Bu kelimeler aslında FARJ’ın Toplumsal Anarşizm ve Örgütlenme adlı eserinden gelmektedir, ancak bu düzenlenmiş ve kısaltılmış versiyon, Espesifizm Çalışmaları Merkezi’nin gelişiminde ve Militan Anaokulu‘nun sürekliliğinde önemli bir yere sahip olan bu metne ilişkin örgütsel anlayışımızı yansıtmaktadır. Aşağıdaki paragrafları, “Okuma Rehberimiz”i sayfa numaraları ve üç nokta kullanmadan uyarlayarak, daha akıcı bir okuma sağlamak amacıyla düzenledik, numaralandırdık ve alt başlıklarla ayırdık.
1.ESPESİFİZMİN İKİ EKSENİ
Espesifizm derken, iki temel ekseni olan bir anarşist örgütlenme anlayışından söz ediyoruz: örgütlenme ve toplumsal çalışma/toplumsal eklemlenme. Bu iki eksen, anarşizmin toplumsal ve politik düzeylerde farklılaşmış eylemine dair klasik kavrama (Bakuninci eksen) ve özgül anarşist örgütlenme kavramına (Malatestacı eksen) dayanır.
2.ESPESİFİZM İDEOLOJİSİ
Sentezcilik, içinde tüm anarşistlerin (anarko-komünistler, anarko-sendikalistler, anarko-bireyciler vb.) yer aldığı bir anarşist örgütlenme modelini savunur. Bu nedenle eleştirdiğimiz özelliklerin birçoğunu taşır. Sentezci örgütlenmeler içinde de toplumsal anarşizme bağlı ciddi militanlar bulunduğunu biliyoruz, bu yüzden eleştirilerimizin genelleyici görünmesini istemeyiz. Bu örgütlenmelerin anarşist olup olmadığını hiçbir zaman sorgulamasak da (bize göre hepsi anarşisttir), çoğu zaman bizim anarşist örgütlenmeyi kavrayış biçimimizle örtüşmezler. Espesifizm akımından gelmeyen başka anarşist örgütlenmeler de vardır. Dolayısıyla espesifizm, yalnızca anarşist örgütlenmeyi savunmaktan çok daha fazlasını ifade eder. Biz anarşizmi bir ideoloji olarak anlıyoruz; yani “eylemle doğrudan bağı olan bir fikirler, motivasyonlar, özlemler, değerler bütünü, bir yapı ya da kavramlar sistemi, bizim politik-pratik dediğimiz şey” olarak. Espesifizm, bir ideoloji olarak, günümüz toplumunu, toplumsal devrim yoluyla özgürlükçü sosyalizme dönüştürecek bir eylem modeli kurmaya çalışan bir anarşizmi savunur. Burada amacımız, bu anarşizm anlayışını; yalnızca özgür düşünmeyi teşvik eden, bir toplumsal dönüşüm modeli kurmayı zorunlu görmeyen, salt soyut ve teorik başka bir anlayıştan ayırt etmektir. Anarşizm, yalnızca yaşamı eleştirel biçimde gözlemleyen bu modelden düşünüldüğünde, estetik bir özgürlük ve sonsuz olasılık sunar. Ne var ki böyle tasarlandığında gerçek bir toplumsal dönüşüm olasılığı sunmaz, çünkü pratiğe, eyleme dökülmez. Nihai hedefleri gözeten politik pratiğe sahip değildir.
3.ÖRGÜTLENME ANA ESASTIR
Espesifizm modelinde, faaliyetin politik ve toplumsal düzeyleri arasında zorunlu olarak bu ayrım bulunur. Böylece özgül anarşist örgütlenme, politik ve ideolojik düzeyde bir araya gelen ve asıl faaliyetlerini, mücadelenin mayası olmayı hedefleyerek, daha geniş olan toplumsal düzeyde sürdüren anarşistlerin örgütlenmesidir. Toplumsal ve politik düzey arasındaki bu ayrımı tasarlarken, bununla toplumsal hareketlerin önünde olmak istediğimizi ya da politik düzeyin toplumsal düzey karşısında herhangi bir hiyerarşiye veya tahakküme sahip olduğunu söylemek istemiyoruz. Genel olarak anarşizmde, toplumsal ve politik düzey arasındaki bu ayrım tüm akımlar tarafından kabul edilmez, bu akımlar anarşist örgütlenmeyi belirsiz bir biçimde anlarlar ve bunun bir toplumsal hareket, bir örgütlenme, bir yakınlık grubu, bir çalışma grubu, bir topluluk, bir kooperatif vb. olabileceğini düşünürler. “Örgütlenme karşıtı” ya da hatta kendiliğindenci tutumları savunan ve her türlü örgütlenme biçiminin otoriter olduğunu ya da anarşizme aykırı olduğunu düşünen anarşist akımlar da vardır. Bu görüşleri savunan ve toplumsal çalışma yapmaya istekli olan bazı anarşist bireyler, otoriter güçlerle baş edemezler ve uygun bir örgütlenme olmadan, otoriter projeler için işçi ve “kol” haline gelirler ya da toplumsal hareketlerde yer edinemedikleri için hayal kırıklığına uğrayarak ayrılırlar. Bizim anlayışımıza göre, toplumsal hareketleri ideolojikleştirmeye yönelik bu ve benzeri girişimler hem toplumsal hareketleri ki bunlar artık toprak, konut, istihdam vb. somut meseleler etrafında işlemez hale gelir, hem de anarşizmin kendisini zayıflatır, çünkü toplumsal hareketin içinde gerçekleşen ideolojik mücadelelerin derinleşmesine izin vermez. Bu aynı zamanda zayıflatır da, çünkü bu anarşistlerin toplumsal hareketlerin tüm militanlarını anarşist yapma hedefi, hareketleri ciddi biçimde küçültüp zayıflatmadıkça imkânsızdır. Böylece, ya da toplumsal hareketlerde asla anarşist olmayacak farklı ideolojilerden insanlara rastlamanın doğal olduğunu görerek, bu anarşistler hayal kırıklığına uğrarlar ve genellikle mücadelelerden uzaklaşırlar. Bunun bir sonucu olarak, bu anarşizm çoğu zaman kendi içine kapanır.
4. SINIF MÜCADELESİ
Bizim açımızdan anarşizm, halkın içinden doğmuştur ve yeri de orasıdır, sınıf mücadelesinde sürekli çatışma halinde olan sömürülen sınıflardan yana açık bir tutum almalıdır. Bu yüzden, “anarşizmin tohumlarını nereye ekmeli” diye konuştuğumuzda, bizim için açık olan şey, bunun sınıf mücadelesi içinde, kapitalizmin çelişkilerinin en belirgin olduğu alanlarda yapılması gerektiğidir. Anarşizmin bu sınıf mücadelesi eğilimini desteklemeyen anarşistler vardır, daha kötüsü, bunu bir kurtarıcı olma çabası ya da “yoksullar için özür dileme” isteği olarak eleştirenler de vardır. Sınıf mücadelesini reddeden bu anarşistlerin çoğu, bugünkü toplumu göz önünde bulundurmadığı için burjuva ve proleter sınıflarının klasik tanımının artık geçerli olmadığını, dolayısıyla sınıfların artık var olmadığını ya da bunun modası geçmiş bir kavram olduğunu düşünürler. Biz bu görüşlere kökten karşıyız ve sınıfları nasıl tanımlarsak tanımlayalım, ekonomik yönüne az ya da çok vurgu yapalım bazı insanların kapitalizmin etkilerinden diğerlerinden daha fazla acı çektiği bağlamların ve koşulların yadsınamaz olduğuna inanıyoruz. Çalışmamızda öncelik vermek istediğimiz de tam olarak bu bağlamlar ve bu koşullardır. Anarşizmi sınıf mücadelesine uygulamaya çalıştığımızda, daha önce “anarşist örgütlenmenin sınıf mücadelesinin ortasında yürüttüğü, anarşizmi sömürülen sınıflarla etkileşime sokan faaliyet” olarak tanımladığımız toplumsal çalışmayı ortaya koyarız. Daha önce de söylediğimiz gibi, bizim için toplumsal çalışma, özgül anarşist örgütlenmenin asıl faaliyeti olmalıdır. Anarşist örgütlenmenin, toplumsal çalışma aracılığıyla, “anarşist pratik yoluyla toplumsal hareketleri etkileme süreci” olan toplumsal eklemlenmeyi (insersiyon) hedeflemesi gerektiğini savunuyoruz.
5. SEKTER ANARŞİZM[1]
Bazıları toplumun bireyleri olarak zaten toplumsal eklemlenmeye sahip olduklarını söyler. Bunlar çoğu zaman sekter hale gelirler. Toplumsal çalışma/eklemlenmenin öncelik olmadığını düşünen anarşistler için, anarşizmin gelişiminde başka faaliyetlerin daha etkili olacağı görüşü hâkimdir ancak bu çoğunlukla açıkça dile getirilmez. Ayrıca, en azından görünürde stratejik bir formülasyonları olmadığından, pratikte olan şey, bu anarşistlerin yayınlar, etkinlikler ve kültürle çok sınırlı kalan propagandayla çalışmaya yönelmeleridir. Propaganda bizim için de merkezidir ama toplumsal çalışma ve eklemlenmenin desteği olmadan yapıldığında yeterli değildir. Bu destekle propaganda çok daha etkili olur. Bu yüzden, espesifizmde propaganda, eğitici/kültürel olma ve toplumsal hareketlerle birlikte mücadele etme olmak üzere bu iki eğilimle yürütülmelidir.
6. BURJUVA ANARŞİSTLER
Ya toplumsal dönüşüm önerisinden vazgeçerler ya da halk için mücadele eden, halkla birlikte değil, öncü konumunu üstlenip etkin azınlık konumunu üstlenmeyen bir grup oluştururlar. Sonunda kendi anarşizmlerini, esas olarak orta sınıf ve entelektüellerden oluşan, toplumsal ve halkçı mücadelelerle temas aramayan, farklı ideolojiden insanlarla iletişim kurmayan, “kendi başına bir hareket” haline getirirler. Çoğu durumda kendiliğindenciliği savunurlar, çünkü “dışarıdan gelmek”, “anarşizmi toplumsal hareketlerin içine sokmak” onlara göre otoriterdir. Onlara göre fikirler kendiliğinden ortaya çıkmalıdır. Tartışmayı, ikna etmeyi, kandırmayı, alışverişi, etkilemeyi toplumsal hareketlere dışarıdan dayatılan ve bu nedenle otoriter şeyler olarak kınarlar.
7. TEORİYİ BİLGİLENDİREN PRATİK
Açıkladığımız gibi, bize göre anarşizm ne kendi içine kapanmalı ne de toplumsal hareketlerden ve farklı ideolojilerden insanlardan kaçınmalıdır. Sınıfın kökenle değil, mücadelede savunduğun konumla tanımlandığını anladığımız için, kendi gerçekliğinden farklı toplumsal hareketleri ve örgütlenmeleri desteklemenin, seferberliklere ve örgütlenmelere yardım etmenin, sınıflı toplumun sonunu hedefleyen her militan için etik bir yükümlülük olduğuna inanıyoruz. Son olarak, toplumsal çalışmanın anarşizme gerekli pratiği getirdiğine ve bunun örgütlenmenin teorik ve ideolojik çizgisinin gelişimine muazzam bir katkı sağladığına inanıyoruz. Toplumsal çalışması olmayan grup ve örgütlenmeler, pratikte desteği olmayan bir söylemi radikalleştirme eğilimindedir.
8. TEORİ VE İDEOLOJİ BİRLİĞİ
Bizim için, bazı “başlangıç sorularında” anlaşmadan etkili bir pratiğe sahip olmanın, hatta bir örgütlenme kurmanın bir yolu yoktur. Örgütlenme tarafından savunulacak ve geliştirilecek bir ideolojik ve teorik çizgi çıkarmalıyız. Bu politik çizgi ortaklaşa inşa edilir ve örgütlenmedeki herkes ona uymakla yükümlüdür. Bu birliği savunmayan anarşistler için, anarşist örgütlenme farklı ideolojik ve teorik çizgilerle çalışabilir. Her anarşist ya da anarşist grubu, anarşizme dair kendi yorumuna ve kendi teorisine sahip olabilir. Bu, bu anlayışa sahip örgütlenmelerde çeşitli çatışma ve bölünmelerin nedenidir.
9. STRATEJİ BİRLİĞİ
Strateji eksikliğinin çabaları dağıttığına, bunların çoğunun kaybolmasına yol açtığına inanıyoruz. Gördüğümüz gibi, stratejiyle hareket etmek, örgütlenme tarafından gerçekleştirilen tüm pratik eylemlerin bir planını göz önünde bulundurmayı, nerede olduğunuzu, nereye gitmek istediğinizi ve nasıl gideceğinizi doğrulamaya çalışmayı gerektirir. Bir toplumsal hareket içinde özgül bir örgütlenme olarak hareket etmesi gerektiğine inanan bir grupla, önceliğin arkadaşlar arasında toplumsal etkileşim, grup terapisi ya da hatta bireyin yüceltilmesi olması gerektiğini düşünen, toplumsal hareketlerle çalışmayı otoriter (hatta Marksist ya da ilerici bir hayırseverlik biçimi) olarak gören bir grubu uzlaştırmaya çalıştığınız bir örgütlenmeyi nasıl tasarlarsınız? Bu farklılıkları yönetmenin iki yolu vardır: ya meseleleri tartışırsınız ve zamanın büyük bir kısmını tüketen kavgalar ve gerginlikler arasında yaşarsınız ya da meselelere hiç dokunmazsınız. Bu türden örgütlenmelerin çoğu ikinci yolu tercih eder. Espesifizm modeli, çok da sevmediğimiz şeyleri yapmamızı ya da çok sevdiğimiz bazı şeyleri yapmayı bırakmamızı gerektirir. Bu, örgütlenmenin herkesin aynı yönde kürek çektiği bir stratejiyle ilerlemesini sağlamak içindir. Öncelikler ve sorumluluklar, herkesin aklına estiğinde, istediği şeyi yapamayacağı anlamına gelir. Her biri, üstlendiği ve öncelik olarak tanımlanan şeyi yerine getirmek konusunda örgütlenmeye karşı bir yükümlülüğe sahip olacaktır.
10. KARAR ALMA
Karar alma sürecinin bir araç olduğunu, bir amaç olmadığını akılda tutuyoruz. Her ne pahasına olursa olsun uzlaşma arayan ve bölünmekten korkan bazı örgütlenmeler, yalnızca uzlaşmaya varmak için bir ya da birkaç kişinin kararlarda orantısız bir ağırlığa sahip olmasına izin verirler. Bazen de, yalnızca uzlaşma aramak için önemsiz tartışmalara saatler harcarlar. İdeolojik ve teorik birlik ile stratejik ve taktik birlik, özgül örgütlenmelerin benimsediği, önce uzlaşma denemesi, bu mümkün olmazsa oylama, çoğunluğun karar alması, şeklindeki kolektif karar alma süreciyle elde edilir. Daha önce de vurguladığımız gibi, bu durumda tüm örgütlenme seçilen kararı benimser. Herkesin aynı yolu izleme yükümlülüğü, ki bu espesifizmde bir kuraldır, örgütlenmenin kendi stratejisine karşı bir taahhüdüdür, çünkü alınan bir karar bazı militanları memnun etmediği her seferinde bu kesim çalışmayı yerine getirmeyi reddederse, örgütlenmenin ilerlemesi imkânsız hale gelir.
11. MİLİTAN BAĞLILIK
Bağlılık, sorumluluk ve öz-disiplin eksikliği, birçok anarşist grup ve örgütlenmede büyük bir sorun oluşturur. Bizim için militanlık, özgür ve eşitlikçi bir toplum mücadelesinde gerekli bir şey olduğundan, her zaman “havalı” olacağına inanmıyoruz. Daha etkili bir militanlık modeli ile daha “havalı” bir model arasında seçim yapmak zorunda kalsaydık, verimliliği tercih etmemiz gerekirdi. Espesifizm modelinde bu militan bağlılığın yüksek bir düzeyi vardır. Militan bağlılık, militan ile örgütlenme arasında, örgütlenmenin militana karşı sorumlu olduğu, militanın da örgütlenmeye karşı sorumlu olduğu karşılıklı bir ilişki olan bir bağ kurar. Başka bir deyişle: örgütlenmenin militana karşı tatmin borcu olmasının yanı sıra, militanın da örgütlenmeye karşı tatmin borcu vardır. Özgül anarşist örgütlenmenin içinde yalnızca örgütlenmeyle ideolojik yakınlığı olan militanlar bulunur. Böylece, hem politik düzeyde hem de toplumsal düzeyde, destekçi ya da eğilim gruplaşması aşamalarından özgül anarşist örgütlenmeye kadar iyi tanımlanmış giriş kriterleri vardır. Kendilerini ne kadar bağlamak isterlerse, örgütlenmenin o kadar içinde olurlar ve karar alma güçleri o kadar büyük olur.
12. ÇATI ÖRGÜTLENME
Tüm anarşist türlerini kapsayan bu büyük “Çatı” olmak istemiyoruz. Bu geniş (belirsiz) tanımlar, görünüşte örgütlenmede daha fazla anarşisti bir araya getirir. Ancak, nicelik ölçütünü değil, militanların niteliğini tercih etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Espesifizm modelinin aksine, militanların girişi için tek kriterin, hangi anarşizm anlayışına sahip olurlarsa olsunlar, anarşist olarak tanımlanmaları olduğu başka örgütlenmeler de vardır. Bazı insanlar örgütlenmeye biraz katılır, bazıları daha bağlıdır, bazıları diğerlerinden daha fazla sorumluluk üstlenir ve hepsi aynı karar alma gücüne sahiptir. Böylece birçoğu, kendilerinin gerçekleştirmeyecekleri faaliyetler hakkında karar alır, yani başkalarının ne yapacağını belirlerler. Bir örgütlenme, birinin bir şeye karar almasına ama sorumluluk üstlenmemesine ya da sorumluluk üstlenip yerine getirmemesine izin verdiğinde, karar alanların bir tür otoriterliğine ve işin diğer yoldaşların sırtına yüklenmesine izin vermiş olur.
13. BİREYCİLİK
Bireyciler için, çoğu durumda, anarşist olmak; bir sanatçı, bir bohem olmak, açık ilişkiler ya da birden fazla partner sahibi olma biçiminde cinsel özgürlüğü savunmak, farklı kıyafetler giymek, radikal bir saç kesimine sahip olmak, aşırılıklı davranmak, farklı yiyecekler yemek, kendini kişisel olarak tanımlamak, kişisel olarak kendini gerçekleştirmek, devrime karşı olmak (?!), sosyalizme karşı olmak (?!), estetiğin özgürlüğünün tadını çıkararak kafiyesiz ve nedensiz bir söyleme sahip olmak, kısacası apolitik hale gelmek anlamına gelir. Espesifizm, anarşist bireyciliğin tam ve mutlak bir reddi anlamına gelir. Geçmişte daha yaygın olan bir tür, yalnız çalışmayı tercih eden ama bizimle aynı projeyi akılda tutan insanlardır. Bu insanlarda yalnızca eleştirmemiz gereken şey, örgütsüz oldukları için çalışmalarının sonuçlarını güçlendirememeleridir. Günümüzde daha belirgin olan başka bir tür ise sosyalist projeden vazgeçer. Anarşistlerin devlete yönelik eleştirisine dayanarak, kapitalizme dair çok az eleştirileri vardır ve içinde yaşadığımız gerçekliği toplumsal olarak dönüştürme yönünde hiçbir faaliyetleri yoktur. Kendilerini toplumun basit eleştirel gözlemcileri konumuna koyarak, ikincil düşünürlerden ve referanslardan, yalnızca eleştiri etrafında dönen bir anarşizm inşa ederler. Hiçbir toplumsal projeleri yoktur, bu yeni topluma işaret eden tutarlı bir eylemleri ise hiç yoktur. Bir anarşist örgütlenme biçimi olan espesifizmi savunuyorsak, bunun nedeni, bunun bugün yapmayı amaçladığımız çalışma için daha uygun olduğuna inanmamızdır. Espesifizme katılmayan anarşistler olduğunu anlıyoruz ve bu yüzden onların daha az anarşist olduğunu düşünmüyoruz. Yalnızca kendi tercihimize saygı gösterilmesini talep ediyoruz.
14. ESPESİFİZMİN İLHAM ALDIĞI YERLER
Gördüğümüz gibi espesifizm terimi FAU tarafından geliştirildi ve Brezilya’ya ancak yirminci yüzyılın sonlarında ulaştı. Espesifizm, anarşist örgütlenmeye dair yeni bir kavrayış yaratmaktan çok, on dokuzuncu yüzyıldan itibaren şekillenen, zaten var olan bir dizi anarşist örgütlenme anlayışını bir araya getirmeye çalıştı. FAU’nun espesifizmi, Bakunin ve Malatesta’nın, anarko-sendikalizmin sınıf mücadelesinin, mülksüzleştirici anarşizmin etkisini taşır; tüm bunlar Latin Amerika bağlamı içinde gerçekleşir.
15. BAKUNİN
Espesifizmin ilk tarihsel referansı, liberterlerin Uluslararası İşçi Birliği (IWA) içindeki faaliyetini oluşturan ve anarşizme biçim veren örgütlenme anlayışlarıyla Bakunin’dir. IWA içinde iki eğilim gelişti: biri merkeziyetçi, diğeri federalist. İttifak (Alliance), “en güvenilir, en özverili, en zeki ve en enerjik üyelerden, kısacası en yakın olanlardan” oluşan bir etkin azınlık örgütlenmesiydi. Alenen ele alınamayacak meseleleri gizlice ele almak ve işçi hareketinde bir katalizör olarak hareket etmek amacıyla kuruldu. İttifak, toplumsal ve politik düzey arasındaki ilişkiyi tanımladı.
16. MALATESTA
Malatesta’ya göre gelecek zorunlu olarak belirlenmiş değildi ve ancak istenilen toplumsal dönüşümü sağlamak için olaylara iradi bir müdahaleyle, yani irade yoluyla değiştirilebilirdi. Bakunin döneminin kolektivist anarşizm geleneğini ki bu gelecek toplumda herkese emeğine göre dağıtımı savunuyordu, izleyerek, o zamandan beri herkese ihtiyacına göre dağıtımı savunan anarko-komünist akım doğdu. Politik düzeyde Malatesta, anarşist parti olarak adlandırdığı özgül anarşist örgütlenme anlayışını geliştirdi. Bu örgütlenmenin, dönemin “kitle hareketleri” olarak adlandırılan hareketleri içinde faaliyet göstermesi ve bunları olabildiğince etkilemesi gerekiyordu; sendikalar, anarşist faaliyet için tercih edilen zemindi. Bugün biz, özgül anarşist örgütlenmenin sınıf mücadelesi içinde, toplumsal hareketlerin ortasında faaliyet göstermesi ve onlarla birlikte toplumsal devrime ve özgürlükçü sosyalizme ulaşması gerektiğine inanıyoruz.
17. MAGÓN
Bizim anlayışımıza göre, espesifizm için önemli bir tarihsel deneyim de Ricardo Flores Magón’unkiydi. Magonizm, Meksika Liberal Partisi’nin (PLM) radikal aşamasının bir parçasıydı. Meksika Devrimi sırasında PLM yasadışı hale geldi ve Meksika genelinde kırktan fazla silahlı direniş grubu örgütledi; ayrıca topluluk hakları ve kapitalist mülkiyete karşı mücadeleleriyle tanınan yerli üyeleri de vardı. Her gruba göreli bir özerklik ve bağımsızlık derecesi tanıyan yeniden-seçim karşıtı bir cephede birleştiler.
18. RUS DEVRİMİ
Espesifizm için bir diğer önemli tarihsel referans da anarşistlerin Rus Devrimi’ne katılımıdır. Alanda, güney Ukrayna’da, 1905 devriminden bu yana güçlü bir anarşist örgütlenmeye sahip olan Gulyai Polye köyünün köylüleri, hükümetten bağımsız olarak toplumsal devrim için mücadele etmeye ve üretim araçlarının öz yönetimini aramaya karar veren Köylüler Birliği’ni kurdular. Ardından otoriter ve liberter devrimci unsurlar arasında bir ayrılık ortaya çıktı. Öncekiler devlet aygıtını ele geçirmekten ve her şeye kadir bir merkez komite tarafından yönetilen (Bolşevik) Parti diktatörlüğüne doğru ilerlemekten yanaydı; sonrakiler ise işçi, köylü ve silahlı halk sovyetleri konseyleri biçiminde liberter ve özyönetimli komünizmden yanaydı. Bolşevikler yavaş yavaş liberter fikir ve pratiklerin yayılmasını inkâr etmeye, bastırmaya, engellemeye ve nihayet yasaklamaya başladılar. Emeği militarize ettiler, sovyetlerden seçilmiş liderleri kovdular, sovyetleri partinin merkezi otoritesine boyun eğmeye zorladılar ve grevleri yasakladılar. Bu, Ukrayna’daki özyönetimli toplumsallaştırma sürecinin sonuydu; yeni bir egemen sınıf altında devletçi ve totaliter örgütlenme ve toplumsal denetim biçimleri lehine Bolşevikler tarafından baskıcı bir şekilde tersine çevrildi.
19. PLATFORM
Bu belge, anarşistlerin sınıf mücadelesine katılımının önemi, kapitalizmi ve devleti devirecek ve özgürlükçü komünizmi kuracak şiddetli bir toplumsal devrimin gerekliliği hakkında önemli görüşler ortaya koydu. Kapitalizmden özgürlükçü komünizme geçiş sorunu ve devrimin savunulması konusunda da önemli bir katkısı vardır. Platform, politik düzeyde, toplumsal hareketlerin, yani toplumsal düzeyin ortasında faaliyet gösteren bir anarşist örgütlenmeyi savunur ve anarşist örgütlenmenin etkin azınlık rolünü vurgular. Ayrıca, anarşistlerin politik düzeydeki örgütlenme modeline önemli katkılar sağlar. Rus Devrimleri sırasında anarşistler örgütlenme konusunu ihmal ederek günaha girdiler. Bize göre Platform, hem Bakunin ve Malatesta’dan beslenir hem de yeni katkılar getirir. Bu yüzden espesifizme bir katkı olarak değerlendirilmelidir, ama en önemli katkı değildir. Bu, farklı bağlamların tümünde anarşist örgütlenmeyi tartışan bir belgeden çok, anarşist askeri eyleme dair tartışmaya bir katkıdır.
20. İSPANYA DEVRİMİ
Rus Devrimi’nde olduğu gibi, biz de 1936 İspanya Devrimi’ni bir referans olarak görüyoruz. O yıllarda fiilen bir toplumsal devrim gerçekleştirildi. Adaletsiz ekonomik yapılardan halkın gündelik yaşamına, çürümüş hiyerarşi kavramlarından kadın ve erkek arasındaki tarihsel eşitsizliklere kadar tüm alanlara ulaşmak isteyen, ateş altında bir devrimdi. Ve tüm bunlar anarşistlerin eseriydi. İlk aşamada (Temmuz 1936’dan 1937 başına kadar) anarşistler en öne çıkan gruplar arasındaydı. Katalonya gibi bölgelerdeki militanların eylemi örnek niteliğindeydi. Cumhuriyetçi yapılar, yoğun ve başarılı bir kolektifleştirme sürecinde halkçı örgütlenmelere dönüştü. Fabrikalar işgal edildi ve kadın-erkek arasında eşit ücret, ücretsiz sağlık hizmeti, hastalık durumunda kalıcı maaş, azaltılmış çalışma saatleri ve artırılmış ücret gibi acil toplumsal önlemler hayata geçirildi. Metalurji, kereste sanayii, ulaşım, gıda, sağlık, medya ve eğlence hizmetleri ile kırsal mülkler kolektifleştirildi. Faşist güçlere karşı mücadele etmek için, bazı cephelerde ilerleyen, özellikle Buenaventura Durruti’nin başında olduğu kol olmak üzere milisler kuruldu. İkinci aşamada (1937’den 1939’a) karşı-devrimin ilerleyişi yıkıcı oldu. CNT/FAI’nin kaydettiği ilerlemeler, devletin temellerini yeniden kurmaya çalışanlar (Cumhuriyet’in ılımlı kesimleri, Komünistler ve Sosyalistler) tarafından yok edildi. Komünistler hükümette kilit konumlar kazanmaya başladı. Anarşistler bir kez daha elverişsiz koşullara boyun eğmek zorunda kaldı: CNT’nin bazı üyeleri sonunda hükümete katıldı.
21. BREZİLYA
Yirminci yüzyılın ilk yıllarından itibaren, özellikle Malatesta’nın izleyicileri olmak üzere “örgütlenmecilik”le ilişkili Brezilyalı anarşistlerin, taktik anlaşmalara ve net bir grup anlayışına dayanan, ortak strateji ve taktiklere sahip bir örgütlenme kurmak için yoldaşları örgütlemeye çalıştığını anlıyoruz. Bu anarşistler, okulların ve tiyatro gruplarının kurulmasıyla birlikte, önemli bir yazılı üretimin yanı sıra, anarşistlerin sendikalara ve toplumsal yaşama tam olarak katılmasını sağlayan koşulları hazırladılar.
22. FAU
Savunduğumuz espesifizm üzerindeki bir Latin etkisi, 1956’da sınıf mücadelesi ve anarko-sendikalist etkilerden, Bakunin ve Malatesta’nın örgütlenme modellerinden ve Rio de la Plata bölgesinin mülksüzleştirici anarşizminden kurulan Uruguay Anarşist Federasyonu’dur (Federación Anarquista Uruguaya – FAU). 1960’ların sonunda, kitlesel örgütlenmeye paralel olarak, FAU “silahlı kanadı” olan Halk Devrimci Örgütü-33’ü (Organización Popular Revolucionaria – 33, OPR-33) geliştirdi; bu örgüt bir dizi sabotaj eylemi, ekonomik mülksüzleştirme, halk tarafından özellikle nefret edilen politikacıların ve/veya patronların kaçırılması, grevlere ve işyeri işgallerine silahlı destek vb. gerçekleştirdi. FAU, silahlı mücadele paradigması olarak fokoculuğu reddetti ve militarizasyondan kaçınırken halk arasında toplumsal eklemlenmeyi tercih etti. FAU kendini yeniden yapılandırdı ve bugün savunduğumuz espesifizm modeli üzerinde, sendika, öğrenci ve topluluk olmak üzere üç eklemlenme cephesiyle çalışmasını geliştirdi.
23. TARİHSEL SONUÇLAR
Bu kavram ve deneyimler bütünü, bugün espesifizm anlayışımıza katkıda bulunur. Günümüzde espesifizm, çeşitli Latin Amerika örgütlenmeleri tarafından savunulmakta ve bu isimle olmasa bile dünyanın başka bölgelerinde de pratikte geliştirilmektedir. Kısacası, espesifizmin tarihsel referanslarına dair anlayışımız dogmatik değildir. Bakunin’in ve IWA’daki ittifakçıların fikirleriyle başlayan, Malatesta’nın kavramlarından ve toplumsal ve politik düzeydeki pratik deneyimlerinden geçen, Magón’un ve PLM’nin Meksika Devrimi’ndeki deneyimlerine uzanan geniş fikirlere sahibiz. Ayrıca, Ukrayna’daki Mahnovistler ve sürgündeki Rusların yaptığı örgütsel değerlendirmeler başta olmak üzere Rus Devrimi’ndeki anarşistlerin deneyimlerinden ve CNT-FAI etrafındaki İspanya Devrimi’ndeki anarşistlerin deneyimlerinden de etkileniyoruz. Brezilya’da, 1918 Rio de Janeiro Anarşist İttifakı ve 1919 (liberter) Komünist Parti deneyimlerini öne çıkaran anarşist “örgütlenmecilik”ten etkileniyoruz. Son olarak, hem diktatörlüğe karşı mücadelelerinde hem de sendikalar, topluluk ve öğrenci hareketleriyle cephelerdeki faaliyetlerinde FAU’nun etkileri vardır.
24. ÖRGÜTLENME TARTIŞMASI
Daha kesin konumlara ulaşmak istedik. Tartışmayı ilerletmek ve biçimlendirmek, bu bilgiyi hem içeride hem dışarıda yaymak giderek daha gerekli hale geliyordu. Eylemlerimiz, örgütlenmemizin her militanına bu tartışmanın mümkün olan en arzu edilir şekilde gerçekleşebilmesi için gerekli yapı, alan ve desteği vermeyi amaçladı. Başka yer ve zamanlarda geliştirilen diğer teorilerin sadece bir tekrarı olmayan, uygun bir teori geliştirmeyi arzuladık. Yaratmak istediğimiz teoriye özgün bir karakter kazandırmayı hedefleyerek kendi kavramlarımızı yaratmaya çalıştık ve bu çabada, klasik ve çağdaş teorileri kendi kavramlarımızla eklemleyerek tutarlı bir teori inşa edip biçimlendirdiğimizi düşünüyoruz ve bunda oldukça başarılı olduğumuza inanıyoruz. Bu tartışmayı ve biçimlendirilmesini kolektif bir biçimde inşa etmek istedik. Bizim için, bir ya da birkaç yoldaşın örgütlenmenin tüm teorisini yazması ve diğerlerinin yalnızca gözlemleyip onların konumlarını takip etmesi yeterli değildir.
25. ANARŞİZM
Anarşizmi, hiçbir bilimsellik ya da kehanetçilik iddiası olmadan, kapitalizmin, devletin ve kurumlarının yerine özyönetime ve federalizme dayalı bir sistem olan özgürlükçü sosyalizmi koymak için faaliyete yönlendiren bir ideoloji olarak görüyoruz. Anarşizm, topluma toplumsal dönüşüm arzusunu kazıma amacına sahip bilinçli bir faaliyettir.
26. TARİH VE BAĞLAM
Belirli bağlamlarda anarşizm, ideolojik karakterinden geri çekilen, onu yalnızca toplumun eleştirel gözlemi biçimine dönüşen soyut bir kavrama dönüştüren belirli özellikler kazandı. Bu perspektiften düşünüldüğünde anarşizm, sömürülenlerin özgürleşme mücadelesinde bir araç olmaktan çıkar ve bir hobi, bir merak konusu, entelektüel tartışma teması, akademik bir niş, bir kimlik, bir arkadaş grubu vb. olarak işlev görür. Bizim için bu bakış açısı, anarşizmin asıl anlamını ciddi biçimde tehdit etmektedir.
27. TOPLUMSAL ANARŞİZM VE YAŞAM TARZI ANARŞİZMİ
Bugün, toplumsal dönüşüm amacıyla mücadelelere geri dönen bir toplumsal anarşizm ve toplumsal dönüşüm önerisinden ve çağımızın toplumsal mücadelelerine katılımdan vazgeçen bir yaşam tarzı anarşizmi vardır. Anarşizmin, daha önce tanımladığımız gibi, “eylemle, […] politik pratikle doğrudan bağlantısı olan bir kavramlar sistemi” olan özgün ideolojik karakterini yeniden kazanmasını savunuyoruz. Bizim için toplumsal anarşizm, bir ideoloji olarak, kapitalizmi ve devleti devirmek ve özyönetimci ve federalist özgürlükçü sosyalizmi inşa etmek amacıyla toplumsal hareketlerin ve halkçı örgütlenmenin bir aracı olmaya çalışan bir anarşizm türüdür.
28. SÖMÜRÜLEN SINIFLAR
Bu sınıflandırmayı kabul ederek ve sınırlılıklarının bilincinde olarak, sömürülen sınıflar kategorisini merkez tarafından tahakküm altına alınan çevresel alanlar olarak tanımlıyoruz. Bu nedenle, sömürülen sınıfların tüm mücadelelerinin, çevresel alanların bir kısmını yeni merkezlere dönüştürmeye çalışmamaları için devrimci bir bakış açısına sahip olması gerekir.
29. OTORİTER İLE LİBERTER
Bazı kendilerini anarşist olarak adlandıranlar da dahil olmak üzere otoriterler, merkezi bir araç olarak düşünürler ve politikalarını ona doğru yönlendirirler. Onlar için merkez, bunu devlet, parti, ordu, kontrol pozisyonu olarak düşünerek, toplumun özgürleşmesi için bir araçtır. Liberterler merkezi bir araç olarak düşünmezler ve ona karşı sürekli mücadele ederler, devrimci modellerini ve mücadele stratejilerini tüm çevrelere doğru inşa ederler. Anarşizmin, toplumsal dönüşüm projesini arayabilmesi için çevrelerle sürekli temas halinde olması gerekir. Anarşistler, çevredeki toplumsal hareketleri taban düzeyinden teşvik ederler ve mevcut düzene karşı dayanışma içinde mücadele etmek ve sınıfların artık bir anlam ifade etmeyeceği eşitlik ve özgürlüğe dayalı yeni bir toplum yaratmak için halkçı bir örgütlenme inşa etmeye çalışırlar. Yani, sınıf mücadelesindeki faaliyetinde anarşizm, geleneksel toplulukları, köylüleri, işsizleri, yarı-işsizleri, evsizleri ve otoriterler tarafından sıkça göz ardı edilen diğer kategorileri sömürülen sınıfların unsurları olarak görür.
30. ANARŞİZMİN TOPLUMSAL VEKTÖRÜ
Bizim “anarşizmin toplumsal vektörü” olarak adlandırdığımız şeyin ortaya çıkışı, 1890’ların başında, anarşizmin sendikalardaki toplumsal eklemlenmedeki büyümeyle başladı ve yirminci yüzyılın ikinci on yılında doruğa ulaştı. Meydana geldikleri sektörden bağımsız olarak, önemli bir anarşist etkiye sahip öncelikle pratik yönleri bakımından halkçı hareketleri anarşizmin toplumsal vektörü olarak adlandırıyoruz. Sınıf mücadelesinin ürünleri olan bu seferberlikler, özgül talepler etrafında örgütlendikleri için anarşist değildirler. Anarşizmin toplumsal vektörünü oluşturan seferberlikler, bizim tarafımızdan yönlendirilecek bir kitle olarak değil, toplumsal çalışma ve birikim için tercih edilen alanlar olarak görülen toplumsal hareketler içinde gerçekleştirilir.
31. DEVRİMCİ JİMNASTİK
Kısa vadeli meseleler etrafındaki seferberlikle yapılan mücadele araçları, proletaryayı toplumsal devrime hazırlayan bir “devrimci jimnastik” işlevi görür. Anarşizm kendini mücadelenin ideolojik bir aracı olarak sunabilir.
32. GREV HAREKETİ
Bu seferberlik konjonktürünün tamamı, sendikalarda propagandalarını yürütmeye çalışan anarşistlerin geniş etkisiyle gerçekleşti; sendikaları anarşist ideoloji içine hapsetmeden sendikalar anarşist işçiler için değil işçiler için vardı ama fikirlerinin yayılması için onlardan yararlanarak. Sendikal seferberliklerle birlikte çalışan ve çok önemli olan büyük bir kültürel hareket de vardı: (Francisco) Ferrer y Guardia’nın ilkelerinden esinlenen rasyonalist okullar, toplumsal merkezler, işçi tiyatrosu ve mücadele zamanlarında bir sendika nesnesi olan bir sınıf kültürünü şekillendirmede temel olan diğer girişimler. Mücadelenin bu yükselen konjonktüründe, sendika hareketiyle çalışmaya çalışan iki politik ve ideolojik olarak anarşist örgütlenmenin oluşumu da vardı. Bunlardan ilki, sendikalar içinde çalışacak bir anarşist örgütlenme ihtiyacıyla 1918’de kurulan Rio de Janeiro Anarşist İttifakı’ydı (Aliança Anarquista do Rio de Janeiro) ve 1918 ayaklanması için önemliydi. Ancak yaşanan baskıyla İttifak dağıldı ve 1919’da kurulan ilk Komünist Parti’de (liberter ilhamla) yeniden örgütlenmeye döndü. İttifak ve Komünist Parti, “örgütlenmeci” olarak adlandırılan ve eylem düzeyleri arasındaki ayrımı, ideolojik olarak anarşist politik düzey ile sendikal seferberliklerin toplumsal düzeyi, gerekli gören bir anarşizm kesiminin üyelerini bir araya getirdi. Bu militanlar, sendikalarla birlikte hareket edecek özgül anarşist örgütlenmelerin varlığını gerekli görüyorlardı. Bu dönemde anarşistlerin zaten kendi özgül örgütlenmelerine dair bir kaygıya sahip olduklarını vurgulamak önemlidir.
33. SEFERBERLİĞİN SONA ERMESİ
Anarşizmin bağlamı, öncelikle farklı faaliyet düzeyleri arasındaki karışıklıkla belirlendi. Malatesta, biri politik olarak anarşist, diğeri eklemlenme aracı olacak sendika içindeki toplumsal olmak üzere iki faaliyet düzeyine duyulan ihtiyacı savundu. Bir yandan, anarşistlerin bir kesimi, sendikalarda toplumsal eklemlenme arayan özgül anarşist örgütlenmeye duyulan ihtiyacı savundu. Diğer yandan, sendikalar içindeki militanlığı tek görevleri olarak anlayan anarşistler vardı. Toplumsal devrim ve özgürlükçü sosyalizmin kuruluşuyla ifade edilen bir amaca götürmesi gereken araç, yani toplumsal vektör olan sendikacılık, birçok militan için amacın kendisi haline geldi. Anarşizmin toplumsal vektörü, 1920’lerin başına kadar yükselen bir eğrideydi; o zaman, sendikacılığın kendisiyle paralel olarak anarşizmin krizi gelişmeye başladı. Bu, 1930’larda seferberliğin sona ermesi ve bu toplumsal vektörün kaybıyla doruğa ulaştı.
34. TOPLUMSAL VE POLİTİK DÜZEY KRİZİ
Sendikacılığın krizi sonunda anarşizmin kendisine kadar uzandı. Böylece, toplumsal düzeydeki bir kriz, o dönemde ikisi arasında gerçek bir fark olmadığından, politik düzeyi de mahkûm etti. Anarşist örgütlenmeler olmadan, toplumsal düzey – ya da onun bir kesimi – krize girdiğinde, anarşistler toplumsal eklemlenme için başka bir alan bulamazlar.
35. IDEAL PERES[2]
FARJ, Ideal Peres’in militanlığının ve onun mücadele tarihinden doğan çalışmanın devamı olduğunu iddia eder. 2002’de, Rio de Janeiro’da bir anarşist örgütlenmenin inşa edilme olasılığını doğrulamak amacıyla bir çalışma grubu başlattık; bunun sonucunda FARJ, 30 Ağustos 2003’te kuruldu. Bizim için, Ideal Peres’in militanlığı, CEL’in inşası, işleyişi, adının CELIP’e değişmesi ve ardından FARJ’ın kuruluşu arasında doğrudan bir bağ vardır. Ideal Peres 1925’te doğdu ve militanlığına, anarşizmin toplumsal vektörünün zaten kaybedildiği o kriz bağlamında başladı. 1970’lerde, hapisten sonra Ideal, evinde, anarşizmle ilgilenen gençleri bir araya getirmeyi ve bunun yanı sıra onları eski militanlarla temasa geçirmeyi ve Brezilya’daki diğer anarşistlerle bağlantı kurmayı amaçlayan bir çalışma grubu örgütledi. Bu çalışma grubu, Liberter Çalışmalar Çemberi’nin (Círculo de Estudos Libertários – CEL) çekirdeğini oluşturacaktı. Ideal Peres’in Ağustos 1995’te ölümüyle CEL, onu onurlandırmak için adını Ideal Peres Liberter Çalışmalar Çemberi’ne (Círculo de Estudos Libertários Ideal Peres – CELIP) değiştirmeye karar verdi.
36. ESPESİFİZMİN ANARŞİZMİ
Bizim için, toplumsal vektörün yeniden kazanılmasının yolu, zorunlu olarak, faaliyet düzeylerini ayıran ve sınıf mücadelesinde var olan özgül biçimde örgütlenmiş bir anarşizmden geçer. Tüm mevcut düşüncemiz, kapitalizmi, devleti aşma ve özgürlükçü sosyalizmi kurma hedefimize işaret ettiği ölçüde, toplumsal vektörün yeniden kazanılmasını sağlayacak stratejik bir örgütlenme modelini düşünmeyi amaçlar. Bu bağlamda aradığımız şey, mücadelede yalnızca bir duraktır. Sınıf mücadelesinin tercih edilen zemininin sendikalar olduğu yirminci yüzyılın başlarından farklı olarak, şimdi sendikacılığın bir eklemlenme aracı olabileceğini ama çok daha önemli başkalarının da bulunduğunu düşünüyoruz. Geniş anlamıyla, bugün özellikle sömürülen sınıfların varlığı anarşistlerin toplumsal çalışmasına ve eklemlenmesine izin verir: işsizler, köylüler, topraksızlar, evsizler vb. Bizim için, politik (ideolojik) düzeyde iyi örgütlenmiş olmak, anarşizmin bu toplumsal vektörünü, nerede olursa olsun, geri getirmenin en iyi yolunu bulmamızı sağlayacaktır.
37. KAPİTALİZM
Daha önce vurguladığımız gibi, on dokuzuncu yüzyılın sosyalist tezlerinde klasik analiz nesnesi olan ücretli işçi, bizim için bugün sömürülen sınıfların yalnızca bir kategorisini oluşturur. Bir yanda, “burjuvazi” olarak adlandırılan ve bu metinde “kapitalistler” olarak ele alacağımız, üretim araçlarının özel mülkiyetine sahip, ücretli emek yoluyla işçi istihdam edenler vardır. Diğer yanda, “proletarya” olarak adlandırılan ve bu metinde “işçiler” olarak ele alacağımız, emek gücünden başka hiçbir şeye sahip olmayan ve bunu bir ücret karşılığında satmak zorunda olanlar vardır. Bunun yanı sıra, işsizlik, kapitalistler pazara gittiklerinde, işçilere olan talepten daha fazla işçi arzı olduğu için bol miktarda işçiyle karşılaşmaları anlamına gelir.
38. KARMAŞIK BİR PAZAR SİSTEMİ
Adaletsizliği yeniden üreten bir sistem olarak kapitalizm, elle yapılan işi ve entelektüel işi birbirinden ayırır. Bu ayrım, hem mirasın hem de zenginler ve yoksullar için farklı bir eğitim olduğundan eğitimin bir sonucudur.
39. KÜRESEL SÖMÜRÜ
Kâr mantığıyla motive olan özel işletmeler, sınıfların tüm hiyerarşisini insanlar ile çevre arasındaki ilişkiye aktarmaktan sorumludur. Genel olarak, ekonomik küreselleşme, üretim, dağıtım ve değişim süreçlerinin küresel ölçekte entegrasyonuyla karakterize edilir. Üretim birçok ülkede gerçekleştirilir, mallar muazzam miktarlarda ve uzun mesafeler boyunca ithal ve ihraç edilir. Bu sistem, bir yandan optimum koşullara sahip bölgelerde işsizlik bırakırken, diğer yandan giderek daha fazla kontrol altına alınan ve çevreye itilen işçilerin örgütlenmesini tehdit eden ve güvencesizliğin kabul edilmesine neden olan sömürüye olanak tanır.
40. DEVLETİN TARİHİ
Devlet, mevcut üretim biçimi ne olursa olsun, her zaman eşitsizliği sürdüren bir araç ve özgürlüğü yok eden bir unsur olmuştur. Devleti, “politik, yasama, yargı, askeri ve mali kurumlar vb.” aracılığıyla şekillenen bir ulusun politik güçlerinin bütünü olarak görüyoruz, bu şekilde devlet, hükümetten daha geniş bir kavramdır. Devlet, zenginlere onları yoksullardan koruma, yoksullara ise onları zenginlerden koruma sözü veren bir “çifte oyun” ile karakterize edilmiştir. Sanayi Devrimi’nden sonra, devletleri sermayenin emek üzerindeki etkilerini en aza indirmek için yardım planları geliştirmeye zorlayan sözde “toplumsal soru” ortaya çıktı. On dokuzuncu yüzyılın sonlarında, liberalizme bir alternatif olarak, bir yandan “toplumsal refah” politikaları yaratmaya çalışırken, diğer yandan o dönemde zaten oldukça güçlü olan sosyalist girişimlerin ilerlemesini durdurmak için yöntemler uygulayan, daha müdahaleci bir devlet anlayışı ortaya çıktı.
41. DEVLET VE SINIF İLİŞKİLERİ
Kapitalistlerin konumunu açıkça savunan bir devlet, sınıf mücadelesini yoğunlaştırabilir, bu yüzden kapitalistlerin bakış açısından ona bir tarafsızlık görünümü vermekten daha iyisi yoktur. Yine de, kapitalizmin güçlü bir dayanağı olarak devletin onu sürdürmeye çalıştığı ve kapitalizm bir sömürü ve tahakküm sistemiyse, devletin de içinde bulunduğu sınıf ilişkilerini sürdürmekten başka bir şey yapamayacağı akılda tutulmalıdır. Bu şekilde devlet, işçinin aleyhine biçimde kapitalistleri savunur. Toplumda şiddet kullanımı üzerinde tekele sahip olduğundan, bunu her zaman yasaları uygulamak için kullanır ve yasalar kapitalist toplumun ayrıcalıklarının sürdürülebilmesi için yapıldığından, baskı ve devlet kontrolü her zaman “düzeni” sürdürmek içindir. Yani, kapitalizmin ayrıcalıklarını koruması ve egemen sınıfın hâkimiyetini devam ettirmesi içindir. Bugün devletin iki temel amacı vardır: birincisi, kapitalizmin üretimi ve yeniden üretimi için koşulları sağlamak; ikincisi ise meşruiyetini ve kontrolünü güvence altına almak. Bu nedenle bugün devlet, kapitalizmin güçlü bir destek dayanağıdır. Devlet, politik alanı aşar ve kapitalizmin ekonomik bir aktörü olarak işlev görerek, krizlerinin ya da kâr oranlarındaki düşüşlerin rolünü engellemeye veya en aza indirmeye çalışır.
42. OTORİTER SOSYALİSTLER
Otoriter sosyalistlerin inandığının (ve hâlâ inanmaya devam ettiklerinin) aksine, devlet kapitalistlerin ya da işçilerin hizmetinde çalışabilecek tarafsız bir organizma değildir. Anarşistler devlet hakkında bu kadar çok yazdıysa, bunun haklı nedeni, kapitalizm eleştirisinin liberterler ve otoriterler arasında bir fikir birliği olmasıydı ayrılık devlet konusundaydı. Otoriterler, kapitalizm ile komünizm arasında hatalı olarak sosyalizm olarak adlandırılan, bir ara aşama olarak devletin ele geçirilmesini ve proletarya diktatörlüğünü desteklediler. Bugün savunduğumuz liberterlerin konumu, sosyalizmin inşası için devletin, kapitalizmle birlikte, toplumsal devrim yoluyla yok edilmesi gerektiğidir. Herhangi bir devlet, “yurttaşı” koruma bahanesi altında tahakküm, sömürü, şiddet, savaş, katliam ve işkence ilişkileri yaratır.
43. TEMSİLİ DEMOKRASİ
Politika yapma hakkımızı, bizi temsil etmek için devlete giren bir politikacılar sınıfına devrederek, herhangi bir denetim olmaksızın, bizim adımıza karar veren birine bir yetki vermiş oluyoruz: politika yapan sınıf ile onu izleyen sınıflar arasında kaçınılmaz bir bölünme vardır. “Politikacılar”, kendi partileri içinde ve dışında, liderler ve yönetilenler arasındaki hiyerarşiyi ve ayrılığı temsil ederler. Politikacılar politikadan ne kadar sorumlu olursa, halk politikaya o kadar az katılır ve karar almaktan o kadar yabancılaşmış ve uzak kalır. Bu, açıkça, halkı bir seyirci konumuna mahkûm eder, “kendi kendinin efendisi” konumuna değil.
44. BUGÜNKÜ ÖZGÜL ELEŞTİRİLER
Bu eleştirileri bugünkü devlete uygulayabiliyorsak, gerçekliğimizin özgül olduğunu ve dünya ekonomisinin yönünün içinde yaşadığımız devlet biçimi üzerinde derin bir etkiye sahip olduğunu bilmeliyiz. Devletin bu eleştirisi şu ya da bu devlet biçimine değil, tüm biçimlerine bağlıdır. Bu yüzden, toplumsal devrime ve özgürlükçü sosyalizme işaret eden herhangi bir toplumsal dönüşüm projesi, hedef olarak hem kapitalizmin hem de devletin sonunu almalıdır. Devletin kapitalizmin en güçlü dayanaklarından biri olduğunu savunsak da, kapitalizmin sona ermesiyle devletin de zorunlu olarak ortadan kalkacağına inanmıyoruz.
45. TOPLUMSAL DEVRİM
Toplumsal devrimin amacı, sömürü ve tahakküm toplumunu yok etmektir. Özgürlükçü sosyalizm, toplumsal devrime yapıcı bir anlam kazandıran şeydir. Bir olumsuzlama kavramı olarak yıkım ile bir öneri kavramı olarak inşa, birlikte, önerdiğimiz mümkün ve etkili toplumsal dönüşümü oluşturur. Toplumsal devrim, sınıf mücadelesinin olası sonuçlarından biridir ve mevcut toplumsal düzenin şiddetli bir biçimde değiştirilmesini ifade eder; bizim tarafımızdan tahakküme ve sömürüye son vermenin tek yolu olarak görülür. Yalnızca devlet aracılığıyla yönetici bir azınlığı diğeriyle değiştirerek “düzenin” değiştirilmesini savunan Jakobenlerin ve Leninistlerin politik devrimlerinden farklıdır. Politik devrimden farklı olarak, toplumsal devrim, şehirlerin ve kırsalın halkı tarafından, halkçı örgütlenme aracılığıyla, sınıf mücadelesini ve kapitalizm ve devletle olan güç ilişkisini sınırına vardırmasıyla gerçekleştirilir. Toplumsal devrim, halkçı örgütlenmenin kalbinde geliştirilen toplumsal gücün kapitalizmin ve devletin gücünden daha büyük olduğunda ve pratiğe geçirildiğinde, öz yönetimi ve federalizmi destekleyen yapıları yerleştirdiğinde, özel mülkiyeti ve devleti silip tam bir özgürlük ve eşitlik toplumuna yol açtığında gerçekleşir. Bu yüzden, toplumsal devrimi ne basit bir evrim ne de kapitalizmin çelişkilerinin zorunlu bir sonucu olarak anlıyoruz, aksine örgütlenmiş sömürülen sınıfların iradesiyle belirlenen ve kopuşu ifade eden bir olay olarak anlıyoruz. Toplumsal örgütlenmenin inşası, sömürülen sınıflarda mücadele ve örgütlenme ruhunu geliştirecek, toplumsal gücün birikimini arayacak ve kurmak istediğimiz topluma uygun mücadele araçlarını kendi içine dahil edecektir.
46. ŞİDDET
Toplumsal devrimin şiddetli eylemi, kapitalistlerin mülksüzleştirilmesiyle aynı anda, devleti derhal yok etmeli ve yerine toplumsal örgütlenme içinde denenmiş ve sınanmış özyönetimci ve federe yapılar getirmelidir. Bu yüzden, devlet içinde bir diktatörlüğün kurulduğu bir ara dönem olarak “sosyalizmin” otoriter anlayışı, bizim için, halkın sömürüsünü sürdürmenin başka bir yolundan başka bir şey değildir ve her koşulda kesinlikle reddedilmelidir.
47. ÖZGÜRLÜKÇÜ SOSYALİZM
Toplumsal devrim yalnızca anarşistler tarafından yapılmaması gerektiğinden, devrimi özgürlükçü sosyalizme yönlendirebilmek için sınıf mücadelesi süreçlerine tam olarak dahil olmamız önemlidir. Özgürlükçü sosyalizm, bir yandan toplumsal, politik ve ekonomik eşitliğe dayalı bir sistem olan sosyalizm, diğer yandan özgürlüktür. Bu yüzden, eşitliği ve özgürlüğü teşvik eden bir gelecek toplumu projesi, bizim için, ancak özyönetim ve federalizm pratiklerinde şekillenen özgürlükçü sosyalizm olabilir. Özyönetim ve federalizm kültürü, sınıf mücadelelerinde çoktan iyi gelişmiş olmalı ki halk, devrimci anda kendini otoriter fırsatçılar tarafından baskı altına aldırmasın; bu, sınıf temelli otonomi, mücadelecilik, doğrudan eylem ve doğrudan demokrasi pratikleri aracılığıyla olacaktır. Bu değerler halkçı örgütlenmede ne kadar çok var olursa, yeni tiranlıkların oluşma olasılığı o kadar az olur. Toplumsal devrim anlayışımızı ele alırken, hatta olası bir gelecek toplumu düşünürken, devrimci sürecin ya da özgürlükçü sosyalizmin nasıl gerçekleşeceğini önceden, mutlak biçimde belirlemeye çalışmadığımızı açıkça belirtmek istiyoruz. Bu dönüşümün ne zaman gerçekleşeceğini ön görmenin bir yolu olmadığını biliyoruz, bu yüzden her düşünce her zaman, mutlak kesinlikler açısından değil, olasılıklar ve referanslar açısından gelecekteki olasılıkların stratejik izdüşümü yönünü göz önünde bulundurmalıdır.
48. ÖZYÖNETİMCİ VE FEDERALİST
Özyönetim ve federalizmin çağdaş yorumları, ilkini özgürlükçü sosyalizmin ekonomik, ikincisini politik sistemi olarak ayırır. Biz, özyönetim ve federalizm söz konusu olduğunda ekonomik ile politik arasındaki ayrımı bu şekilde anlamıyoruz. Yeni toplumda, çalışabilecek durumda olan herkesin çalışması gerekecek, artık işsizlik olmayacaktır. İş, kişisel yetenek ve eğilime göre gerçekleştirilebilecektir. İnsanlar artık yoksunluk yaşama ve asgari yaşam koşullarına ulaşamama tehdidi altında herhangi bir şeyi kabul etmek zorunda kalmayacaklar. Çocuklara, yaşlılara ve çalışamayacak durumda olanlara, tüm ihtiyaçları karşılanarak, yoksunluk olmadan onurlu bir yaşam güvence altına alınacaktır. En sıkıcı ya da hoş karşılanmayan görevler için, bazı durumlarda, rotasyonlar ya da değişimler olabilir. Bazı uzmanların koordinasyonuna ihtiyaç duyulan üretimin gerçekleştirilmesi durumunda bile, daha karmaşık görevler için işlevlerde rotasyonlar ve benzer becerilere sahip diğer işçilerin eğitimine bir bağlılık da gerekli olacaktır. Kolektif mülkiyet sisteminde, haklar, sorumluluklar, ücretler ve zenginlik artık özel mülkiyetle ve eski sınıf ilişkileriyle bir bağlantıya sahip değildir ve özel mülkiyete dayalı eski sınıf ilişkileri de ortadan kalkmalıdır. Özgürlükçü sosyalizm, böylece, sınıfsız bir toplumdur. Egemen sınıf artık var olmayacak ve tüm eşitsizlik, tahakküm ve sömürü sistemi ortadan kalkmış olacaktır. Kimse mülkiyet sahibi olmayacak ve üretim araçları bir bütün olarak kolektiviteye ait olacak, ya da kolektivitenin tüm üyeleri, tam olarak diğerleriyle aynı oranlarda, üretim araçlarının bir bölümünün sahibi olacaklardır.
49. ŞEHİR VE KIR
Toprağı kendisi işleyen köylülerin bireysel mülkiyetinin sürmesi durumunda, bu durumu mülkiyet olarak değil, tasarruf (zilyetlik) olarak anlamak daha uygun olacaktır. Böylece mülkiyet her zaman kolektif, tasarruf ise bireysel olacaktır. Tasarruf, çünkü toprağın değeri kullanımında olacak, ticaretinde değil. Ve bununla ilişkiler artık pazarın değil, üreticinin ihtiyaçlarına göre yönlendirilecektir. Böyle bir durum her şeyi değiştirir, bu yüzden yeni bir kategori oluşturmak gereklidir.
50. İŞÇİ VE TÜKETİCİ KONSEYLERİ
Özgürlükçü sosyalizmin ekonomisi işçiler ve tüketiciler tarafından yürütülür. İşçiler toplumsal ürünü yaratır, tüketiciler onun tadını çıkarır. Dağıtım tarafından aracılık edilen bu iki işlevde, halk ekonomik ve politik yaşamdan sorumludur; ne üretileceğine karar vermek zorundadır, tüketiciler ise ne tüketeceğine. Özgürlükçü sosyalizmin, işçilerin ve tüketicilerin kendilerini örgütlediği yerel yapıları, işçi ve tüketici konseyleridir. Kâr artık üretim ilişkilerinde bir zorunluluk olmayacaktır. Konseyler, halkın politik ve ekonomik tercihlerini ifade ettiği ve özyönetim ile federalizmi uyguladığı toplumsal organlar, araçlardır. Onlarda günlük politik ve ekonomik faaliyetlere karar verilir ve bunlar yürütülür. İşçi konseyi üretimi örgütler, tüketici konseyi tüketimi örgütler.
51. KAFA VE KOL EMEĞİ
Özellikle el emeği içeren birçok görev tamamen nahoş, ağır ve yabancılaştırıcıdır ve bazı işçilerin tamamen bunlarla meşgul olması, diğerlerinin ise keyifli, hoş, uyarıcı ve entelektüel görevleri yerine getirmeye adanmış olması adil değildir. Eğer böyle olursa, kesinlikle sınıf sistemi, artık özel mülkiyete değil, komuta edecek bir entelektüeller sınıfına ve komutları yerine getirecek bir el emeği işçileri sınıfına dayanarak yeniden inşa edilecektir. Bu ayrımı sona erdirmeye çalışan işçi konseyleri, her işçi için dengeli, herkes için eşdeğer olacak bir görev seti oluşturabilir. Böylece her işçi, entelektüel çalışma içeren bazı hoş ve uyarıcı görevlerden ve manuel emek içeren daha ağır ve yabancılaştırıcı diğer görevlerden sorumlu olacaktır.
52. İŞLEYEN KOLEKTİVİZM
Özgürlükçü sosyalist ücretlendirmenin hedefi, “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” komünist ilkesiyle yönlendirilmesidir. Ancak, bu ilkeyi uygulayabilmek için özgürlükçü sosyalizmin, bolluk içinde üretimle, zaten tam işleyiş halinde olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu mümkün olana kadar, ücretlendirme, kolektif fayda için kişisel fedakârlık olarak anlaşılan emeğe ya da çabaya göre yapılabilir. Böylece, “herkesten yeteneğine göre, herkese emeğine göre” ilkesini kullanan bir işleyen kolektivizm söz konusu olacaktır ve komünist ilkeyi uygulamanın mümkün olduğu anda, “herkese ihtiyacına göre” verilecektir.
53. TEKNOLOJİ
Teknolojinin kendi içinde tahakkümün tohumunu taşıdığına inanan bazı liberter eğilimlerin aksine, onsuz özgürlükçü sosyalizmin gelişme olasılığı olmadığına inanıyoruz. Teknolojinin ortaya çıkışı ve sermaye değil emek lehine kullanılmasıyla, kesinlikle bir verimlilik kazancı ve bunun sonucunda insanların çalışma süresinde, bu zamanı başka faaliyetler için kullanabilecekleri önemli bir azalma olacaktır. Ekolojik önerilerimizin “muhafazacılık” ve “ilkelcilik”ten kökten farklı olduğunu vurgulamakta fayda var. Öncekinden farklıdır, çünkü bu, sınıflı toplumun sürdürülmesi ve doğanın tamamen metalaştırılması anlamına gelir. Sonrakinden farklıdır, çünkü “uygarlık karşıtı” öneriyi, uzak bir geçmişe romantik bir dönüş arayan ya da daha da kötüsü, tüm insanlığın bir tür intiharı ve doğanın sürdürülmesine ve refahına yaptığımız tüm katkıların inkârı olan tam bir saçmalık olarak görüyoruz. Ekolojik bilinç, devrimci kopuştan önceki mücadele döneminden itibaren ve geleceğin toplumunun kendisinde geliştirilmelidir. İnsanlar, çevrelerindeki her şeyle toplumsal ilişkiler kurarak diğer doğal unsurlardan ve türlerden ayrılırlar, çünkü kendileri hakkında düşünme, gerçeklik hakkında teoriler kurma kapasitesine sahiptirler ve bu yetenekleriyle çevrelerini oluşturan ortamı köklü biçimde değiştirmeyi başarmışlardır.
54. ÖZYÖNETİMCİ FEDERALİZM
Teknolojinin işçiler lehine kullanımı ve gelişimiyle; kapitalist sömürünün sona ermesi ve emeğin meyvelerinin tamamen işçilere gitmesiyle; tam istihdamın yerleşmesiyle işçiler üç şekilde harcanabilecek daha fazla zamana sahip olacaklar. Birincisi, dengeli görev setinin, emeği biraz “uzmanlıktan çıkararak” yol açacağı doğal verimlilik kaybıyla. İkincisi, özyönetimli işyerinde ve toplulukta yapılması gereken tartışma ve müzakereler için zaman gerektirecek politik kararlarla. Son olarak, kalan zamanla, ki bu değişikliklerle boş zamanın bugünkünden çok daha fazla olacağını düşünüyoruz, herkes ne yapacağını seçebilecektir: dinlenme, boş zaman, eğitim, kültür vb. Hem işçi hem tüketici konseyleri, gerek işyerlerinde gerek topluluklarda, bir yönetim ve karar alma biçimi olarak özyönetimi kullanacaktır. Karar alma sürecinin bir araç olduğunu, bir amaç olmadığını akılda tutmalıyız ve bu yüzden bu süreçteki çevikliğe de dikkat etmeliyiz. Açıktır ki, uzlaşma kararların çoğunda kullanılmamalıdır, çünkü çok verimsizdir, özellikle büyük ölçekli kararları düşünürsek, ayrıca uzlaşmayı engelleyebilecek ya da azınlıkta oldukları bir kararda büyük etkiye sahip olabilecek yalıtılmış aktörlere çok fazla güç verir. Toplum, kültürünü giderek liberter bir yönde geliştirmeli ve bu yalnızca toplumsal devrim anında ve sonrasında değil, mücadele anında, halkçı örgütlenmenin inşası ve gelişimi sırasında zaten gerçekleşmelidir. Artık politika yapanlar ile yapmayanlar arasındaki ayrım olmayacaktır, çünkü özgürlükçü sosyalizm altında, günlük olarak politikayı gerçekleştirecek olanlar toplumun üyelerinin kendileri olacaktır.
55. DİRENİŞ
Kapitalizm ve devlet, kendilerine direniş oluşturan diğer politik güçler üzerinde baskı uygular. Bu yüzden, hedeflerimize ulaşmak için, örgütlenmede toplumsal gücün sürekli artışını arayan etkin ve eklemlenmiş bir direnişi savunuyoruz. Bu direnişin inşası için, toplumsal dönüşüm önerimizle hemfikir olanlarla hizalanmak gereklidir. Örgütlenme ve toplumsal gücün ilerleyen büyümesi olmadan bu gerekli dönüşümü düşünmenin bir yolu yoktur. Bizim için, gerçekleşmesini istediğimiz toplumsal dönüşüm, zorunlu olarak, halkçı örgütlenmenin inşasından, toplumsal devrimle kapitalizmi ve devleti devirmenin ve özgürlükçü sosyalizmin yolunu açmanın mümkün olacağı ana kadar toplumsal gücünün ilerleyen artışından geçer. Ayrıca, halkçı örgütlenmenin, ona etki edecek ve arzu edilen karakteri kazandıracak özgül anarşist örgütlenmenin paralel bir gelişimiyle birlikte olması gerektiğini savunuyoruz.
56. MEVCUT DÜZEN
Örgütsüzlük, kötü örgütlenme ve yalıtılma, aslında, gerekli toplumsal gücün inşasına izin vermedikleri için, kapitalizmi ve devleti desteklemekle sonuçlanır. Toplumun güç ilişkisine ya da sürekli çatışmasına uygun bir biçimde katılmayarak, “düzeni” yeniden üretmiş olursunuz. Örgütsüzlük ve kötü örgütlenme, halkçı örgütlenmenin inşa edilip geliştirilmesi gereken toplumsal düzeyde, toplumsal hareketler düzeyinde, toplumsal güç biriktirme güçlüğüyle yeniden üretilir ve bu, bu düzeyin doğal kendiliğindenliğinin arzu edilen toplumsal dönüşümler bütününü gerçekleştirmeyi başaramamasına neden olur. Yalıtılma ve bireycilik, ne politik ne de toplumsal düzeyin arzu edilen bir biçimde var olmamasına, ne halkçı ne de anarşist örgütlenmenin eklemlenmemesine yol açar. Halkçı örgütlenme için, kapitalizmi ve devleti devirebilecek ve toplumsal devrim yoluyla özgürlükçü sosyalizmi, hedefi olan, inşa edebilecek yol ve araçları düşünmeliyiz. Aynı zamanda, özgül anarşist örgütlenme için de, bunun halkçı örgütlenmeyi inşa edebilecek ve ona etki ederek arzu edilen karakteri kazandırabilecek, toplumsal devrim yoluyla özgürlükçü sosyalizme – hedefine – ulaşabilecek yol ve araçları düşünmeliyiz.
57. TOPLUMSAL GÜÇ
Her bireyin, bir toplumsal aktör olarak, doğal olarak hedeflerine ulaşmak için uygulayabileceği bir enerji olan bir toplumsal güce sahip olduğuna inanıyoruz. Bu güç bir kişiden diğerine, hatta aynı kişide zaman içinde değişir. Bireyler, hedeflerine ulaşmak için sıklıkla toplumsal güçlerini artırabilecek araçlardan yararlanırlar. Serbest birleşme biçimini alan örgütlenme, toplumsal dönüşüm projemiz için vazgeçilmezdir, çünkü bireyler birlikte çalıştığında, toplumsal güçleri yalnızca bireysel güçlerin toplamı değil, bundan çok daha fazlasıdır. Örgütlenme, tahakküm aracılığıyla otoriter bir biçimde ya da serbest birleşme aracılığıyla liberter bir biçimde gerçekleşebilir. Böylece, toplumsal dönüşüm projemizi gerçekleştirebilmek için birleşmenin temel olduğu sonucuna varabiliriz, çünkü kapitalizmi ve devleti devirmek için gerekli toplumsal gücü ancak onun aracılığıyla, ve yalnızca onun aracılığıyla biriktirebileceğiz. Toplumsal güçteki bir artış çeşitli araçlarla elde edilebilir, ama öncelikle sömürülen sınıfların mümkün olan en fazla sayıda insanla ve iyi bir örgütlenme düzeyiyle örgütlenmesiyle, ki bu zorunlu olarak öz-disiplin, bağlılık ve sorumluluğu gerektirir. Otoriterlerin çok vaaz ettiği disiplin ile bizim savunduğumuz disiplini ayırt etmek için, öz-disiplin terimini kullanmayı tercih ediyoruz; bu, bağlılık ve sorumlulukla birlikte, toplumsal gücünü artırmayı hedefleyen otorite karşıtı bir örgütlenmenin inşası için bize göre vazgeçilmezdir. Bu öz-disiplin, bizim görüşümüze göre, halkçı örgütlenmede daha az, özgül anarşist örgütlenmede daha fazladır ve bağlama göre değişir. Daha büyük toplumsal çalkantı dönemlerinde bu öz-disipline duyulan ihtiyaç artar. Durgunluk zamanlarında ise daha az olabilir. Bunun için özgül örgütlenme, yüksek düzeyde öz-disipline, bağlılığa ve sorumluluğa sahip bir etkin anarşist azınlık örgütlenmesi olarak kendini oluşturmalıdır.
58. YAKINSAMA OLARAK ÖRGÜTLENME
Halkçı örgütlenme olarak adlandırdığımız şeyin yaratılması ve geliştirilmesi için bir model savunuyoruz. Sömürülen sınıflarda gizil bir toplumsal gücün bulunduğu yadsınamaz, ama bu gücün olasılıklar alanından çıkıp gerçek bir toplumsal güç haline gelebilmesinin ancak örgütlenme yoluyla mümkün olduğunu anlıyoruz. Arzu edilen toplumsal dönüşümü sağlayabilecek olan, sömürülen sınıfların örgütlenmesinin toplumsal gücünün sürekli artışı olacaktır. Halkçı örgütlenmeyi, sınıf mücadelesinin meyvesi olan çeşitli toplumsal örgütlenmelerin ve farklı taban hareketlerinin bir yakınsama sürecinin sonucu olarak anlıyoruz. Bu nedenle, bu türden tüm örgütlenme ve hareket türlerini desteklemeyi tercih etmemiz gerektiğine, bu desteği en temel fikirlerimizin bir sonucu olarak anladığımıza inanıyoruz. Örgütlenme bir sınıf karakterine sahip olduğunda, bu, sınıf mücadelesini teşvik eder ve güçlendirir. Bu şekilde halkçı örgütlenme aşağıdan yukarıya, “çevreden merkeze” ve mevcut sistemin güç merkezlerinin dışında inşa edilir. Otoriterler kitle hareketlerini hiyerarşik bir bakış açısıyla ele almış, onlara hükmetmeye çalışmışlardır.
59. GEREKLİLİK, İDEOLOJİ DEĞİL
Toplumsal hareketlerin, ne olursa olsun herhangi bir ideoloji içine sığmaması ve kendilerini kilitlememesi gerektiğine inanıyoruz. Anarşist, Marksist, sosyal demokrat toplumsal hareketlere ya da başka herhangi bir özgül ideolojiye ait olanlara inanmıyoruz. Bizim için, anarşist bir toplumsal hareket, ya da başka bir ideolojiye ait bir hareket, yalnızca sömürülenler sınıfını, hatta belirli bir dava için mücadele etmekle ilgilenenleri bölme eğiliminde olurdu. Yani, toplumsal hareketlerin yaratılmasını ve gelişimini yönlendirmesi gereken güç ideoloji değil, gerekliliktir. Toplumsal hareketlerin anarşizm içine sığdırılmaması gerektiğine inansak da, anarşizmin, mümkün olduğunca, toplumsal hareketler içinde yayılması gerektiğini düşünüyoruz. Toplumsal hareketler, gereklilik, irade ve örgütlenmeden oluşan bir sacayağının meyvesidir. Savunduğumuz toplumsal hareketler anarşist değildir ve olmamalıdır, aksine anarşizm için verimli bir zemindirler.
60. HAREKETLERDE ÖZERKLİK
Politik partiler, toplumsal hareketleri yönetmek ve yönlendirmek ister, kendilerini onlardan üstün görür ve kendilerini sömürülen sınıflara bilinç getirecek aydınlanmışlar olarak yargılarlar. Çoğu zaman üyeleri, halkın kendisinden daha iyi neyin onlar için en iyi olduğunu bilmek isteyen entelektüellerdir. Kiliseler ve bürokratik sendikalar gibi kontrol arayan diğer örgütlenmeler de toplumsal hareketlere yardımcı olmaz. Toplumsal hareketler, politikacılara ya da devletin herhangi bir kesimine bağlı olmamalıdır, çünkü yardım etmek istediklerinde geldiklerinde, vakaların büyük çoğunluğunda kendi parti-politik çıkarları için bir “taban” aradıklarını ya da hareketleri sakinleştirmeye, devlet kurumlarıyla diyaloglarını kurmaya çalıştıklarını biliyoruz. Bu yüzden, toplumsal hareketleri yönetmek, emretmek ya da kendi hedeflerine hizmet ettirmek isteyenler onlar üzerinde etkiye sahip olmamalıdır, çünkü hareketlerin ortak iyiliği için mücadele etmezler, aksine kendine hizmet etmenin başkalarına hizmet etmenin en iyi yolu olduğu düsturunu kullanırlar. Toplumsal hareketleri destekleyen insanların diğer militanlarla tam olarak aynı koşullarda olmamasında bir sorun yoktur. Bu yüzden, çalışanların işsiz işçilerin mücadelesini desteklemesini, konutu olanların evsizlerin mücadelesini desteklemesini vb. adil buluyoruz. Ayrıca, özerklikten bahsederken, bizim için özerkliğin, ideolojik mücadelenin yokluğu ya da hatta bir örgütlenme eksikliği anlamına gelmediğini akılda tutmalıyız. “İdeolojisizliği”, sık sık kendiliğindenciliği teşvik ettiğinizde; projeden ve devrimci programdan vazgeçtiğinizde – buna sık sık özerklik dediğinizde – egemen sınıfa, bürokratlara ve bu alanları işgal edecek otoriterlere alan açar ve zemin bırakırsınız.
61. MÜCADELECİ HAREKETLER
Toplumsal hareketlerin önemli bir özelliği mücadeleciliktir. Mücadeleci olmaları gerektiğini iddia ederken, toplumsal hareketlerin kazanımlarını toplumsal güçlerini dayatarak kurmaları gerektiğini, devlet dahil toplumun herhangi bir kesiminden lütuf ya da iyi niyete bağımlı olmamaları gerektiğini söylemek istiyoruz. Mücadelecilik, devlet dışında sınıf mücadelesini savunma tavrıyla karakterize edilir. Mücadeleci toplumsal hareketler, devlette ya da kurumsal güç yapılarında iktidara sahip olmak için mücadele etmezler. Her zaman devletin dışında örgütlenirler ve politik gücün halka dönmesini savunurlar. Ayrıca, temsili demokrasiye karşı bir politik eylem biçimi olarak doğrudan eylemi de destekliyoruz. Ancak, halkçı gücü, tabandan kopmuş öncülerin, hiyerarşinin, otoriter partilerin, devlet taleplerinin ve çeşitli türden bürokrasilerin desteği olarak savunanlar da vardır. Halkçı güç bu ikinci modeli ifade ettiğinde, tamamen anlaşmazlık içindeyiz. Özgürleşme mücadelesi stratejik olarak yapılmalı, doğrudan eylem koşulların taleplerine göre az ya da çok şiddetli olmalıdır. Şiddetli olması gerektiğinde, bu her zaman içinde yaşadığımız tahakküm ve sömürü sistemine karşı bir yanıt, bir öz-savunma olarak anlaşılmalıdır.
62. DEMOKRATİK HAREKETLER
Doğrudan demokrasi, toplumsal hareketlerde, içlerinde yer alan herkesin karar alma sürecine etkin biçimde katılmasıyla gerçekleşir. Liderler ve üstlenilen işlevler bile geçici, dönüşümlü ve geri çağrılabilirdir.
63. MİLİTAN DAVRANIŞI
Tam bir bilgi olmadığından, öğretmen ve öğrencinin olmadığı, herkesin hem öğretmen hem öğrenci olduğu bir eğitime izin veren şey, militanlar arasındaki alışveriş sürecidir. Herkes öğrenir ve herkes öğretir. Bu şekilde, insanların kültürüne saygı duyan ve militanları diyaloglar, tartışmalar, deneyim alışverişleri yoluyla güçlendiren bir eğitimin inşası gerçekleşir. Sınıf dayanışması, bir kişinin diğeriyle birleşerek bir toplumsal hareket oluşturmasıyla, hatta halkçı örgütlenmenin inşası ve kapitalizmin ve devletin aşılması peşinde bir toplumsal hareketin diğeriyle birleşmesiyle gerçekleşir. Sınıfın çıkarlarıyla yönlendirildiklerinde, toplumsal hareketler enternasyonalisttir. Bu toplumsal hareket modelinde, etik ve sorumlulukla militan davranışına ihtiyaç vardır. Doğru militan davranışını yönlendiren etik, kapitalizme ve devlete karşı olan ve işbirliğini, dayanışmayı ve karşılıklı yardımlaşmayı destekleyen ilkelere dayanır. Ayrıca, başkalarına zarar vermeden işleyen, desteği teşvik eden, bölünmeye ya da haksız iç çatışmaya yönelik tutumlara izin vermeyen militan davranışını yönlendirir. Kapitalizmin değerlerine karşıt bir ilke olan sorumluluk, toplumsal hareketlerin militanını girişimde bulunmaya, sorumluluk üstlenip bunları yerine getirmeye, ki bu birkaç kişinin birçok görevle aşırı yüklenmesini önleyecektir, mücadele ruhuna uygun tutumlara sahip olmaya ve toplumsal hareketlere en iyi şekilde katkıda bulunmaya teşvik eder.
64. KISA, ORTA VE UZUN VADE
Örgütsel hedefler mücadele sırasında sürdürülmelidir. Halkçı örgütlenmenin radikalleşmesini ve toplumsal gücünü sürekli artırmaya çalışarak, toplumsal devrime ulaşmanın ve böylece özgürlükçü sosyalizmi kurmanın mümkün olduğunu anlıyoruz. Uzun vadeli bir bakış açısıyla, hareketler daha büyük bir kazanım yeteneğine sahiptir, çünkü hedefler ne kadar uzaksa, kazanımlar o kadar büyük olur, ilk kazanımlar mücadelenin sonu değildir. Toplumsal hareketler tarafından kazanıldığında, kısa vadeli kazanımlar, yani sözde reformlar, mücadele edenlerin acısını azaltmanın yollarına hizmet edecek ve aynı zamanda örgütlenme ve mücadele derslerini öğretecektir. Reformlar için mücadele ederken, toplumsal hareketlerin, reformları bir amaç olarak anlayanlar olan, reformist hale gelmediğine inanıyoruz. Reformlar için mücadele ile bile, toplumsal hareketler devrimci bir pratiği sürdürebilir ve reformizme karşı olabilir.
65. ÖZGÜL ANARŞİST ÖRGÜTLENMENİN FAALİYETLERİ
Özgül anarşist örgütlenme, kendi iradeleri ve serbest anlaşmaları yoluyla, iyi tanımlanmış hedeflerle birlikte çalışan anarşist bireylerin gruplaşmasıdır. İşlevi, anarşist militan faaliyetlerin toplumsal gücünü koordine etmek, yakınsatmak ve sürekli artırmak, nihai hedeflerin peşinde temel bir araç olan sağlam ve tutarlı bir mücadele aracı sağlamaktır. Bu örgütlenme, hem iç işleyişi hem de dış eylemi için, içinde tahakküm, sömürü ya da yabancılaşma ilişkileri olmadan, liberter olmasını sağlayarak, kardeşçe anlaşmalar üzerine kuruludur. İyi tanımlanmış çizgilere sahip bu örgütlenme, anarşistleri politik ve ideolojik düzeyde bir araya getirir ve politik pratiklerini toplumsal düzeyde geliştirir, ki bu, toplumsal düzeyin her zaman politik düzeyden çok daha büyük olması nedeniyle bir etkin azınlık örgütlenmesini karakterize eder. Bu sağlam ve tutarlı mücadele aracını oluşturmak için, anarşist örgütlenmenin, teorik ve ideolojik birlik ile strateji ve taktik birliği aracılığıyla gerçekleşen, iyi belirlenmiş stratejik-taktik ve politik çizgilere sahip olması esastır. Böylece, özgül anarşist örgütlenmenin faaliyetlerinin şunlar olduğunu söyleyebiliriz:
- Toplumsal Çalışma ve Eklemlenme
- Teorinin Üretimi ve Yeniden Üretimi
- Anarşist Propaganda
- Politik Eğitim
- Stratejinin Tasarımı ve Uygulanması
- Toplumsal ve Politik İlişkiler
- Kaynak Yönetimi
Bu faaliyetler, örgütlenmenin faaliyet gösterdiği toplumsal bağlamı her zaman göz önünde bulundurarak, az ya da çok kamusal bir şekilde yürütülebilir.
66. SÖMÜRÜLEN SINIFLARIN ÇIKARLARI
Kendini sömürülen sınıfların hizmetine koyan bu politik pratikte, anarşist örgütlenme bir İlkeler Bildirgesi tarafından yönlendirilir. İlkeler, tüm politik pratiği yönlendiren, anarşist eylem için modeller sağlayan, her ikisi de pazarlığa kapalı etik önermeler ve kavramlardır. Özgül anarşist örgütlenme, sömürülen sınıfların örgütlenmesinin yerini almaz, ama anarşistlere kendilerini onların hizmetine koyma şansı verir.
67. 2003 İLKELER BİLDİRGESİ
2003 İlkeler Bildirgesi dokuz ilke tanımlar: özgürlük, etik ve değerler, federalizm, özyönetim, enternasyonalizm, doğrudan eylem, sınıf mücadelesi, politik pratik ve toplumsal eklemlenme, ve karşılıklı yardımlaşma. Anarşist örgütlenme, nerede gerçekleşiyor olursa olsun, halkçı mücadelenin tüm biçimleriyle ilişki kurmaya çalışmalıdır. Sınıf mücadelesini tanır ve ona öncelik veririz. Etik aracılığıyla, diğer şeylerin yanı sıra, araçlar ile amaçlar arasındaki tutarlılığı ve karşılıklı saygıyı savunuyoruz. Bu yüzden anarşizmin bireyci önerilerini reddediyoruz. Özgürlükçü sosyalizmin peşinde koşmak, özgürlük için durmaksızın süren mücadeledir. Ve federalizmi ve özyönetimi, karşılıklı yardımlaşma ve serbest birleşme tarafından desteklenen, herkesin hakları ve görevleri olduğu şeklindeki IWA öncülünü üstlenen, hiyerarşik olmayan ve merkezsizleştirilmiş örgütlenme ilkeleri olarak öne sürüyoruz. Enternasyonalizm, diğer ülkeler ve halklar üzerinde bir üstünlük duygusunu temsil ettikleri ve etnik merkezcilik ile önyargıyı, yabancı düşmanlığına giden ilk adımları, güçlendirdikleri için, milliyetçiliğe ve devletin yüceltilmesine karşıdır. Enternasyonalizmi öne sürerek, mücadelelerin uluslararası karakterini ve milliyet değil sınıf yakınlıklarına göre birleşmemiz gerektiğini vurguluyoruz. Doğrudan eylem, yatay örgütlenme üzerine kurulu bir ilke olarak ortaya konur ve işçilerin öncülüğünü teşvik ederek, daha önce belirttiğimiz gibi politik olarak yabancılaştıran temsili demokrasiye karşı çıkar. Karşılıklı yardımlaşma, mücadelede dayanışmayı teşvik eder, adil ve eşitlikçi bir dünya için gerçekten çalışan herkesle kardeşçe ilişkilerin sürdürülmesini teşvik eder. Sömürülenler arasında etkili dayanışmayı teşvik eder.
68. POLİTİK BOŞLUK YOKTUR
Hiçbir yerde asla bir politik boşluğun olmadığına inanıyoruz. Bu alanlarda bulunan çeşitli güçler arasında anarşistler öne çıkmalı ve konumlarını hayata geçirmelidir. Politik alan üzerindeki sürekli anlaşmazlığı ele alırken, anarşistlerin toplumsal hareketlerde liderlik, denetim ya da herhangi bir ayrıcalık konumu için mücadele etmesi gerektiğini söylemiyoruz. Aksine, toplumsal hareketleri liberter pratikler kullanmaya etkilemek istediğimizde ortaya çıkan iç mücadeleden bahsediyoruz. Otoriterler, toplumsal hareketler üzerinde bir tahakküm ilişkisi kurmaya çalışırlar. Politikacıların, partilerin, sendikaların ve ayrıca kiliseler, uyuşturucu kaçakçılığı vb. gibi diğer otoriter örgütlenmelerin ve bireylerin, toplumsal hareketlere sızdıkları için halkçı örgütlenmenin inşasına engel oluşturduğunu biliyoruz. Vakaların büyük çoğunluğunda, orada bulunan insan sayısından yararlanmaya çalışırlar: seçimlerde destek bulmak, otoriter iktidar projeleri için taban oluşturmak, para kazanmak, inanç kazanmak, yeni pazarlar açmak vb. için. Otoriter örgütlenmeler ve bireyler toplumsal hareketleri desteklemek istemez, aksine onları, toplumsal hareketlerin militanlarının hedefleriyle tutarlı olmayan kendi hedeflerine (otoriter örgütlenmelerin ve bireylerin hedeflerine) ulaşmak için kullanırlar. Anarşistler, gerekli toplumsal gücü oluşturmadıklarında, iki olasılık sunarlar: ya otoriter iktidar projelerini yürütürken otoriterler tarafından iş hayvanı (“kol”) olarak kullanılacaklar, ya da basitçe uzaklaştırılacaklardır. Örgütlenmediklerinde, biraz bile toplumsal güce sahip olacak kadar gerekli etkiyi göstermezler. Gerekli örgütlenme olmadan toplumsal hareketlerde kendilerini sürdüremezler, arzu edilen etkiyi göstermeleri ise çok daha az mümkündür. Örneğin, bazı anarşistlerin bir hareketin doğrudan eylem ve doğrudan demokrasi kullanması için mücadele ettiğini gördüğünüzde, politikacılar ve parti aygıtları buna karşı çıkacaktır ve toplumsal eklemlenme ve bu konumlar için mücadele etme yeteneğine sahip güçlü bir anarşist örgütlenme olmadıkça, otoriter konumlar gelişmek için daha büyük şanslara sahip olacaktır. Anarşistler olarak uygun biçimde örgütlendiğimizde, olayların gerisinde kalmayacak, aksine toplumsal hareketlerde konumlarımızı belirleyip etkimizi gösterebilecek, gerçek bir eklemlenmeye sahip olacağız. Böylece, konumlarımızı hâkim kıldığımız andan itibaren, bu zorunlu olarak otoriterlerin etkisinde bir azalma anlamına gelir ve tersi de geçerlidir.
69. CEPHELER
Farklı alanlardaki bu politik pratik, anarşist örgütlenmenin, toplumsal çalışmayı yürüten iç gruplar olan cephelere bölünmesini gerektirir. Cepheler, kendi çalışma alanlarında, toplumsal hareketlerin yaratılması ve gelişiminden, ayrıca anarşistlerin sürekli anlaşmazlık halindeki politik alanı işgal etmesini sağlamaktan ve bu hareketlerde gereken etkiyi göstermekten sorumludur. Genel olarak, bu metodolojiyle çalışan örgütlenmeler üç temel cephenin geliştirilmesini önerir: sendika, topluluk ve öğrenci. Biz, cephelerin bu önceden belirlenmiş eklemlenme alanlarına göre değil, örgütlenmenin pratik çalışmasına dayanarak bölünmesi gerektiğine inanıyoruz. Bizim anlayışımıza göre bu üç cephede çalışma geliştirme zorunluluğu olmamalı ve buna ek olarak, adanmış cepheler gerektiren başka ilginç alanlar da olabilir. Her örgütlenme, toplumsal çalışmasının gelişimine daha elverişli alanlar aramalı ve bu pratik gereklilikten cephelerini oluşturmalıdır. Bu anlamda, özgül anarşist örgütlenmenin iç bölünmesini, toplumsal çalışmanın mümkün olan en iyi biçimde pratik olarak gerçekleştirilmesi için hesaba katan, dinamik cepheler modelini destekliyoruz.
70. ÖNEMLİ BİR PARADOKS
Anarşist örgütlenmenin farklı eylem düzeylerini korumaya ihtiyacı vardır. Bu farklı düzeyler, çalışmasını güçlendirmeli, aynı zamanda yüksek düzeyde bağlılığa sahip hazırlıklı militanları bir araya getirmesine ve örgütlenmenin teorisine ya da pratiğine sempati duyan, az ya da çok hazırlıklı ve az ya da çok bağlı olabilecek, insanları yakınlaştırmasına izin vermelidir. Eş merkezli çemberler, örgütlenmenin her militanı ve sempatizanı için net bir yer sağlamayı amaçlar. Ayrıca, anarşist örgütlenmenin toplumsal çalışmasını kolaylaştırmaya ve güçlendirmeye çalışırlar ve son olarak, yeni militanların kazanılması için bir kanal oluştururlar. Kısacası, eş merkezli çemberler önemli bir paradoksu çözmeye çalışır: anarşist örgütlenmenin, hazırlıklı, bağlı ve politik olarak hizalanmış militanlara sahip olacak kadar kapalı, ve yeni militanları çekecek kadar açık olması gerekir. Özgül anarşist örgütlenme, her biri belirli bir toplumsal harekette ya da toplumsal hareket sektöründe faaliyet gösteren cephelere iç olarak bölünür. Bu durumda, özgül anarşist örgütlenmenin üç toplumsal hareketle ya da üç toplumsal hareket sektörüyle çalıştığını varsayarsak, çalışma için kendini üç cepheye böler. Bizim örneğimizde, özgül anarşist örgütlenmemiz bugün üç cepheye bölünmüştür: (A) kentsel toplumsal hareketler, (B) topluluk ve (C) tarım-ekoloji (Anarşizm ve Doğa). Her biri bir ya da daha fazla toplumsal harekette çalışır. A cephesi evsizler hareketinde ve KTH’de, B cephesi topluluk hareketinde ve C cephesi kırsal ekoloji ve tarım hareketlerinde.
71. İÇERİDEKİ MİLİTANLAR
Çemberler arasında bir hiyerarşi yoktur, ama fikir şudur ki militan ne kadar “içeride” ya da ne kadar yakınsa, örgütlenmenin çizgilerini o kadar iyi formüle edebilir, anlayabilir, yeniden üretebilir ve uygulayabilir. Militan ne kadar “içeride” ise, bağlılık ve faaliyet düzeyi o kadar büyüktür. Bir militan örgütlenmeye ne kadar çok şey sunarsa, örgütlenme de ondan o kadar çok şey talep eder. Bağlılık düzeylerine militanlar kendileri karar verir ve bu seçime dayanarak müzakere aşamalarına katılırlar ya da katılmazlar. Böylece militanlar ne kadar bağlanmak istediklerine karar verirler ve ne kadar çok bağlanırlarsa, o kadar çok karar alırlar. Ne kadar az bağlanırlarsa, o kadar az karar alırlar. Böylece özgül anarşist örgütlenmenin içinde, her zaman militanların bağlılık düzeyi tarafından tanımlanması gereken bir ya da daha fazla çember bulunabilir. Birden fazla düzey söz konusu olduğunda, bu herkes için açık olmalı ve bir düzeyi değiştirme kriterleri tüm militanlar için erişilebilir olmalıdır. Bu şekilde, nerede olmak istediğine militan kendisi karar verir. Özgül anarşist örgütlenmenin içinde, yalnızca örgütlenmenin politik çizgisini iç olarak, cephelerde ve kamusal faaliyette az ya da çok geliştirebilecek, yeniden üretebilecek ve uygulayabilecek anarşistler bulunur. Ayrıca, militanlar, az ya da çok, örgütlenmenin stratejik-taktik çizgisinin geliştirilmesine yardımcı olabilmeli, bunu yeniden üretme ve uygulama konusunda tam bir kapasiteye sahip olmalıdır. Ayrıca, herkesi güçlendirmek ve donmuş konumları ya da işlevleri önlemek için işlevler dönüşümlü olmalıdır. Militanların örgütlenme içinde üstlendiği işlevler, özyönetime ve federalizme, ya da tüm militanların aynı söz ve oy gücüne sahip olduğu ve belirli durumlarda zorunlu vekaletle delegasyonun bulunduğu yatay kararlara bağlıdır.
72. DESTEKÇİLER
Anarşist örgütlenmenin çekirdeğinden daha dışta ve uzak olan bir sonraki çember, artık örgütlenmenin bir parçası değildir ama temel bir öneme sahiptir: destekçiler düzeyi. Bu beden, örneğin, anarşist örgütlenmeyle ideolojik yakınlığı olan tüm insanları bir araya getirmeye çalışır. Destekçiler, örgütlenmeye pratik çalışmasında yardımcı olmaktan sorumludur, örneğin: broşürlerin, süreli yayınların ya da kitapların yayınlanması; propaganda materyalinin yayılması; teori üretimi ya da bağlamsal analiz çalışmasına yardımcı olmak; toplumsal çalışma için pratik faaliyetlerin örgütlenmesi: toplumsal faaliyetler, eğitim çalışmasına yardım, lojistik faaliyetler, çalışmanın örgütlenmesine yardım vb. Bir destek aşaması, anarşist örgütlenmeyle ve çalışmasıyla yakınlığı olan insanların diğer militanlarla temas kurduğu, örgütlenmenin politik çizgisi hakkındaki bilgilerini derinleştirebildiği, faaliyetlerini daha iyi tanıyabildiği ve anarşizm vizyonlarını derinleştirebildiği yerdir. Özgül anarşist örgütlenme, mümkün olan en fazla sayıda destekçiyi çeker ve pratik çalışma yoluyla, örgütlenmeye katılmakla ilgilenen ve üyelik için uygun bir profile sahip olanları belirler. Her militan örgütlenmeye ne kadar bağlanmak istediğine ve nerede olmak istediğine kendisi karar verse de, anarşist örgütlenmenin amacı her zaman daha içteki çemberlerde, daha büyük bir bağlılık düzeyiyle mümkün olan en fazla sayıda militana sahip olmaktır. Örgütlenmeye giriş önerisi, örgütlenmenin militanları tarafından destekçiye yapılabilir ya da tam tersi.
73. BAĞLILIK VE KARAR ALMA
Eş merkezli çemberler mantığı, her militanın ve örgütlenmenin kendisinin, her bağlılık düzeyi için çok iyi tanımlanmış hak ve görevlere sahip olmasını gerektirir. Eş merkezli çemberler modelinde, herkesin, daha sonra bağlanabileceği ve bağlanması gereken şey hakkında karar aldığı bir hak ve görev sistemi ararız. Bu şekilde, destekçilerin yalnızca dahil olacakları şey hakkında karar almaları normaldir. Aynı şekilde, örgütlenmenin militanlarının gerçekleştirecekleri şey hakkında karar almaları normaldir. Ara sıra ortaya çıkan bir militanın örgütlenmenin politik çizgisini belirlemek istemesi çok kolaydır, çünkü çoğu zaman bu çizgiyi takip etmek zorunda olan onlar değildir. Örneğin, ayda bir faaliyetlere katılan ve seyrek katkılarda bulunan bir destekçi, günlük olarak karşılanması ya da gerçekleştirilmesi gereken kurallara ya da faaliyetlere karar veremez, çünkü kendileri için olduğundan çok daha fazlasını diğer militanlar için karar alıyor olurlardı. Bu nedenle, kararları ve bağlılıklarını orantılı olarak alırız ve bu, örgütlenmenin giriş için net kriterlere sahip olmasını, kimin katıldığını ve kimin katılmadığını ve militanların hangi bağlılık düzeyinde olduğunu açıkça tanımlamasını gerektirir. Her durumda, anarşist örgütlenme, destekçilerin ve militanların, eğer isterlerse, bağlılık düzeylerini değiştirmelerine izin verecek eğitim ve rehberlikle her zaman ilgilenmelidir. Bir destekçi olarak, politik çizgiyi biraz daha derinlemesine bilerek ve örgütlenmenin pratik çalışmasına yakınlık duyarak, kişi örgütlenmeye katılmakla ilgilendiğini gösterebilir ya da örgütlenme destekçinin bir militan olması konusundaki ilgisini ifade edebilir. Gördüğümüz gibi, anarşist örgütlenme, pratik çalışmanın gerçekleştirilmesi için iç olarak cephelere bölünür. Bunun için, toplumsal hareketlerle doğrudan ilişkiler kurmayı tercih eden örgütlenmeler vardır ve eğilim gruplaşması diyebileceğimiz bir aracı toplumsal örgütlenme aracılığıyla kendini sunmayı tercih eden başkaları vardır. Eğilim gruplaşması, kendisini toplumsal hareketler ile özgül anarşist örgütlenme arasına yerleştirir, belirli pratik meselelerle ilgili yakınlığı olan farklı ideolojilerden militanları bir araya getirir. Fikir, özgül anarşist örgütlenmenin bu ara düzeyde (eğilim gruplaşması) eklemlenme aramasıdır ve bunun aracılığıyla kendini sunarak, toplumsal eklemlenme arayışıyla toplumsal hareketlerde çalışmasını yürütür. Toplumsal hareketlerde savunduğumuz görüşler teorikten çok daha pratik olduğundan, bir eğilim gruplaşmasıyla çalışmak, toplumsal hareketlerde savunduğumuz konumların (güç, sınıf mücadelesi, özerklik, mücadelecilik, doğrudan eylem, doğrudan demokrasi ve devrimci perspektif) bazılarıyla ya da tümüyle hemfikir olan insanları dahil ederek ve bu konumların savunulmasında toplumsal gücü artırmamıza yardımcı olacak insanları içererek ilginç olabilir.
74. AKTİVİSTLERLE ÇALIŞMAK
Anarşist örgütlenmenin amacı tüm aktivistleri anarşist yapmak değil, bu aktivistlerin her biriyle en uygun şekilde çalışmayı öğrenmektir. Bu örgütlenme biçimi, aktivizmde bulduğumuz çok yaygın bir sorunu çözmeyi amaçlar. Örneğin, çok özverili aktivistler tanıdığımızda; özyönetimi, özerkliği, taban demokrasisini, doğrudan demokrasiyi vb. savunan devrimciler ve anarşist olmadıkları için birlikte hareket etmediğimiz kişiler. Bu aktivistler, eğilim gruplaşmalarında anarşistlerle çalışabilir ve toplumsal hareketlerde konumlarını birlikte savunabilirler. Anarşistlerle büyük bir pratik yakınlığa sahip ama anarşist olmayan bir militan, eğilim gruplaşmasının bir üyesi olmalı ve toplumsal çalışmanın gerçekleştirilmesi için temel olabilir. İdeolojik yakınlıkları varsa, örgütlenmeye daha yakın olabilir, hatta katılabilirler.
75. OYLAMA
Ne şekilde olursa olsun, müzakere edilen ve örgütlenmenin sorumluluğunda olan tüm faaliyetlerin üyeleri tarafından yerine getirilmesi gerekecektir. Bu uygulama için, faaliyetleri, daha aktif ya da yetenekli üyelerde görevlerin yoğunlaşmasını önleyerek, bunları iyi dağıtan bir modeli her zaman arayarak militanlar arasında bölme ihtiyacı vardır. Oylama gerçekleştiğinde, oylanan meseleyle ilgisi olmayan militanların başkalarının ne yapması gerektiğini belirlemesi kolay olabilir. Bu tür durumlar, özellikle müzakere edilen şeyi gerçekleştirecek tüm üyeler oylamayı kaybettiğinde ve başkaları tarafından çözülen şeyi uygulamak zorunda kaldıklarında dikkat gerektirir. Bu önlenmesi gereken bir şey olduğundan, uzlaşmanın zorunlu olmaması gerektiğine inanıyoruz. Karar alma sürecine uygun bir verimlilik kazandırmak ve yalıtılmış aktörlere çok fazla güç vermemek için, bu uzlaşma denemesi ve bunun mümkün olmadığı durumda oylama modelini seçtik. Bu karar alma süreci, hem teorik ve ideolojik birliği hem de stratejik ve taktik birliği kurmak için kullanılır.
76. ÖRGÜTSEL DİSİPLİN
Bu konum, militanlar ile örgütlenme arasında bir ortak sorumluluk ilişkisi sunar. Bu yüzden, bir sorumluluk üstlenen herkesin bunu yerine getirecek yeterli disipline sahip olması gerekir. Aynı şekilde, örgütlenme izlenecek bir çizgi ya da gerçekleştirilecek bir şey belirlediğinde, kolektif olarak çözülen şeyin gerçekleşmesini sağlayacak olan bireysel disiplindir.
77. SÖMÜRÜLEN SINIF BAŞ AKTÖRLERİ
Sınıf mücadelesinde sömürülen sınıflar her zaman egemen sınıfla çatışma halindedir. Gerçek şu ki kapitalizmin çelişkileri sömürülen sınıfların bir dizi tezahürünü üretir ve bunun anarşizmin tohumlarını ekmek için en iyi zemin olduğunu düşünüyoruz. Bu bakış açısını açıklarken, bu sınıfları putlaştırmıyoruz ya da yaptıkları her şeyin her zaman doğru olduğunu varsaymıyoruz, ama toplumsal dönüşüm sürecindeki katılımlarının kesinlikle merkezi olduğunu vurguluyoruz. Toplumsal çalışma ve eklemlenme, özgül anarşist örgütlenmenin en önemli faaliyetleridir. Bu amaçla, bu sürecin tamamı, savunduğumuz toplumsal dönüşümün gerçek baş aktörleri olan sömürülen sınıfların içinde gerçekleşmelidir.
78. İHTİYAÇ TEMELLİ TOPLUMSAL ÇALIŞMA
Anarşist örgütlenmenin toplumsal çalışması iki şekilde gerçekleşir:
- Mevcut toplumsal hareketlerle sürekli çalışmayla
- Yeni toplumsal hareketlerin yaratılmasıyla.
Daha önce tartıştığımız gibi, toplumsal hareketleri gereklilik, irade ve örgütlenmeden oluşan bir sacayağının sonucu olarak anlıyoruz. Bu, örgütlü anarşistlerin, öncelikle sömürülen sınıfların ihtiyaçlarına dayanan bir hareket için arzu ve örgütlenmeyi teşvik etmeye çalışmaları gerektiği anlamına gelir. Yalnızca uzun vadede sonuçlar getirecek bir fikir için mücadele etmeye istekli olanlar azdır. Bu yüzden, halkı seferber etmek için, her şeyden önce, onları etkileyen ve onlara yakın olan somut mesele ve sorunlarla ilgilenmeliyiz. Anarşist örgütlenmenin rolü, gereklilikleri açıklamak ve bunların etrafında seferberlik yapmaktır. İster toplumsal hareketlerin yaratılmasında ister mevcut hareketlerle çalışmada olsun, merkezi fikir her zaman gereklilik etrafında seferber olmaktır.
79. HAREKETLER PRATİĞE NEDEN OLUR
Toplumsal hareketler, sömürülen sınıfların seferberliğinin gerçekleştiği aşamalardır. Onlara bir politik pratiğe sahip olmalarına neden olan bu hareketlerdir. Politik pratik, halkı kendilerini baskı altına alan sistemin güçlerine karşı mücadeleye sokmaya çalışır, bu güçlerin yüzleşmesini kışkırtır. Gerekli hissettikleri ölçüde, halkın kendisi istediği tüm iyileştirmeleri, kazanımları ve özgürlükleri talep etmeli, uygulatmalı ve gerçekleştirmelidir. Bu, örgütlenme ve irade aracılığıyla yapılır. Bu talepler kalıcı olmalı ve her seferinde daha fazlasını talep ederek ve sömürülen sınıfların tam özgürleşmesini arayarak aşamalı olarak artmalıdır.
80. HAREKETLERİN İDEOLOJİSİ VE POLİTİKASI
Toplumsal hareketlerin kısa vadeli kazanımlar için mücadeleye dönüşen politik pratiği, zaferler ya da yenilgiler karşısında, militanlara artan bilincin pedagojik anlamını getirir. Anarşist pratik aracılığıyla toplumsal hareketleri etkileme sürecini toplumsal eklemlenme olarak adlandırıyoruz. Böylece, anarşist örgütlenme, toplumsal hareketlerle çalışma yarattığında ya da geliştirdiğinde toplumsal çalışmaya, hareketleri anarşist pratiklerle etkilemeyi başardığında toplumsal eklemlenmeye sahip olur. Toplumsal hareketlerin ideoloji içinde olması değil, ideolojinin toplumsal hareketler içinde olması gerekir. Toplumsal eklemlenme, toplumsal hareketleri “ideolojikleştirmeyi”, onları anarşist toplumsal hareketlere dönüştürmeyi amaçlamaz. Aksine, halkçı örgütlenmenin inşası ve gelişimine doğru ilerleyebilmeleri ve toplumsal devrime ve özgürlükçü sosyalizme işaret edebilmeleri için onlara belirli belirlenmiş özellikler kazandırmaya çalışır. Toplumsal hareketlerin olabildiğince ileri gitmesini sağlamaya çalışır. Toplumsal eklemlenme bahsettiğimizde, anarşizmin toplumsal hareketler içindeki etkisiyle ilgileniyoruz. Bu bakımdan, politik (anarşist örgütlenme) ile toplumsal (toplumsal hareketler) düzeyler arasında bir ayrımı sürdürsek de, politik düzeyin toplumsal düzey üzerinde bir hiyerarşisi ya da tahakkümü olması gerektiğine inanmıyoruz. Ayrıca, politik düzeyin toplumsal düzey için ya da onun önünde değil, onunla birlikte mücadele ettiğine inanıyoruz, ki bu etik bir ilişkidir. Özgül anarşist örgütlenme, etkin bir azınlık olarak faaliyetinde, sömürülen sınıflarla birlikte mücadele eder, onlar için ya da onların önünde değil. Bu tamamlayıcı ve diyalektik ilişki, anarşizmin toplumsal hareketleri etkilemesine ve toplumsal hareketlerin anarşizmi etkilemesine neden olur.
81. ETKİLEME
Bir kez daha ve kısaca, toplumsal hareketlerde sürdürmemiz gereken özelliklerin neler olduğunu belirteceğiz. Bunlar: güç, sınıf mücadelesi, mücadelecilik, özerklik, doğrudan eylem, doğrudan demokrasi ve devrimci perspektiftir. Toplumsal hareketler yöneliminde sınıf mücadelesi olmalı ve bir sınıf çizgisine sahip olmalıdır, ki bu, sömürülen sınıfların geniş katılımını aramak ve sınıf mücadelesini desteklemek anlamına gelir. Toplumsal güçlerini dayatarak kazanımlarını kurarak mücadeleci olmalıdırlar. Devlete, politik partilere, bürokratik sendikalara, kiliseye ve diğer bürokratik ve/veya otoriter organlara göre özerk olmalı, kendi kararlarını alıp kendi başlarına hareket etmelidirler. Ayrıca, temsili demokrasiye karşıt olarak, bir politik eylem biçimi olarak doğrudan eylemi kullanmalıdırlar. Toplumsal hareketler ayrıca, tüm militanların eşitlikçi bir şekilde etkin olarak karar aldığı yatay meclislerde gerçekleşen bir karar alma yöntemi olarak doğrudan demokrasiyi de kullanmalıdır. Bizim için etkilemek, ikna, tavsiye, örnekler, kılavuzlar, kavrayışlar ve pratikler aracılığıyla bir kişi ya da bir grup insanda değişiklikler yaratmak anlamına gelir. Toplumun kendisinde, herhangi bir anda, etkileyen ve etkilenen farklı aktörler arasında bir çoklu etkileşimler olduğuna inanıyoruz. Otorite karşıtı bir bakış açısından bile, bu etki kaçınılmazdır ve sağlıklıdır.
82. SEFERBERLİK
Bizim için, seferberlik ve etkileme sürecinin, mücadelenin nesnel yönlerinin ötesinde, öznel yönlerden de geçtiğini düşünmek çok önemlidir. Bu seferberlik sürecinde, özgül anarşist örgütlenme, ne olursa olsun her zaman etik davranmalı, toplumsal hareketlerle hiyerarşi ya da tahakküm ilişkileri kurmak istememeye çalışmalı; gerçeği söylemeli ve halkı asla kandırmamalı ve diğer militanlarla ilişkide her zaman dayanışmayı ve karşılıklı yardımlaşmayı desteklemelidir. Konuşmaktan çok daha fazlası, yaparak, örnek olarak öğretmeliyiz. Özgül anarşist örgütlenmenin militanları, çalıştıkları ortama çok aşina olmalıdır. Anarşist örgütlenmenin konumları çoğunlukta olmasa bile, gösterilmeli, savunduğu görüşler netleştirilmelidir. Aynı şekilde, yalnızca eleştirel konumlar sunmak değil, hareketleri inşa etmeye ve ileriye doğru yürütmeye çalışan olumlu/proaktif bir tavra sahip olmalıdır. Halkı kışkırtıp teşvik ederek, toplumsal eklemlenmeyi aramalı ve toplumsal hareketlerin mümkün olduğunca liberter ve eşitlikçi yollarla çalışmasını sağlamalıyız. Anarşist militanların toplumsal hareketlerdeki diğer aktivistlerle tam olarak bütünleşmesi, tanınma, meşruiyet, dinlenilme, istenme ve karşılanan insanlar olmaları için sürekli varlık önemlidir. Bu yüzden, herhangi bir tür çalışma için örgütlenme, her zaman liderlere ve toplumsal hareketlerin güç yapılarını elinde tutanlara değil, genellikle liderlik tarafından baskı altına alınan ve hareketlerin merkezini değil çevresini oluşturan taban aktivistlerine yaklaşmalıdır. Mahallelerde, topluluklarda, hareketlerde, sendikalarda vb. başkaları üzerinde etkiye sahip (tabana yönelik ve onlar tarafından meşrulaştırılmış yerel liderler) insanları belirlemek ve çabaları onlara odaklamak da önemlidir. Bu insanlar, taban seferberliğine yardımcı olmak, anarşist etkiye potansiyel kazandırmak, hatta eğilim gruplaşmalarına dahil olmak için çok önemlidir. Bu şekilde yapıldığında, seferberlik bir tür “dönüştürme” olarak işlev görmeye başlar. O halde, özgül anarşist örgütlenmenin toplumsal çalışması ve eklemlemedeki işlevinin, “onların yerini almayan ve onları temsil etmeyen bir motor, toplumsal mücadelenin motoru” olmak olduğunu söyleyebiliriz. Bu motoru, “başta Brezilya’da, Latin Amerika’da ve özellikle Rio de Janeiro’da, faaliyetteki halkçı hareketlerin mücadelelerinin gündelik yaşamına militanca katılarak” inşa etmenin mümkün olduğunu düşünüyoruz.
83. TEORİ ÖRGÜTLER VE TANIMLAR
Özgürlükçü sosyalizm ve dönüşümün devrimci süreci anlayışı, bugün, ancak teorik bir bakış açısından düşünülebilir, çünkü pratikte devrimci bir zamanda yaşamıyoruz. Bu yüzden teori, gelecek topluma dönüşümü ve özgül anarşist örgütlenmenin nihai hedefleri olan bu toplumun kendisini tanımlayan kavramları örgütler. Teori ayrıca, anarşist örgütlenmenin, nihai hedeflerine ulaşmak için içinde bulunduğu gerçeklikte nasıl hareket etmesi gerektiğini de tanımlar. Diğer adımlar geleceğe ayrılmıştır ve bugün de yalnızca teorik bir şekilde düşünülebilir. Teori, hem stratejinin tasarımı hem de örgütlenmenin yürüttüğü propaganda için temeldir. Strateji, anarşist örgütlenmenin çalışmasının verimliliğini artırmaya çalışırken, propaganda anarşist fikirleri yaymak anlamında çok önemlidir. İçinde faaliyet gösterilen gerçekliği anlamaya çalışırken, teori bilgiyi ve verileri düzenler. Faaliyet gösterdiğimiz tarihsel anın anlaşılmasını ve toplumsal, politik ve ekonomik özelliklerin tanımlanmasını biçimlendirir. Ayrıca özgül anarşist örgütlenmenin faaliyet gösterdiği gerçekliğin tam bir teşhisini yapar. Teori, faaliyet gösterilen yeri bölgesel olarak düşünmek için önemlidir, çünkü bu yapılmazsa, toplumsal dönüşüm süreci için yanlış bir metodoloji uygulama riskiyle karşı karşıya kalırsınız (başka zamanlardan ve başka bağlamlardan hazır teorilerin “ithal edilmesi”).
84. PROPAGANDADA TEORİ
Teori üretiminin, modası geçmiş ideolojik yönleri güncellemeyi amaçlaması ya da ideolojiyi özgül ve belirli gerçekliklere uyarlamaya çalışması da önemlidir. Teori, propaganda sürecinde de çok önemlidir, çünkü anarşist fikirleri teşvik etmek için kavramları tutarlı bir şekilde eklemlemek gereklidir. Teori ne kadar çok üretilir ve dağıtılırsa, anarşizmin toplum genelinde nüfuz etmesi o kadar kolay olur. Teori propaganda için kullanıldığında, ideolojik düzeyi derinleştirmeyi ve anarşist ideolojiyi daha iyi tanınır kılmayı amaçlayan anarşist teorilerin incelenmesi ve yeniden üretilmesiyle geçmişi biçimlendirir. Bu, bugünkü toplumun eleştirilerimizi, gelecek toplum anlayışımızı ve toplumsal dönüşüm sürecini açıklayan materyallerin teorik yayılmasıyla şimdi ve gelecekle ilişkili olarak da gerçekleşebilir.
85. TEORİ VE PRATİK
Anarşizm içinde teorik olarak üretilmiş ya da üretilen her şey, istediğimiz pratiğe hizmet etmez. Mücadeleden uzak ya da az toplumsal çalışmaya sahip entelektüeller, teoriyi herkesten daha iyi anladıklarını düşünen ve teorik sorulara kesin yanıtlar bulmuş entelektüeller, tarafından teşvik edilen teori pek işe yaramaz, çünkü teorinin herhangi bir işe yarayıp yaramadığını ancak pratikte doğrularız; pratik zorunlu olarak teoriye katkıda bulunur. Bunun yanı sıra, hareket edebilmek için anarşist örgütlenmenin, her şeyden önce, derin ve gelişmiş bir teoriye sahip olması gerektiğine inanmıyoruz. Teorinin etkili bir pratik için çok önemli olduğunu vurgulayarak savunsak da, pratikle somut ve uzun süreli temas olmadan üretilen teorinin herhangi bir umut verici meyve verebileceğine inanmıyoruz. Bu nedenle, toplumsal çalışma ve eklemlenme, anarşist örgütlenmenin tüm teorik üretimini daha iyi bir kesinlikle gerçekleştirmesini sağlar. Pratik, anarşist ideolojiyi sınar, anarşist örgütlenmenin olasılıklarını ve ufuklarını daha iyi düşünmesine, çok daha programlı olmasına, ayakları yere basarak hareket etmesine ve hayatı olması gerektiği gibi değil, olduğu gibi sürdürmesine izin verir. Teori ve pratik arasındaki bu ilişkiden, özgül anarşist örgütlenmenin teorik yolunu, sürekli teorileştirme, uygulama, teoriyi değerlendirme ve gerekirse yeniden formüle etme, teorileştirme, uygulama vb. şeklinde sürekli bir yol olarak anlıyoruz.
86. TEORİ VE İDEOLOJİ
Teori zorunlu olarak ideolojik yönler taşır ve ideoloji de zorunlu olarak teorik yönler taşır. Bu yüzden, ikisi arasında doğrudan bir bağ vardır. Birçok anarşist örgütlenme teoriyi yalnızca faaliyet gösterdikleri gerçekliğin kavranışı olarak tanımlar. Bu şekilde, teoriyi ideolojiden ayırırlar; ilki, “nerede olduğumuz” olarak adlandırdığımız stratejinin “ilk sorusuna” yanıtların formülasyonu için yalnızca hizmet edecek, “kendi aralarında tutarlı bir şekilde eklemlenmiş bir kavramlar bütünü” olarak. Ancak, teori aynı zamanda stratejinin ikinci ve üçüncü sorularına, yani “nereye ulaşmak istiyoruz” ve “bulunduğumuz yerden çıkıp olmak istediğimiz yere nasıl varabileceğimizi düşünüyoruz” sorularına yanıt vermeye de hizmet eder.
87. BİRLİK
Bu birlik, anarşist örgütlenmenin karar alma süreci aracılığıyla gerçekleşir ve amacı, hem bir bütün olarak hem de ayrıntılarda, örgütlenmenin tanımladığı çizgiyle tam ve sürekli bir uyum içinde olması gereken tüm faaliyet ve eylemlerine zorunlu olarak rehberlik etmesi gereken açık bir politik çizgi (teorik ve ideolojik) belirlemektir. Bu iyi tanımlanmış politik çizgiyle herkes nasıl hareket edeceğini bilir ve pratik sorunlar olması durumunda, çizginin gözden geçirilmesi gerektiği iyi bilinir. Teorik ve ideolojik çizgi iyi tanımlanmadığında ve bir sorun olduğunda, neyin gözden geçirilmesi gerektiğini bilmede güçlükler vardır. Bu yüzden, örgütlenmenin teorik olarak gelişmesini sağlayan şey bu çizginin netliğidir. Bu teorik ve ideolojik politik çizginin yokluğu, kavramlar bütününde bir eklemlenme eksikliğine ya da hatta çelişkili bir eklemlenmeye yol açar, ki bunun sonucu yanlış, kafa karıştırıcı ve/veya verimsiz bir pratiktir.
88. TUTARLI BİR ŞEKİLDE ÖRGÜTLÜ
Gördüğümüz gibi, bir hedefin gerçekleştirilmesi için güçlerin koordinasyonu olarak anlaşılan örgütlenme, bireysel çalışmanın sonuçlarını çoğaltır ve bu propaganda için de geçerlidir. Propagandayı, anarşizmin fikirlerinin yayılması ve anarşist örgütlenmenin temel bir faaliyeti olarak anlıyoruz. Amacı, anarşizmi tanıtmak ve insanları davamıza çekmektir. Propaganda, anarşist örgütlenmenin faaliyetlerinden biridir, tek faaliyeti değildir. Sürekli ve örgütlü bir biçimde gerçekleştirilmelidir.
89. BİLİNCİ HAREKETE GEÇİRMEK
Bizim önerdiğimiz gibi nihai hedeflere sahip herhangi bir toplumsal dönüşüm sürecinin, nüfusun büyük kesimlerinin kabulüne, ya da en azından “reddetmemesine” bağlı olacağını anlıyoruz. Ve bu anlamda teorik, eğitici ve/veya kültürel propaganda buna önemli ölçüde katkıda bulunacaktır. Bu kitlesel propaganda çalışması, halkın bilincini yavaşça döndürür ve zaten kültür biçiminde iletilen kapitalizm ideolojisinin daha çok sorgulanmasına ve daha az yeniden üretilmesine neden olur. Özgül anarşist örgütlenmenin, bu sürekli ve örgütlü propagandanın gerçekleştirilmesi için elindeki her aracı kullandığını savunuyoruz. Öncelikle, kurslar, konuşmalar, tartışmalar, konferanslar, çalışma grupları, web siteleri, e-posta, tiyatro, bültenler, gazeteler, dergiler, kitaplar, videolar, müzik, kütüphaneler, kamusal etkinlikler, radyo programları, televizyon programları, liberter okullar vb. gerçekleştirilerek teorik, eğitici ve/veya kültürel alanla ilgili olarak. Bu tür propaganda, büyük ölçekte gerçekleştirildiğinde, içinde yaşadığımız kültürü yavaşça değiştiren ve anarşist fikir ve pratiklerin topluma sokulmasını kolaylaştıran bir toplumsal “yağlayıcı” olarak işlev gördüğü için temeldir.
90. PROPAGANDANIN SINIRLARI
Propaganda, insanların fikirlerini dönüştürmeyi hedefler. Ve bu propaganda modelinde ciddi sınırlar görmemizin nedeni de budur. Bu bilinç kazanımı, hiçbir şekilde kapitalist toplumun sömürüsünün ve tahakkümünün azalma eğiliminde olacağı anlamına gelmez. Ayrıca zorunlu olarak insanların mücadele etmek için kendilerini örgütlemeye devam edeceği anlamına da gelmez. Herkesin bilinçli olduğu varsayımsal bir durumda bile, sömürülmeye ve tahakküm altında olmaya devam edeceğimizi söyleyebiliriz.
91. ÖRNEKLE PROPAGANDA
“Nerede ve kimin için propaganda yapılacağı” üzerine bu düşünme her zaman yapılmalıdır. Teorik, eğitici ve/veya kültürel alanda gerçekleşen propagandanın yanı sıra, başlıca olarak, mücadele ve örgütlenmede gerçekleşen propagandayı da sürdürmemiz gerektiğini savunuyoruz, yani toplumsal çalışmadaki, toplumsal eklemlenme hedefleyen propagandayı. Daha önce ele aldığımız toplumsal çalışma ve eklemlenme tüm sürecini, anarşist örgütlenmenin geliştirmesi gereken ana propaganda çalışması olarak anlıyoruz. Sınıf mücadelesi ve toplumsal hareketler alanında gerçekleşerek, anarşist propaganda çalışması, toplumsal hareketleri anarşist pratikle seferber etmeyi, örgütlemeyi ve etkilemeyi hedefler. Hareketlerin anarşizm tarafından etkilenmesi, onların savunduğumuz özelliklere sahip olmasını aramak anlamına gelir: güç, sınıf mücadelesi perspektifi, mücadelecilik, özerklik, doğrudan eylem, doğrudan demokrasi ve devrimci perspektif. Mücadelede, etkin bir azınlık olarak, anarşistler toplumsal hareketler yaratır, zaten var olan hareketlere katılır ve onları, her zaman örnekle, mümkün olduğunca liberter ve eşitlikçi bir şekilde işlemeleri için mümkün olduğunca etkilemeye çalışırlar. Bu şekilde, anarşist propaganda, anarşistlerin toplumsal hareketler içinde etkin bir azınlık olarak ve halkçı örgütlenmenin fiili yaratılışındaki tüm çalışma sürecine hizmet eder.
92. POLİTİK DÜZEY EĞİTİMİ
Politik düzeyin politik eğitimi, diğer ideolojik akımlar ve toplumsal hareketler hakkındaki bilgiyi derinleştirdiği gibi tarihsel, güncel ve gelecek sorularını da derinleştirir. Çeşitli şekillerde teşvik edilir: militanlar için kurslar ve eğitim kitapları, eğitim seminerleri, militanların kendi kendilerine yaptıkları öz-eğitim vb. aracılığıyla. Eğitim, yeni militanlara destek sağlar, böylece daha az ve daha çok eğitimli olanlar arasındaki eğitim düzeyi farkları mümkün olduğunca küçük olur ve örgütlenme içindeki yüksek düzeyde tartışma bu farklardan olumsuz etkilenmez. Özgül anarşist örgütlenmenin destekçi militanları için politik eğitim, politik çizgisinin anlaşılması için teorik ve ideolojik temeli sağlar.
93. TOPLUMSAL DÜZEY EĞİTİMİ
Politik eğitim, eğilim gruplaşmasında hareket eden militanları geliştirmeye çalışır ve ideolojik yakınlıklara sahip olduklarında onları anarşist örgütlenmeye entegre eder. Toplumsal hareketlerin arzu edilen özelliklere sahip olması ve halkçı örgütlenmenin inşasına işaret etmeleri için, militanların mümkün olduğunca politize olması temeldir ve bunda politik eğitim önemli bir rol oynar. Toplumsal düzeydeki bu politik eğitim, militanların politize edilmesi için temeldir.
94. İLİŞKİLER VE FONLAR
İlişkiler daha az ya da daha çok organik, daha az ya da daha çok resmi olabilir. Politik düzeyde, anarşist örgütlenme, pratiğine katkıda bulunabilecek her yerden örgütlenmeler, gruplar ve bireylerle ilişki kurmaya çalışır. Toplumsal düzeyde, anarşist örgütlenme, toplumsal hareketleri tanımaya ve onlarla ilişki kurmaya, onlara az ya da çok bağlanmaya, hatta üniversiteler, konseyler, vakıflar, STK’lar, insan hakları, ekolojik örgütlenmeler vb. gibi diğer organlarla temas kurmaya çalışır. Kapitalizmin mantığına karşı olsak da, onun içinde yaşadığımız müddetçe, faaliyetlerimizin gerçekleştirilmesi için fon toplamak ve yönetmek zorunda kalacağız. Bu fonlar önemlidir: toplumsal çalışmaların gerçekleştirilmesi için (militanların ulaşımı vb.); kitapların satın alınması için; propaganda materyalinin (broşürler, gazeteler, kitaplar, videolar vb.) basımı için; örgütlenme için yapılar (mekanların bakımı vb.); seyahatler ve diğer faaliyetler için.
95. DÖNÜŞÜMÜN BAŞ AKTÖRÜ
Bu düzeyde, toplumsal hareketleri ele alırken, bunların bir ideoloji içine sığmaması gerektiğini, aksine bir ihtiyaç, ortak ve somut bir dava etrafında oluşması gerektiğini vurguluyoruz. Ancak çeşitli toplumsal hareketlerin halkçı örgütlenmenin inşasında yakınsamasıyla kapitalizmi ve devleti aşabileceğimizi ve toplumsal devrim yoluyla özgürlükçü sosyalizmi inşa edebileceğimizi anlıyoruz. Toplumsal düzey, toplumsal dönüşüm sürecinin başlıca baş aktörüdür. Toplumsal hareketler, zaferler durumunda sömürülen sınıfların yaşam koşullarını iyileştirmeyi hedefleyen somut ve pragmatik meseleler etrafında örgütlenmelidir. Bu hareketlerin içinde, bu meseleler etrafındaki mücadeleyle ilgilenen ve mücadele zafer kazanırsa fayda görecek herkes bulunmalıdır.
96. TOPLUMSAL HAREKETİN SINIRLILIKLARI
Toplumsal hareketler hâlâ durum değişikliklerine tabidir ve bazen seferberliğin sona ermesinden sorumludurlar. Bu gerileme süreçleri de sıklıkla mücadelelerdeki birikim ve öğrenmenin kaybından sorumludur. Birçok toplumsal hareket reformist hareketler haline gelir, yani, amacı kapitalist sistem içinde bir düzeltme ya da kazanım olan hareketler. Belirli özellikler toplumsal düzeye içkindir ve bu toplumsal dönüşüm sürecini (toplumsal hareketler → halkçı örgütlenme → toplumsal devrim → özgürlükçü sosyalizm) karmaşıklaştırır. Hareketleri ideolojikleştirmeye çalışan, onları zayıflatan örgütlenmeler vardır; onları kendi amaçları için (hareketlerin amaçlarından farklı) işlev görmesini sağlayarak kullanmaya çalışan örgütlenmeler vardır; sömürülen sınıfların katılımını aramayan ve tabandan kopmuş bir “öncü” haline gelen hareketler vardır; yalnızca hükümetlerin ve kapitalistlerin yardımıyla işleyen hareketler vardır; politikacılara, partilere ve diğer otoriter gruplaşmalara tamamen bağlı hareketler vardır; adayları seçmek isteyen ve politik olarak yalnızca temsili demokrasi aracılığıyla katılan hareketler vardır; liderliğin karar aldığı ve tabanın yalnızca itaat ettiği hiyerarşik ilişkileri destekleyen hareketler vardır; reformist hareketler vardır; diğerleriyle bağlantı kurmak istemeyen yalıtılmış hareketler vardır; teori ve durumsal analiz üretmeyen hareketler vardır, ve daha birçoğu.
97. POLİTİK DÜZEY İDEOLOJİKTİR
Toplumsal düzeyden farklı olarak, politik düzey ideolojik bir düzeydir, anarşist bir düzeydir. Bu politik düzey, zorunlu olarak toplumsal düzeyle etkileşim içinde olmalıdır, çünkü toplumsal düzey olmadan politik düzeyin arzu edilen toplumsal dönüşümü gerçekleştirmekten aciz olduğunu anlıyoruz. Yalnızca bu toplumsal eklemlenme aracılığıyla halkçı örgütlenmeyi inşa etmenin ve toplumsal gücünü artırarak nihai hedeflere ulaşmanın mümkün olduğunu anlıyoruz. Bu dönüşümün, politik düzey tarafından bu toplumsal düzeye yapılan bir katkının sonucu olacağını anlıyoruz. Özgül anarşist örgütlenme, nihai hedeflere (toplumsal devrim ve özgürlükçü sosyalizm) ulaşma araçlarını, eylemi her zaman stratejiye dayandırarak tasarlayan devrimci bir politikayı pratiğe geçirmeyi amaçlar. Bunun için, toplumsal düzeyin mücadeleleri için maya olarak işlev gören ideolojik militan faaliyetleri koordine eden bir etkin azınlık olarak örgütlenir. Bu politik düzey tarafından üstlenilen ana faaliyet, politik düzeyin toplumsal düzeyle etkileşime girdiğinde gerçekleşen toplumsal çalışmadır. Bu bağlamda politik düzey, toplumsal düzeyi mümkün olduğunca etkilemeye çalışır, onun mümkün olduğunca liberter ve eşitlikçi bir şekilde işlemesine neden olur. Bunun, anarşist örgütlenme ile toplumsal hareketler arasında doğrudan ya da eğilim gruplaşmaları aracılığıyla gerçekleşebileceğini gördük. Politik düzeyin bunu, kısmen bile olsa, elde ettiği andan itibaren, toplumsal eklemlenmeye sahip olduğunu söyleriz. Toplumsal düzey, konjonktüre göre politik düzeyden daha fazla değiştiği için güçlü yükseliş ve alçalışlarla karakterize edilir. Toplumsal hareketlerin yükseliş dönemlerinde, özgül anarşist örgütlenmenin rolü onları itmektir. Alçalış dönemlerinde, rolü “alevi canlı tutmak”, ya da yeni hareket fırsatları için beklemek ve hazırlanmaktır. Bu yüzden, önemli bir politik düzey işlevi, toplumsal düzeyin alçalış dönemlerinde (hatta yükseliş dönemlerinde bile) ideolojinin sürekliliğini ve mücadelelerin birikimini sağlamaktır.
98. BİR IŞIK DEMETİ OLARAK ÖNCÜ
Politik düzeyi etkin azınlığın özgül anarşist örgütlenmesi olarak tanımladığımızda, otoriter öncü örgütlenmesininkine karşıt bir anlam arıyoruz. Böylece, politik düzeyin toplumsal düzeyi etkileme süreci, onun arzu edilen özelliklere sahip olmasını sağlamaya çalışır. Eğer zaten varsa, politik düzey yalnızca eşlik eder; yoksa, onların var olmasını sağlamak için mücadele eder. Otoriterler, toplumsal ve politik düzeyler arasında bir ayrım öne sürseler de, politik düzeyin toplumsal düzeyle ilişkisinde bir hiyerarşi ve tahakküm ilişkisine sahip olduğuna inanırlar. Böylece, politik düzeyin (otoriter partilerin) içindeki hiyerarşi ve tahakküm, toplumsal düzeyle ilişkilerinde yeniden üretilir. Aynı şekilde otoriterler, politik düzey içinde hiyerarşi ve tahakkümle işleyen ve onların anlayışına göre politik düzeyden toplumsal düzeye, “bilinçliden” “bilinçsize” taşınması gereken bilincin yeniden üretimini anlarlar. İlişki, politikten toplumsala ve tersine iki yönlü değil, aksine yalnızca politikten toplumsala tek yönlü bir ilişkidir, ki bu sonunda politik olanın fikirlerinin bir taşıma bandı haline gelir.
99. ETİK MESELESİ
Anarşist örgütlenmenin otoriter bir parti gibi (devrimci olsa bile) hareket etmemesi, yalnızca ve yalnızca etik aracılığıyla mümkündür. Öncü örgütlenmesinden farklı olarak, etikle hareket eden etkin azınlık olarak örgütlenmiş politik düzey, toplumsal düzeye göre bir hiyerarşi ya da tahakküm ilişkisine sahip değildir. Etkin azınlığın amacı, etikle, teşvik etmek, omuz omuza olmak, gerektiğinde ve talep edildiğinde dayanışma göstermektir. Toplumsal düzeyle temas halinde olduğunda, özgül anarşist örgütlenme etikle hareket eder ve ayrıcalık konumları aramaz, iradesini dayatmaz, tahakküm kurmaz, aldatmaz, yabancılaştırmaz, kendini üstün görmez, toplumsal hareketler için ya da onların önünde mücadele etmez. Özgül anarşist örgütlenme, toplumsal hareketlerle birlikte mücadele eder, onların amaçladığından bir adım bile öteye geçmez.
100. TABANCILIK
Otoriterlerin aksine, bizim için toplumsal düzey politik düzeyi etkiler ve her zaman etkilemelidir. Yani, ideolojisini toplumsal düzeyin pratiğiyle karşılaştırarak, politik düzey de anarşist örgütlenmeye eklenmesi gereken çok önemli katkılara sahip olacaktır. Politik düzeyin tutarlı bir devrimci strateji tasarlayabilmesinin, ancak toplumsal düzeydeki pratikle temas kurduğu andan itibaren mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu, toplumsal hareketlerin savunduğu her şeyin doğru olduğunu anlayan belirli bir tür “tabancılığı” savunduğumuz anlamına gelmez. Çoğu zaman bu hareketlerin, arzu ettiğimizden farklı özelliklere sahip olduğunu biliyoruz ve daha kötüsü: zaman zaman sağa kaymalar yaparak faşizmde olduğu gibi kapitalist hatta diktatörlük konumlarını savunurlar. Bir yandan toplumsal hareketlerin önünde olmamız gerektiğine inanmasak da, diğer yandan onların arkasında, tüm isteklerini takip ederek olmamız gerektiğine de inanmıyoruz.
101. STRATEJİNİN 3 SORUSU
Stratejiyi üç soruya verilen yanıtların formülasyonundan tanımlayabiliriz:
- Neredeyiz?
- Nereye gitmek istiyoruz?
- Bulunduğumuz yerden nasıl çıkıp olmak istediğimiz yere varabileceğimizi düşünüyoruz?
Strateji, o halde, mevcut durumun bir teşhisinin, ulaşılmak istenen durumun tasarımının ve mevcut durumu dönüştürmeyi, onu arzu edilen duruma ulaştırmayı hedefleyen bir dizi eylemin teorik formülasyonudur. Kısacası, örgütlenmede en karmaşıktan en basite kadar her şey stratejik olarak yapılabilir ve yapılmalıdır. Özgül anarşist örgütlenmenin, hatta militanlarının gerçekleştirmeyi amaçladığı herhangi bir eylem, stratejik olarak tasarlanabilir. Tüm bu teorik materyalin tasarımının arkasında stratejik bir mantık vardır. Toplumsal dönüşüm stratejimizi tasarlamak, bu metinde başarmaya çalıştığımız şeydir. Öncelikle, ilk soru üzerine düşünerek ve tahakküm ve sömürü toplumuna biçim veren kapitalizmi ve devleti haritalandırarak. Sonra, ikinci soru üzerine düşünerek, toplumsal devrim ve özgürlükçü sosyalizm olan nihai hedeflerimizi tasarlamaya çalışarak. Son olarak, üçüncü soru üzerine düşünerek ve halkçı örgütlenmeye dönüşen toplumsal hareketler aracılığıyla ve özgül anarşist örgütlenmeyle sürekli etkileşim içinde gerçekleşen bir toplumsal dönüşüm önererek.
102. GELİŞTİRME VE DEĞERLENDİRME
Özgül anarşist örgütlenme, faaliyet gösterdiği gerçekliğin bir teşhisini yapmaya, uzun vadeli nihai hedefleri belirlemeye ve, en önemlisi, her biri kendi hedeflerine sahip farklı mücadele dönemlerini ve döngülerini belirlemeye çalışmalıdır. Bu “makro” çizgi (teşhis, orta ve uzun vadeli hedefler) strateji olarak, büyük hedefler ise stratejik hedefler olarak adlandırılır. Strateji, o halde, kısa vadeli hedefleri ve militanlar ya da militan grupları tarafından kısa vadeli taktik hedeflere ulaşmayı amaçlayarak pratiğe geçirilen eylemleri belirleyen daha “mikro” bir çizgide, yani taktikte ayrıntılandırılır. Her militanın iyi tanımlanmış bir işlevi ve ulaşılacak net hedefleri vardır. Açıkça, taktik hedeflerin gerçekleştirilmesi, stratejik hedeflere yaklaşmaya, hatta ulaşmaya katkıda bulunmalıdır. Değerlendirmeler, faaliyetlerin nasıl ilerlediğinin, hayal ettiğimiz yere doğru yönelip yönelmediklerinin, bir şey konusunda yanılıp yanılmadığımızın değerlendirilmesiyle yapılır. Özetle: belirlenen hedeflere doğru ilerleyip ilerlemediğimize, ya da onlardan uzaklaşıp uzaklaşmadığımıza bakarız. İlk durumda, hataları düzeltir, ayarlamalar yapar ve aynı şekilde devam ederiz. İkincisinde, taktik eylemleri ve nihayetinde stratejiyi değiştirir, aynı süreci belirli bir zaman dilimi içinde yeniden gerçekleştiririz. Örgütlenmenin stratejiyle ilerlemesine ve mücadelede doğru bir şekilde devam etmesine neden olan şey, bu hareket etme, değerlendirme, sürdürme, yeniden değerlendirme vb. sürecidir.
103. STRATEJİK ÇİZGİ
Stratejik çizginin kurulması ve programa biçimlendirilmesi için, teoriyi bilgiyle donatan pratikle temas esastır. Bu temas, aynı zamanda stratejinin doğru taktik açılımını da sağlayacaktır. Program aracılığıyla özgül anarşist örgütlenme, toplumsal dönüşüm için stratejik önerisini duyurur. Aynı zamanda hem örgütlenmenin militanlarının eylemine rehberlik etmeye hizmet ederken, hem de örgütlenmenin bir parçası olmayan diğer insanlar için örgütlenmenin konumlarını belirlemeye, bu analiz ve öneriler bütününü kamuya açık hale getirmeye hizmet eder. Hedefler değişirse, örneğin devrim sonrası bir durumda, strateji değiştirilebilir. Bu yüzden, hem içinde yaşadığımız fiili durumun kavranmasının hem de stratejinin geliştirilmesinde temel bileşenler olan açık ve kesin hedeflerin kurulmasının önemi buradan gelir.
104. KOLEKTİF KARARLAR, BİREYSEL ANLAŞMAZLIKLAR DEĞİL
İdeolojiyle ilişkili olarak, strateji, toplumsal bağlama, mevcut duruma göre değiştiği için çok daha esnektir. Her bağlamda ve konjonktürde anarşizmin politik pratiğine farklı taktikler uygulamanız doğaldır. Örgütlenme, uzlaşma yoluyla ya da oylama yoluyla, stratejinin üç sorusuna verilecek yanıtlara karar verir. Taktik-stratejik çizgiyi formüle eder ve herkes aynı yönde gider. Birçok anarşist grup ve örgütlenmenin, ortak bir bütüne katkıda bulunduklarını anlarken farklı eylemleri, sağa ve sola gerçekleştirmesinin nispeten yaygın pratiği kabul edilmez. Özgül anarşist örgütlenme modeli, militanların çok sevmedikleri şeyleri yapmak zorunda kalmalarını ya da sevdikleri bazı şeyleri yapmayı bırakmalarını gerektirir. Bu, örgütlenmenin stratejiyle ilerlemesini sağlamak içindir. Stratejiyle ilerlemek, anarşist örgütlenmeyi tutarlı ve etkili bir örgütlenme yapar; militanların öncelik olarak belirledikleri şeyi yaptığı ve stratejik hedeflerinin pekiştirilmesine mümkün olan en etkili şekilde katkıda bulunan görevler üzerinde çalıştığı, ciddi, bağlı militanlığa adanmış bir örgütlenme. Bir örgütlenmeye katılma özgürlüğünün, ondan kopma özgürlüğüne eşit olduğunu ve bir bireyin ya da azınlığın çoğunluğun kararları tarafından sık sık ihmal edildiğini hissetmesi durumunda, ayrılma özgürlüğüne sahip olduklarını vurgulamamız gerekir. Stratejik kararların, oylama yoluyla alınsa bile, örgütlenme içinde bireysel anlaşmazlıklar değil, kolektif kararlar olduğunu vurgulamak önemlidir.
[1] Espesifizmin en önemli ayağı olan ‘’ikili örgütlenme’’ (bkz. 3, ‘’Örgütlenmek Ana Esastır’’) kuramını reddedip, mücadele alanlarının içinde olamayan Anarşistler. (ç.n.)
[2] İdeal Peres (1925–1995), Brezilya anarşist hareketinin yeniden örgütlenmesinde önemli rol oynayan, askeri diktatörlük dönemindeki baskılara rağmen özgürlükçü eğitim ve örgütlenme faaliyetlerini sürdüren Brezilyalı anarşist militan. (ç.n.)


Bir yanıt yazın