, Marksizm, ya da kendine “Marksizm” diyen hareket, gerçekten de tarih sahnesine çıkan yeni bir sınıfın ideolojisi oldu: Bu sınıf proletarya değil, devlet kapitalisti kolektif bürokrasiydi.

Kapitalizmin büyüyen idari ve bürokratik katmanına dâhil bir grup radikalleşerek geleneksel burjuvazinin yönetimini reddetti. Yeni (ve iyi kalpli) yöneticilerin kendileri olması gerektiğini düşündüler. Marksizmin bir türünü benimseyerek onu güce giden yolda bir rehber olarak gördüler. “Komünist” ülkelerde Marksizm, gücü elde tutmayı meşrulaştıran bir kavram oldu. Gelişmelerin bu yönde olacağını Bakunin ve Kropotkin daha önce tahmin etmişlerdi.

Marx ve Engels’in özgürlükçü-demokrat, hümanist ve proleter görüşlerinin altında yatan samimiyeti kesinlikle reddetmiyorum. Bu, Marx ve Engels’in Marksizminin kayda değer bir özelliğiydi -hâlâ öyle. Ancak sınıflı toplum tarih boyunca özgürlük hareketlerini yoldan çıkardı; onları seçkinlerin eski yöneticilerin yerini almak isteyen seçkinlerin araçlarına dönüştürdü, insanları eski yöneticilere karşı koçbaşı olarak kullandı. Üretici güçlerin düşük gelişmişlik seviyesi göz önünde bulundurulduğunda bu doğaldı. Ama koşullar değişti; insanlığın gerçek özgürlüğü artık mümkün. Herkesin ihtiyacını fazlasıyla karşılayabilecek bir teknolojiye sahibiz – eğer egemen sınıfın elinden alınmazsa bu teknoloji sonumuzu getirecek. Ayrıca, yabancılaşmanın olmadığı bir topluma ulaşma potansiyeline sahip, enternasyonal, bütünleşmiş bir işçi sınıfı var.

Ancak eski sorunlar hâlâ varlıklarını koruyor. Bir devrimi elitist ve otoriter yapan, demokrasiden uzaklaştıran her şey hareketin devrimci özgürlükçü yönünü zayıflatıyor. Tüm katkılarına rağmen Marksizmle bu kanıtlandı. O halde, politik ekonominin bilimsel eleştirisi de dahil olmak üzere teorinin gerçekten özgürleştirici yönleri bile yeni seçkinler tarafından kötüye kullanılabilir. Tarih, bürokratların Marksizmin en demokratik, en özgürlükçü yönlerini bile devletçi kapitalist tiranlığı örtbas etmekte kullanmalarına sahne olmuştur. Bu bürokratlar için “Marksizm” yalnızca dikkat dağıtan ve tiranlığı meşrulaştırmalarını sağlayan bir kavram olarak kalmıştır.

Özgürlükçü Marksizm

Marx’ın görüşlerini ve onun enternasyonal proleter devrim stratejisini takdir etmesine rağmen birçok açıdan devlet karşıtı olup anarşizme yakın olan kayda değer sayıda kişi var. Bu kişilere özgürlükçü Marksistler, otonomist Marksistler, sol komünistler ya da özgürlükçü komünistler deniyor (son ikisi, anarşist-komünistler ile aşırı sol Marksistler arasında net bir ayrım yapmaz). Bu insanlar hem Leninizme hem de sosyal demokrasiye olumsuz bakıyorlar. Bu gruplara konsey komünistleri, Johnson-Forrest akımı (C. L. R. James, Raya Dunayevskya ve Grace Lee Boggs), İtalyan işçicileri , otonomlar, erken dönem Socialisme ou Barbarie (Castoriadis), Britanyalı Solidarity grubu ve diğerleri dahildir

Bu akımların hepsini burada yakından inceleyecek zamanım ya da yerim yok. Benim için bu ideolojilerin olumlu yanının ne olduğu okuyucu için sanırım oldukça açıktır: Hepsi Marx’ın ekonomi politiğe eleştirisini kullanmakla birlikte Marksizmin devletçi yorumlarını reddetmektedir.

Bu olumlu yanlarına rağmen, bu Marksistlerin, Marksizmin nasıl totaliter akımları doğurduğunu yeterince analiz edebildiklerini düşünmüyorum. Marksizme yerinde bir eleştiri getiremiyorlar. Bazıları, bir bakıma hâlâ Leninistler (Lenin haklıydı ama koşullar değişti: Johnson-Forrest akımının bakış açısı Dunayevskaya’nın takipçileri tarafından hala savunuluyor). Diğerleri için aynısı söylenemez ama onlar da Marx’ın merkeziyetçi, ahlâk karşıtı determinizmine sıkıca tutunmaya devam etmektedirler. Bazılarıysa aşırı sol ama aynı zamanda merkeziyetçi olan ve demokrasiye karşı çıkan Bordigist eğilime yakınlar.

Diğer bir yandan, birçok otonomist Marksist de anarşistlerin hatalarını tekrarlamaktadır. Otonomistlerin çoğu, aynı görüşü savunan devrimcilerden oluşan muayyen örgütler inşa etmeye karşı olup, bunun yerine daha geniş, esnek örgütlenmeleri tercih etmektedir. Birçoğu, ilkesel olarak, işçi sendikalarına katılım göstermeye (bürokrasiye karşı olsalar bile), ulusal kurtuluş mücadelelerine (ulusalcı programa karşı olsalar bile) ve herhangi bir çeşit birleşik cephe, prensip olarak karşıdırlar. (Ama seçimciliğe karşı gelmekte haklı olduklarını düşünüyorum.) Elbette bunların sıkıntılı pozisyonlar olduğunu düşünen benim; birçok anarşistin bu pozisyonları savunduğuna eminim.

Bugün kendini anarşist olarak tanımlayan radikallerin birçoğu (belki çoğunluğu) devrimci proleter bir stratejiyi benimsemiyor. Nihayetinde devlet ve kapitalizmin yerini alacak toplumsal yapıları adım adım ve barışçıl şekilde inşa etmeyi savunuyorlar – kısacası Proudhon’un stratejisini benimsiyorlar. Kendini Marksizmin otonomist (özgürlükçü) akımından sayanların bile aynı şekilde proleter devrim fikrini reddetmeye başlamış olmaları bence üzücü bir durum. Hepsi olmasa da birçoğu işçi sınıfı kavramı yerine “çokluk” terimini kullanıyor veya “proletarya” kavramını neredeyse herkesi içerecek şekilde sulandırıyorlar. Kapitalizmden bir şekilde geri çekilme hedefiyle devrimi (kendini savunurken az ya da çok şiddet içerecek olan, devleti altüst edecek halk ayaklanmasını) reddediyorlar, bu stratejiye “çıkış” diyorlar.

Hataları ve sınırlamaları ne olursa olsun, Marx ve Engels, Bakunin ve Kropotkin bir işçi devrimini savunmakta haklılardı. Aralarındaki çatışmalar ve kusurları bir yana, onların başlattıkları işi devam ettiriyoruz. Onların çalışmalarını geliştiriyoruz. İşçi devrimi, demokrasi ve işbirliğiyle, özgürce birleşmiş bireylerin “her birinin özgür gelişiminin herkesin özgür gelişiminin ön koşulu olduğu”, sınıfsız, devletsiz, baskıcı olmayan bir topluma giden tek yoldur.

Daha fazla bilgi için kaynaklar:

Aşağıdakiler daha fazla bilgi için önerilerdir. Bunlar, (1) Marx’ın iktisat teorisinin daha ileri düzeyde giriş niteliğindeki çalışmaları ile ilgili kitapları içerir. Bunlardan biri veya birkaçı, tercihen bir çalışma grubunda, Marx’ın Kapital’inin yanında okunabilir. (2) Marx’ın teorisindeki tartışmalı konular üzerine kitaplar, bu giriş metninde fazla girmediğim konular. (3) Marx’ın teorisinin mevcut ekonomik duruma uygulanması – Büyük Durgunluk ve sonrası.

Bunlar, raflarımda bulunan ve yazarların tüm teorilerine her zaman katılmasam da bana hitap eden kitaplar. Giriş kitapları, açıkça yazıldıkları ve temel konuları kapsadığı için değerlidir.

Giriş Okumaları

  • Leontiev, A. (tarihsiz). Political Economy: a Beginners’ Course. San Francisco: Proletarian Publishers. [Marx’ın ekonomik teorisinin temellerinin son derece açık bir sunumuyla “üçüncü dönem” bir Stalinist]
  • Cleaver, Harry (2000). Reading Capital Politically. San Francisco: AK Press/ AntiTheses. [Marksist ekonomiyi tamamen Kapital I Bölüm 1 üzerinden ele alan bir kitapçık] [ç.n. Türkçe basım: Harry Cleaver, Kapital’i Politik Olarak Okumak, Otonom Yayıncılık]
  • Fine, Ben, & Saad-Filho, Alfredo (2010). Marx’s “Capital”; (5th Ed.), Londra/ NY: Pluto Press. [ç.n. Türkçe basım: Ben Fine, Marx’ın Kapital’i, Yordam Kitap]
  • Harvey, David (2010). Marx’ın Kapital’i İçin Klavuz, Londra/ NY: Verso. [ç.n. Türkçe basım: David Harvey, Marx’ın Kapital’i İçin Klavuz, Metis Yayınları]

Marx’ın İktisat Teorisinde Tartışmalı Konular

Marx’ın ekonomi politiğe yönelik eleştirisinin teorisindeki ana tartışma alanı, değer sorunu çerçevesinde sürer: emek değer teorisi, “dönüşüm problemi” (değerin fiyatlara dönüşümü), kâr oranının düşme eğilimi, iş döngüleri ve onların çöküşleri.. Güncel argümanlar üzerine yenilenmiş olan en iyi kitap aşağıdaki ilk kitaptır.

  • Kliman, Andrew (2007). Reclaiming Marx’s “Capital”: A Refutation of the Myth of Inconsistency. Lanham MD: Lexington Books/ Rowman & Littlefield.
  • Mattick, Paul (1969). Marx and Keynes: the Limits of the Mixed Economy. Boston MA: Extending Horizons/ Porter Sargent. [Paul Mattick, Sr.’nin diğer kitapları da okumaya değer; o, özgürlükçü Marksist “konsey komünist” eğiliminin önde gelen bir ekonomistiydi]
  • Grossman, Henryk (1992). The Law of Accumulation and Breakdown of the Capitalist System, Being also a Theory of Crises (J. Banaji, trans.). London: Pluto Press. [Alışılmadık bir Stalinist olmasına rağmen, parlak ekonomi teorisi, liberter Mattick’i büyük ölçüde etkilemiştir.]

Tartışmalı bir diğer konu da devlet kapitalizmi. Bana devlet kapitalizmi konusunda nerede durduğunuzu söyleyin, “sosyalizm” ile ne demek istediğinizi anlayayım.

  • Price, Wayne (2010). Anarchism & Socialism: Reformism or Revolution? Edmonton, Alberta Canada: thoughtcrime.ink. [3. bölüm “’Komünist’ Ülkelerin Doğası ve Rus Devrimi” üzerine ]
  • Hobson, Christopher Z., & Tabor, Ronald D. (1988). Trotskyism and the Dilemma of Socialism. NY/ Westport CT: Greenwood Press. [“Rusya Sorunu” ve “Değer Yasası ve Rusya’da Nasıl İşlediği” üzerine bir bölüm içerir. Devlet kapitalizminin bu versiyonuyla ve ayrıca genel olarak bir sonraki kitaptaki versiyonuyla hemfikirim.]
  • Daum, Walter (1990). The Life and Death of Stalinism: a Resurrection of Marxist Theory. NY: Socialist Voice. [Alışılmışın dışında bir Troçkist bakış açısıyla, kapitalist çürüme çağı da dahil olmak üzere birçok konu hakkında çok yararlı tartışmalar içermektedir.]

Marx’ın “Sürekli Devrim” stratejisi hakkında:

  • Draper, Hal (1978). Karl Marx’s Theory of Revolution: Vol II; The Politics of Social Classes. NY/ London: Monthly Review Press.

Marx ve Engels’in “proletarya diktatörlüğü” ile gerçekten neyi kastettiği hakkında:

  • Draper, Hal (1986). Karl Marx’s Theory of Revolution: Vol. III: The “Dictatorship of the Proletariat.” NY/ London: Monthly Review Press.
  • Draper, Hal (1987). The “Dictatorship of the Proletariat”: from Marx to Lenin. NY: Monthly Review Press.
  • Price, Wayne (2007). The Abolition of the State: Anarchist and Marxist Perspectives. Bloomington IN: Authorhouse. [Chapter 4: “The Marxist transitional state”]

Marx ve Engels’in ekoloji konusundaki görüşleri hakkında:

  • Foster, John Bellamy (2000). Marx’s Ecology: Materialism and Nature. NY: Monthly Review Press. [Foster, Marksizm ve ekoloji üzerine birkaç kitap yazdı.]

Kriz: Büyük Durgunluk ve sonrası:

  • Daum, Walter, & Richardson, Matthew (Winter 2010). “Marxist Analysis of the Capitalist Crisis: Bankrupt System Drives Toward Depression.” Proletarian Revolution, No. 82; pp. 48, 35–45. http://lrp-cofi.org/pdf.html [Belki de en iyi tek açıklama]
  • Goldner, Loren (2008). “The Biggest ‘October Surprise’ of All: a World Capitalist Crash.” http://home.earthlink.net/%7Elrgoldner/october.html
  • Mattick, Paul, Jr. (2011). Business as Usual: The Economic Crisis and the Failure of Capitalism. London: Reaktion Books.
  • Kliman, Andrew (2012). The Failure of Capitalist Production: Underlying Causes of the Great Recession. NY: Pluto Press.
  • Foster, John Bellamy, & Magdoff, Fred ((2009). The Great Financial Crisis: Causes and Consequences. NY: Monthly Review Press.

Kaynakça

  • Bakunin, Michael (1980). Bakunin on Anarchism (S. Dolgoff, ed.). Montreal: Black Rose Books. [ç.n. Türkçe basım: Sam Dolgoff, Bakunin, Kaos Yayınları, 1. Basım: Kasım 1998]
  • Buber, Martin (1958). Paths in Utopia (R.F.C. Hull, trans.). Boston: Beacon Press.
  • Daum, Walter (1990). The Life and Death of Stalinism: a Resurrection of Marxist theory. NY: Socialist Voice.
  • Draper, Hal (1998). The Adventures of The Communist Manifesto. Berkeley CA: Centre for Socialist History.
  • Engels, Frederick (1954). Anti-Duhring: Herr Eugen Duhring’s Revolution in Science. Moscow: Foreign Languages Publishing. [ç.n. Türkçe basım: Frederick Engels, Anti-Dühring, Sol Yayınları]
  • Federici, Silvia (2004). Caliban and the Witch: Women, the Body, and Primitive Accumulation. Brooklyn NY: Automedia. [ç.n. Türkçe basım: Silvia Federici, Caliban ve Cadı, Otonom Yayıncılık
  • Geras, Norman (1976). The Legacy of Rosa Luxemburg. London: Verso.
  • Harvey, David (2010). A Companion to Marx’s Capital. London/ NY: Verso.[ç.n. Türkçe basım: David Harvey, Marx’ın Kapital’i İçin Klavuz, Metis Yayınları]
  • Jackson, J. Hampden (1962). Marx, Proudhon, and European Socialism. NY: Collier Books.
  • Kliman, (2012). The Failure of Capitalist Production: Underlying Causes of the Great Recession. London: Pluto Press.
  • Kropotkin, Peter (2002). Anarchism: a Collection of Revolutionary Writings (R. Baldwin, ed.). Mineola NY: Dover Publications.
  • Lappe, Frances Moore (October 2011). “The Food Movement: Its Power and Possibilities.” The Nation; 293, 14; pp. 11–15.
  • Leier, Mark (2006). Bakunin: the Creative Passion. NY: Thomas Dunne Books/St. Martin’s Press.
  • Malatesta, Errico (1984). Errico Malatesta: His Life and Ideas (V. Richards, ed.). London: Freedom Press. [ç.n. Türkçe basım: Errico Malatesta, Bir İtalyan Anarşisti Malatesta: Hayatı ve Düşünceleri, Kaos Yayınları]
  • Marx, Karl (1906). Capital: a Critique of Political Economy; Vol. I: The Process of Capitalist Production (F. Engels, ed.). NY: Modern Library. [ç.n. Türkçe basım: Karl Marx, Kapital Birinci Cilt: Kapitalist Üretimin Eleştirel Bir Tahlili, Sol Yayınları]
  • Marx, Karl (1967). Capital: a Critique of Political Economy; Vol. II: The Process of Circulation of Capital (F. Engels, ed.). NY International Publishers. [ç.n. Türkçe basım: Karl Marx, Kapital İkinci Cilt: Sermayenin Dolaşım Süreci, Sol Yayınları]
  • Marx, Karl (1967). Capital: a Critique of Political Economy; Vol. III: The Process of Capitalist Production as a Whole (F. Engels, ed.). NY International Publishers. [ç.n. Türkçe basım: Karl Marx, Kapital Üçüncü Cilt: Bir Bütün Olarak Kapitalist Üretim Süreci, Sol Yayınları]
  • Marx, Karl (1992). The First International and After: Political Writings; Vol. I (D. Fernbach, ed.). London: Penguin Books.
  • Marx, Karl, & Engels, Frederick (1971). On the Paris Commune. Moscow: Progress Publishers.[ç.n. Türkçe basım: Karl Marx, Fransa’da İç Savaş, Sol Yayınları]
  • Marx, Karl, & Engels, Frederick (1998). The Communist Manifesto. In H. Draper, The Adventures of The Communist Manifesto. Pp. 99–185. [ç.n. Türkçe basım: Karl Marx ve Freidrich Engels, Komünist Manifesto, İletişim Yayınları]
  • Milstein, Cindy (2010). Anarchism and its Aspirations. Oakland CA: AK Press/Institute for Anarchist Studies.
  • Schmidt, Michael, & van der Walt, Lucien (2009). Black Flame; the Revolutionary Class Politics of Anarchism and Syndicalism; Vol. I: Counter-Power. Edinburgh UK: AK Press.
  • Tabor, Ron (August 2004). “The Dialectics of Ambiguity: the Marxist Theory of History.” The Utopian: A Journal of Anarchism and Libertarian Socialism. Vol. 4. http://utopianmag.com/archives/the-dialectics-of-ambiguity

Çeviri: Yeryüzü Postası

________________

1. Bölüm: Giriş

2. Bölüm: Emek Değer Teorisi

3. Bölüm: Döngüler, Resesyonlar ve Azalan Kâr Oranları

4. Bölüm: Kapitalizmin Kökenindeki İlkel Birikim

5. Bölüm: Kapitalist Gerileme Çağı 

6. Bölüm: Savaş-Sonrası Yükseliş ve Fiktif Sermaye

7. Bölüm: Devlet Kapitalizmi

8. Bölüm: Sosyalizm mi Barbarlık mı?

9. Bölüm: Marx’ın Sosyalizm / Komünizm Derken Kastettiği

10. Bölüm: Marx’ın Ekonomi Politiğinin Anarşist Bir Eleştirisi

Anarşistler İçin Marx Ekonomisi Broşür (PDF)

________________

Adresi kontrol edin

“Musibet”ten Kurtulma Üzerine – Anarşi Kolektifi Ankara

Geçtiğimiz günlerde DAF ile ilgili ifşalarla ilgili Anarşi Kolektifi Ankara (AKA) tarafından yayınlanan yazıyı paylaşıyoruz. …