Anasayfa / Makaleler / Anarşistler ve Aşılar – Bruce Trigg

Anarşistler ve Aşılar – Bruce Trigg

Bruce Trigg, NYC’de yaşayan ve çalışan bir halk sağlığı hekimi ve bağımlılık ilaçları danışmanıdır. New Mexico ve Arizona’daki Amerikan yerli topluluklarında, Yerli Sağlık Servisi’nde üç yıl çalışmıştır.

Colorado’da yaşayan dört yaşındaki bir çocuk influenza nedeniyle yaşamını yitirdi. Haberlere bakılırsa, çocuğun annesi, aşıların tehlikelerine ve konvansiyonel tıbbi tedavilere yönelik komplo teorilerini destekleyen gruplara, yani aşı-karşıtlarına ait bir web sitesinin müdavimlerindendi.

Çocuk doktorunun yazdığı anti-viral tedaviyi vermek yerine, çevrimiçi tavsiyeler alan anne, çocuğun kafasının üzerine salatalık ve patates koymak gibi şeylerin de olduğu bazı ev-tedavi yöntemleri uygulamıştı.

Bu trajediden ve aşı-karşıtı Facebook sitesinin bu olayda oynadığı rolden bir şeyler öğrenebilir miyiz? Küçük çocukların ebeveynleri için bu ne anlama geliyor? Peki devlet baskısına karşı çıkan ve aynı zamanda eşit ve adil bir dünyaya inanan anarşistler için, bu ne anlama geliyor?

Bu geç kapitalist dünyada yaşam, hem zihinsel hem de duygusal anlamda zorlayıcıdır. Modern yaşamın karmaşasında, genel olarak, kendi çıkarının peşinde koşan, kibirli, küçümseyen ya da yozlaşmış bilim-insanlarına, tıp uzmanlarına, bürokratlara ve siyasetçilere güvenmemiz talep edilir. Kesintisiz şekilde reklam, yanlış bilgi ve şöhret tapıncı lüzumsuzlukları bombardımanına maruz kalmaktayız.

Gündemdeki olaylar, kamu sağlığı ve tıbbi gerekliliklere dair doğru ve gerçek bilgileri elde etmek, hem zaman gerektirir hem de samanlıkta iğne aramak gibidir. Her gün maruz bırakıldığımız devasa bilgi yüküyle bu olanaksız bir iş gibi görünüyor. Aşı-karşıtı hareketin yükselişi kısmen, süzgeçten geçmemiş, doğrulanmamış bilgiye erişimin artmasının, mevcut güç yapılanmalarına ilişkin derin güvensizliğimizin ve kâr-odaklı sağlık bakım sistemimizin yönelimlerine dair şüpheciliğin sonucudur.

Küçük çocukların ebeveynleri, kıymetli bebeklerini, ilk kez karşılaşıyor olabilecekleri, işi başından aşkın bir tıp danışmanına getirdiklerinde, bu baskıları ilk elden deneyimlerler. Kendilerine çoğunlukla, aşıdan sonra oluşabilecek, korkutucu, ancak nadiren gerçekleşen komplikasyonları sıralayan kapsamlı bir onay formu verilir. Ebeveyn, bebeklerinin ilk iki yılda 14 hastalığa karşı aşılanması gerektiğini ve geldikleri bu ilk seferde de üç veya dört doz aşı olacağını öğrenir.

Ebeveyn, eve döndükten sonra, aşılara ilişkin olarak internete bakabilir. Muhtemelen bunlara yönelik tartışmalara dair haberleri önceden duymuş da olabilir. Facebook’ta, aşılamanın tehlikeleri konusunda uyarıcı, çoğunlukla düzenbaz videolar eşliğinde sunulan korkutucu bilgiler bulacaktır.

ABD’de onlarca yıl önce neredeyse tamamen ortadan kalkmış olduğundan, ebeveynler genellikle bu hastalıkların pek çoğunu hiç duymamışlardır. Bu hastalıkların kaybolmasının bebeklerin ve çocukların ağırlıklı bir çoğunluğunun aşılanmış olmasına bağlı olduğu gerçeğinin pek fazla üzerinde durulmaz. Giderek artan sayıda ebeveyn, aşı karşıtlarının çocuklarını aşılatmamayı tercih etmelerine ilişkin bu tür korkutucu ve tutkulu argümanlarla karşı karşıya kalmaktadır.

Sürü bağışıklığı, risk durumundaki bireylerin yüksekçe bir oranının aşılanması koşuluyla, topluluğun bulaşıcı hastalıklardan korunacağını tanımlayan bir terimdir. Çocukların ve yetişkinlerin aşılanması bir sosyal dayanışma veya topluluk savunması biçimidir. Keskin bireycilik mitine ağırlıklı olarak yatırım yapılan bir toplumda, bu meselenin geniş ölçüde tartışılmaması anlaşılabilir bir durumdur.

Sinirlenmiş bir tıbbi danışmanın, çocuğunu “bebek vuruşu”na getiren bir ebeveyne, bu toplumsal sözleşmeye dayalı aşılamaları açıklamak için zaman ayırması pek de olası bir durum değildir.

Aşılar genellikle güvenli ve etkilidir. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), çocukluk dönemi aşılamayı, 20. yüzyılın en önemli 10 kamu sağlığı yeniliklerinden birisi olarak görmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, dünya genelinde aşılama eksikliği nedeniyle ilave 1,5 milyon engellenebilir ölüm gerçekleşirken, aşılamalar sayesinde 2 ila 3 milyon ölümün engellendiğini hesaplamaktadır. DSÖ, “aşı tereddüdü”nün küresel sağlığa yönelik 10 büyük tehlikeden birisi olduğunu söylemektedir.

Çocukların aşılanmamalarının ardında karmaşık nedenler bulunmaktadır. Bütün bu ebeveynleri aşı-karşıtı kategoriye sokmak yanıltıcıdır ve kolaya kaçmaktır. Bu sebeple DSÖ daha az yargılayıcı olan “aşı tereddüdü” terimini tercih etmektedir.

Her şeyin ötesinde, ABD’de pek çok kişinin sağlık bakımına oldukça az erişimi vardır ki, bu da çocuklarının neden aşılanmadığını açıklayabilir. Göçmenlerin, aşılanmanın ICE göçmenlik yetkilileri tarafından tuzağa düşürülmelerine neden olabileceğinden korkmak gibi mantıklı nedenleri vardır.

Sürekli olarak çocuk yetiştirme korku tacirliğine maruz bırakılan ebeveynler, aşılamanın riskleri ve kazanımları konusunda korkuya kapılabilir veya kafa karışıklığı yaşayabilirler. Çok sayıda ebeveyni, aşı-karşıtı gruplara yönlendiren organize bir aşı-karşıtı propaganda hattı vardır.

Bunun bir örneği, şu anda ABD’de yaşamakta olan ve tıp diploması kızamık aşısını otizmle ilişkilendiren düzmece araştırması nedeniyle iptal edilen İngiliz hekim Andrew Wakefield’ın, 2016 tarihli “Vaxxed” adlı filmidir. Bu çalışmayı çürüten sayısız çalışmaya karşın, otizm ile aşılamalar arasındaki bağlantı aşı-karşıtları tarafından yayılmaya devam edilmektedir.

Anarşistler, çocukların okula gidebilmeleri için çocukluk dönemi aşılarını zorunlu kılan hükümet kanun ve düzenlemeleri ile kamu sağlığını desteklemeliler mi? Peki yetişkinler için her yıl grip aşısı olma zorunluluğunu?

Yetişkinlerin aşılanmalarını gerekli görmesek de, bir yetişkinin kendi çocuklarının aşılanmasını reddederek diğer çocukları gereksiz yere riske atmasına izin verilebilir mi? Bunlar kolayca yanıtlanacak sorular değildir; özellikle de hükümetin baskısına maruz kalanlar ve özgür iştirak hakkına inananlar için.

Aşı karşıtı hareket, çoğunlukla aşırı sağ ideolojinin ve bu ideolojinin kendi harmanladığı tüketimciliğin sızdığı aktivist grupların gevşek bir ağından oluşur. Örneğin, kötü bir üne sahip olan komplo teorisyeni ve sağcı talk şovcu Alex Jones, hastalıkların tedavisine yönelik pahalı takviyelerin satılması için reklam yaparken, bir yandan da büyük hükümetin ve aşıların kötülüklerine karşı atıp tutar.

Film oyuncusu Gwyneth Paltrow gibi daha ana-akımdan ünlüler ise, kendi online mağazasından New Age yaşam-tarzı malzemeler satarken, aşı karşıtlığını savunur. Tekrar tekrar aşılara ilişkin şüpheciliğini dillendiren Donald Trump’ın, ani bir kızamık salgını nedeniyle baskıyla karşı karşıya kalınca bir anda dönmesi de şaşırtıcı değildir.

Çoğu radikal, aşılardan kâr elde eden ilaç şirketlerine yönelik olarak aşı-karşılarıyla aynı güvensizliği paylaşır. Araştırmalar ile klinik vakaların çoğu kamu tarafından karşılanıyor olsa da ve genellikle kamu üniversiteleri ile kamu sağlığı kuruluşları tarafından yürütülse de, zona ve HPV gibi pek çok aşı için, insafsızca yüksek ücretler talep edilir. Güney Yarımküre’de milyonlarca kişinin hayat-kurtarıcı aşılamalardan mahrum olmasının sebebi aşı tereddüdünden çok, yüksek maliyetlerdir.

Anarşistler olarak bizler, çocuklarına en iyi bakımını nasıl sağlayacakları konusundaki çelişkili görüşlerle mücadele etmek zorunda kalan endişeli ebeveynlerin kaygılarının bazılarını paylaşıyoruz. Daha çok özgürlük ve şeffaflık arzuları ile hükümetlere ve ilaç şirketlerinin kâr odaklılığına ilişkin güvensizliklerini paylaşıyoruz.

Ancak anti-kapitalist bakış açımız, kâr güdüsünün hem aşıların ardındaki bilime ilişkin olarak dezenformasyona yol açtığını, hem de dünya çapında aşılara erişime sekte vurduğunu görmemizi de sağlıyor. Meseleyi hatalı biçimde toplumla bireyin uzlaşmaz bir çatışma içinde olduğu üzerinden kurgulayan sağcı komplo paranoyasına karşı çıkacak, özgürlükçü alternatif bir bakış açısı sunabiliriz.

Anarşistler, mevcut sağlık bakım sistemine karşı demokratik, katılımcı, topluluk-tabanlı, kâr gözetmeyen ve hiyerarşisiz seçeneklere inanırlar. Anarşistler arasında, Çin tıbbı, akupunktur, yerli halkların bitkisel ilaçları ve diğer iyileştirme uygulamaları gibi geleneksel sağlık bakım tedavilerini öğrenmeye yönelik dikkate değer bir hareket vardır. Bu, hem modern kapitalist sömürü mekanizmasını bozmaya, hem de devletin ötesinde daha sürdürülebilir bir çevrede yaşama yolları öğrenmeye yöneliktir. Bu bağlamda esas mesele, modern tıbbi uygulamaları reddetmeden ve seçenekleri akıllıca dengeleyerek bahse konu eğilimi nasıl geliştireceğimizdir.

Aşıların dünyanın her yerinde ücretsiz olmasını talep etmeliyiz. Aynı zamanda, New Orleans’taki Katrina-sonrası Common Ground’un ücretsiz karşılıklı yardım klinikleri gibi, devlet ile sermayenin dışında alternatif sağlık-bakımı ve kamu sağlığı yapılanmalarını da desteklemeli ve yaratmalıyız. Ve, giderek büyümekte olan toplum kontrolündeki sağlık araştırma hareketine katılmalı ve desteklemeliyiz.

Anarşistler olarak, teori ve pratiğimiz bağlamında, bireysel haklar ile toplum ihtiyaçlarının birbirinin zıddı olmadığının farkındayız. Nihayetinde, bu kararların alınacağı ve çatışmaların çözümleneceği yer, devletçe değil, demokratik olarak denetlenen ve bilgilendirilen toplumlardır.

Kaynak: “Anarchists and Vaccines”

Çeviri: Yeryüzü Postası / Batur Özdinç

Adresi kontrol edin

Tam Kapanma: Sermayenin Proletaryaya Karşı Topyekûn Savaşı – Akıntıya Karşı

Bir yıldır süren salgın karşısında devletin kaotik ve kayıtsız tutumu sonunda 26 Nisan günü açıklanan …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir