Anasayfa / Arşiv / İspanya: Kültür, Eğitim, Kadınlar ve Cinsellik – Self-Education Collective (Anarşist Bakış)

İspanya: Kültür, Eğitim, Kadınlar ve Cinsellik – Self-Education Collective (Anarşist Bakış)

Self-Education Collective tarafından hazırlanan 2001 tarihli bu yazının türkçesi ilk olarak Anarşist Bakış internet sitesinde yayınlanmıştır

Giriş

Bölüm 15’de bahsedildiği üzere, 1870’lerin başlarında ilk anarşist birliklerin kurulmaya başlamasından itibaren toplumsal ve kültürel meseleler İspanya’daki anarko-sendikalist hareketin merkezinde yer almıştı. Eğitim ve cinsellik gibi konulardaki tartışmaların –ve anlaşmazlıkların– düzeyi, İspanya’nınn modernleşmeye yönelik ilk sendeleyen adımlarını attığı Yüzyıl’ın başında oldukça yüksekti. Anarko-sendikalistler, –sıklıkla Katolik Kilisesince desteklenen– hem uzlaşmaz gelenekçi sağa, hem de ülkenin modernleşmesinin temelini eğitimde gören liberal burjuva lobisine muhalefetlerinde sözlerini sakınmıyorlardı. 1930’lara gelindiğinde, CNT, etkileyici sayıdaki yerel toplumsal ve eğitim tesisin yanısıra bütüncül ve sofistike bir devrimci özgür ifade kültürü geliştirmişti.

Görev devasaydı. 19uncu yüzyılın sonlarına gelene kadar, İspanyol eğitim sistemi üzerinde Kilise’nin boğucu hakimiyeti sürmüştü. Kilise, (bırakınız sosyalizmi veya diğer herhangi bir eşitlikçilik türünü bir kenara) liberalizmin Şeytan işi, her ne pahasına olursa olsun uzak durulması gereken bir günah olduğunu vaaz edip durmuştu. Katolik Kilisesinin ahlaki konumu ve eğitime yönelik duruşu o kadar önemliydi ki, eğitim koşullarını değiştirmeye çalışan herhangi bir hareket onun gazabına uğruyordu. Bu, başlıca büyük arazi sahibi, büyük bir zenginlik ve güç sahibi olarak, [Kilise’nin] otoritesini, öğretilerini ve yöntemlerini sorgulayacak herhangi bir kimsenin bunun çok ağır sonuçlarına katlanması gerekiyordu.

1899’da, bir grup İspanyol piskoposu, siyasi liberalizm, çoğulculuk ve Katolik doktrinin sorgulanmasının tamamen şeytani olmasa bile şüpheli olduğunu şöyle ifade ediyorlardı:

Bizler, anavatanımızdaki hükümete uygulanmasının birçok günahın kaynağı olacak, ve bizi ahlaki bir uçuruma sürükleyen yeni sağcılık, veya liberalizm denilen ruhi yıkımın, dölün hiçbir hürriyetini tanımıyoruz.

Katolik kilisesi hala birleşik bir imparatorluğun özlemini çekiyor, boğazına kadar milliyetçilik ile yurtseverliğe batmış, ve en sonunda boş bir liberal, solcu kaos nosyonuna yenilmenin korkusunu taşıyordu. İspanya, 20nci Yüzyılın başları boyunca, darbeler ve parlamentarizm deneylerinin (bakınız Bölüm 15) darbeleriyle tökezlerken, Kilise de toplumsal hastalıklara karşı repartuarını giderek genişleterek saldırılarını yoğunlaştırdı.

1929 tarihli Katolik Eylem dokümanı şöyle diyordu:

Piskoposluk bölgeleri komitesi şunları yapacaktır: 1. Hristiyanlık doktrininin ihmalinden, kayıtsızlıktan ve dinsizlikten; gerek sözlü gerekse yazılı Tanrıya küfür etmekten; yortulara saygısızlıktan; şeytani yayınlardan; itaatsizlikten; giyim kuşamda, filmlerde ve diğer eğlencelerdeki ahlaksızlıktan; yoksulluk ve göçten kaynaklanan tüm toplumsal şeytanlıkların yok edilmesi. 2. Dinin, ahlağın, Kilise’ye bağlılığın dikkatlice beslenmesi; otoriteye karşı saygı; yoksullara karşı hayırseverlik; halkın dini eğitimi yoluyla toplumsal esenliğin geliştirilmesi. Yerel komiteler rahipleri ve dindarları teşvik etmeli, insanları şunlardan yükümlü tutmalıdır: 1. Toplumsal şeytanların her yerde kökünün kazınması. 2. Din, aile, otorite, özel mülkiyet ve yoksulların kutsal çıkarlarının savunulması.

Değişim yönelik baskılar çoğaldıkça, Kilise katı bir hiyararşiye daha sıkıca yapışıyordu: ulusun bölünmez bütünlüğü sorunu, İspanya’nın katı Katolikliği altındaki kutsal birliğinin korunması açısından giderek kritik bir hale geliyordu. Katolik monarşi İspanya’yı “birleştir”mişti, ve bu da doğrudan 1492 sonrasında Amerika’nın fethedilmesine yol açmıştı. Onlara göre, İspanya bu nedenle Katoliklikle tanımlanmıştı, ve bu olmadan tamamen yitirilirdi. Devlet açısından, eğitim ve toplumsal adetler dahil olmak üzere, Kilise’nin her alandaki gücünün çok büyük olmasında hiçbir abartıya yer olmadığı kesindir. Keza, bu aşağıda göreceğimiz üzere cinsel ahlak alanını da kapsıyordu.

Kadınlar, Kurtuluş ve Erken Dönem Anarko-Sendikalizmi

Kadınların kurtuluşu, 18inci Yüzyıl’ın sonlarından itibaren anarko-sendikalistler, liberaller ve radikallerin dikkatini çekmişti. Şurası kesin ki, anarko-sendikalistler açısından bu ilgi asla azalmadı, tam tersine arttı. Fikirler gelişti, giderek daha karmaşık ve girift hale geldi –özellikle de anarko-sendikalistlerin kitle örgütleri kurdukları ve bunlara kadınları da kaydettikleri 20nci Yüzyıl’ın ilk otuz yılı içerisinde.

Geliştirileren konular ve fikirler çeşitli alanlara uzanıyordu, ve çağdaş İspanya’nın standartlarına göre aşırı radikaldiler. Kadınların kurtuluşunun daha ziyade ekonomik olan meselelerinin tartışılmasıyla yetinilmiyor, toplumun cinslere eşitsiz davranması nedeniyle eleştiriler geliştikçe özgür aşk, tekeşlilik [monogami], cinsellik ve kadınların güçlenmesi sorunları da sorgulanıyordu. Kadınların varsayılan aşağı olmasıyla ilgili genel kabul gören düşüncelere şiddetle saldırılıyordu. Örneğin, 1910’larda yazan çağdaş bir anarşist, erkek üstünlüğü anlayışını eleştiriyor ve “kadınların erkeklerden aşağı olduğuna inanma arzusu, yaklaştığımız dönemde kabul edilebilir bir şey değildir” diyordu. Erkekler birden fazla kadınla cinsel ilişki kurabilirken, bunun tersinin olamaması şeklindeki yanlış ahlağı da eleştiriyordu.

İşyeri meseleleri bağlamında, özellikle de anarşizmin düşüncelerinin 20nci Yüzyıl’ın başından itibaren büyüyen anarko-sendikalist örgütlenmelerde uygulamaya geçirilmesiyle birlikte, toplumsal cinsiyet rolleri konusunda epey bir tartışma yaşanmıştı. Bu kısmen 1800’lerin ortalarından itibaren feminizmin İspanya’daki büyümesinden kaynaklanıyordu. Ancak, ilk dönem feminizmi esasen burjuvaydı, ve Birleşik Devletler ile Britanya’daki orta-sınıf feministlerin kaygılarını yansıtıyordu. Örneğin, ilk feministler tarafından sıklıkla seslendirilen bir talep, anarşistlerin genel “eşitlik” ilkesinin ötesinde hiçbir asli önem atfetmedikleri bir amaç olan oy kullanma hakkıydı. Şiddetle karşı çıkılan bu temel demokratik hakkın talep edilmesinin yanısıra, çoğu İspanyol feministi muhafazakar olan ve erkek üstünlüğü düzenini düzenlemeye yönelik pek az şey barındıran değerleri savunuyorlardı. İlk feministler, karşıtlarını ve feminizmin talepleri, “yeni kadın”ın daha az saygılı, daha az feminen ve daha az nazik olmayacağı hakkında endişeli olanları teskin etmekte oldukça dikkatliydiler. Bir tarihçinin ifade ettiği üzere, erkeklerin şunlardan korkmaması gerektiğinde ısrar ediyorlardı;

o [erkek] haklarını, ayrıcalıklarını kaybetmeyecek; hiç kimse onun hakim konumunu sorgulamayacak. Oldukça basit, … eğer kadın daha eğitimli olursa, erkeklerin yanı sıra çocukları da uzun vadede bundan kazançlı çıkacaklardır.

Muhafazakar ve liberal feministler kadınların eğitim ve oy kullanma hakkı için savaşırken, Enternasyonal’in ilk örgütlenmeleri farklı bir düzeyde savaşmaktaydı. Oy kullanma hakkını sadece makyaj olarak gören anarşist etkisindeki FRE [Federación Regional Española, İspanyol Bölge Federasyonu] ve FTRE [Federación del Trabajadores Regional Española, İspanya Bölgesi İşçi Federasyonu] (bakınız Bölüm 15), erkeklerle kadınlar arasındaki eşitsizliği üreten kapitalist toplumsal ilişkilerin köklerini değerlendirmeye girişmişlerdi. Onlar, çürük parlamenter sisteme dayanmaktansa, hayatın gidişatında önemli değişiklikler talep ediyorlardı.

FRE, kısmen, 1870’deki ilk kuruluş Kongresi’nden itibaren, Cadiz gibi [bölgelerden] gelen kadın grupları tarafından kurulmuştu. Ancak, bu noktada, kadınların kurtuluşuna ilişkin liberter bir perspektifin gelişmesi için daha katedilecek çok yol vardı. Örneğin, örgüt Kongresinde, hiç de radikal olmayan bir amaç olan, “kadını eviçi olmayan tüm işlerden kurtarmak için her şey yapılacaktır” denilen bir önergeyi kabul etmişti. [Erkek] bir delege kongrede çok sayıda kadının bulunmasından duyduğu mutluluğu dile getiriyor, ancak şunu da ekliyordu:

Kadının çalışmak için doğmadığına, ancak onun çocukları yetiştirerek, yeteneklerini ve sevgisini ailesine bağışlayarak, aile içerisinde yerine getirmesi gereken ahlaki ve hijyenik bir misyonu olduğuna inanıyorum. Bugünün toplumunda, eğer atölyelerde çalışırsa, erkeklerle rekabete girer, böylece de çürüme ve fahişeliğin kaynağı olan yoksulluk artar. Zalimler alçakça bundan faydalanırlar.

Bir diğer delege, kadınların ve çocukların burjuvazi tarafından işçileri daha fazla sömürmek amacıyla çalıştırıldıklarını belirtiyordu. FRE’nin dönemin cinsel kültüründen tamamen ve tutarlı bir şekilde kopamamış olması bir talihsizliktir. Ancak, bu sarsak başlangıcın çözümü ilk anarko-sendikalistlerin fikir ve taktiklerinde yatmaktaydı, ve onlar deneyimlerin ışığında duruşlarını gözden geçireceklerdi.

Hemen bir yıl sonra, Eylül 1871’de FRE konferansı “aşk, hürriyet ve eşitlik“e dayanan bir aile görüşünü kabul etti. Burjuvazinin erkeklerin evlilik dışı maceraları ile kadınlarınkine çifte standart uygulamasını eleştiren “La Emancipación” makalesi bu tartışmaya zemin hazırlamıştı. FRE içerisindeki tartışmanın tonu şimdi kesinlikle ilericiydi –her ne kadar hala dönemin kadınların “ona tabiatın verdiği işlevi yerine getirmesi” ve “çocukların ahlaki eğitiminden, onların kalplerinin şekillendirilmesinden ve onların kalplerine bereketli sevgi tohumlarını ekmekten sorumlu olan ailenin başı” olması fikirlerine hala katılsalar da.

Bu noktada, burjuvazinin kadın ve çocukları çalıştırması gibi sorunlara ilişkin olarak FRE içerisinde genel bir görüş birliği vardı. Ancak, kadının geleceğin toplumundaki rolü konusunda açıkçası bir görüş birliği yoktu. Bazılarına göre, kapitalistler işçilerin aile duygusunu kırpıyorlardı, çünkü kadınlar fabrikalarda çalışıyorlardı; ve gelecekte kadının durumunun ne olacağını ve onların çalışmasının arzulanır olup olmadığını değerlendirmek zordu. Ancak, diğerlerine göre ise, kadınların çalışması fiili kendi başına [per se] sorunlara sebebi değildi. Birisi şu yorumda bulunuyordu:

Kadının kendi ücretini kazanmaya başlamasıyla birlikte, işler onun lordunun ve efendisinin taleplerine uyması gerektiği eski ailedeki gibi değildir. O kendi şartlarını dayatabilecek, kendi sözleşmesini yapabilecek, ve özgür ve bağımsız bir yol arkadaşı olacaktır.

1877’ye gelindiğinde, FRE “ilke ve tüzüğümüzü kabul eden tüm kadınların bağlılığının kazanılmasını tüm birimlerine tavsiye eder” kararını onayladı. Ancak, hala, kadınların çalışıp çalışmaması gerektiği konusunda hiçbir ilerleme sağlanamamıştı. O zamana kadar erkek aktivistlerin alanı olan bu tartışmalara kadınların açıkça katılması çok daha sonra olacaktı.

Kadınların katılımı arttıkça, kadınların kurtuluşu hakkında daha fazla ilerleme kaydedildi. (FRE’nin 1881’de sonlanmasının ardından büyüyen) FTRE’nin 2nci Kongresi’ne gelindiğinde, önemli gelişmeler yaşandı. Eylül 1882’de, iki tekstil işçisi kadının yaptıkları konuşmalar ve faaliyetlerin sonucunda, FTRE’nin kadın işçilerin örgütlerde kendi birimlerini kurmalarına yardım edeceğini belirten bir teklif kabul edildi. Bununla tutarlı bir şekilde, FTRE’ye bağlı ilk kadın tekstil sendikası 1884’de kuruldu.

Bu yeni itki dikkate değer bir başarıya sebep olmuş gözükmektedir. 1870 ile 1874 yazı arasında FRE içerisinde 2 kadın biriminden daha fazlası olamamıştı. FTRE’nin ilk üç yılında (1881-4) Endülüs’de 19 ve Katalonya/Valencia’da ise 3 kadın birimi bulunuyordu. Anarko-sendikalist saflarda kadınların örgütlenmesi artık ciddi olarak başlamıştı.

20’nciYüzyılın Başları

Yüzyılın başıyla birlikte, anarko-sendikalizm yavaş yavaş bütünleşmiş bir sosyo-ekonomik hareket olarak olgunlaşmaya başlıyordu (bakınız Bölüm 15). Bu, kadınların kurtuluşuyla ilgili fikirlerin gelişebileceği verimli bir zemin sağladı. En azından bir yazın ve düşünce dergisi, “Salud y Fuerza” (Sağlık ve Zindelik, 1904-1914), özgür aşk, kadınların kurtuluşu, annelik ve özgürlük gibi konularda düzenli olarak makaleler ve yorumlar içeriyordu. Katalonya’daki bir grup anarşist tarafından çıkarılıyor ve mesajı açıkça işçi sınıfının tamamına hitap ediyordu. İfade edilen düşünceler, eğitim ve cinselliği temel bir tartışma alanı olarak kabul eden (“Generación Conscente” ve “Estudios” gibi) daha sonraki bazı anarşist dergilerinkiyle yakın benzerlikler sergiliyordu. Ana amaç, cinsellik, zührevi hastalıklar ve annelik gibi konularda kendi başlarına bilinçli seçimler yapma yetisine sahip insanlardan oluşan bilinçli ve eğitimli bir halktı.

Gerek erkek gerekse kadın yazarlar kadınların güçlü bir bağımsız konuma sahip olmasını teşvik ediyordu. Ard arda gelen makalelerde, kadınların bedenlerinin kendilerine ait olduğu ve arzuladıkları zaman anne olmaları gerektiği belirtiliyor, bu fikir tekrar tekrar vurgulanıyordu. Bazıları gebelik anına kadınların karar vermesi gerektiğini, diğer bazıları ise anneliğin erkek tarafından dayatılan bir şey değil kadının rızasına göre olması gerektiğini ifade ediyordu. Yani, annelik konusunda yazan anarşistlere göre, kadınların kurtuluşu özünde kadının istediği zaman çocuk sahibi olma özgürlüğüyle bağıntılıydı. Genellikle ücret kazanmak anlamına gelen “ekonomik kurtuluş” ayrıca tartışılmazken, bu kadınların kendi bedenleri üzerindeki kontrollerine doğru genişledi. Kadınlarların özgürleşmesinin daha ekonomik temelleri, gördüğümüz üzere FRE ve FTRE’de tartışılmıştı, ve CNT’nin kurulmasıyla birlikte 1910’da anarşist çevrelere geri dönecekti.

Çoğu anarşist ve sendikalist, (hem İspanya’da hem de diğer yerlerdeki) daha ekonomist olan Marksistlerin aksine, “ekonomik kurtuluş”un zorunlu olarak kadınların tam kurtuluşuna yol açmayacağını fark etmişti. Anarko-sendikalistlere göre, ilk deneyimlerinden öğrendikleri gibi, davranışlarda değişiklik ve kadınların genel güçlenmesi en az ekonomik değişim kadar hayatiydi.

1930’lar; Kültürel Devrim

1930’lara gelindiğinde, özgürlük, kadınların kurtuluşu ve bir kimsenin kendi bedeni üzerindeki kontrolüyle ilgili düşünceler karmaşık bir şekilde karşılıklı bağımlı hale geliyordu. Üstelik, bunların anarko-sendikalizmin hiç durmaksızın genişleyen siyasetine dahil edilmeleri, bu gibi düşüncelerin taşıdıkları öneme işaret ediliyordu. Örneğin, erkeklerle kadınlar arasındaki yeni tür bir ilişki ve cinselliğin bir modelini sağlamak amacıyla, her şeyi kapsayan çözümler (veya çok sayıda çözüm) öne sürülmekteydi. Anarko-sendikalistler artık, uzun vadede Avrupa sosyalist hareketlerini derinden etkileyecek olan, kadınların kurtuluşu, aşk ve annelik hakkındaki düşüncelerini geliştiriyor ve uyguluyorlardı.

CNT içerisinde ve çevresinde bu gibi düşüncelerin büyümesi, 1910’daki ilk başlamasının ardından hızla büyüdü, ancak 1930’larda katlanarak büyüdü. Hiç abartmaksızın, vejeteryanlık ve çıplaklık gibi çeşitli başlıkları kucaklayarak, eğitim ve kültürel değişimle uğraşan yüzlerce anarşist ve anarko-sendikalist dergi ve gazete çıkarılıyordu.

Anarşist kültürün anahtar bir bileşeni, anarşist yaşam tarzını, diğer [insanlarla] otorite ve tahakküm olmaksızın ilişki kurmayı öğreten küçük broşür ve kısa romanların üretilmesiydi. Evlilik, özgür aşk, annelik ve bekaret gibi meselelerle uğraşılıyordu. Sadece bir örnek vermek gerekirse, Revista Blanca yayıncılık “Novela Ideal” başlığı altında kısa roman dizileri yayınlamıştı. Sıklıkla aşk ve cinselliğe odaklanan yüzlerce din karşıtı kısa öykü yayınlanmış, ve bunlar liberter çevrelerde oldukça popülerdi. “Novela Ideal” serisinin editörüne göre, her hafta 10-50.000 arası kısa roman basılıyor ve; “Francoculara göre (bunlar) İspanyolların üç kuşağını zehirlemişti“. Hayal gücünün kabullenmekte zorlanacağı bir şekilde, bunlar fazlasıyla önemli karşı-kültürel bir role sahiptiler.

Artık hızla büyümekte olan anarko-sendikalist hareketin en dikkate değer özelliklerinden bir tanesi, devrimci kültürel düşüncelerin geliştirilmesi ile yetinilmemesi, karşı-kültürü uygulamaya geçirecek araçların da geliştirilmesiydi. Çoğu şehir ve kasabada ortaya çıkan “ateneos”lar veya liberter toplantı evleri bu süreç açısından hayati değerdeydi (bakınız Bölüm 15). Buralarda, anarşist yayınlar alınıyor, sınıflar düzenleniyor ve tartışmalar yapılıyordu. Aslında, bir anarşist kadına göre, ateneo, “bizim ideolojik olarak en derin şekillendiğimiz” yerlerdi. O yalnız değildi. Bu kültürel ve eğitsel merkezlerin önemi abartmayı gerektirmeyecek ölçüdeydi. Bunlar, anarko-sendikalist ilkere göre yeni bir toplumun inşasını üstlenebilecek özgür insanların gelişimi açısından eğitim ve tartışmanın asli görüldüğü, örgütlü topluluğun güçlenme siyasetinin temel taşını meydana getiriyordu. “Ateneo”lar, yerel insanların sorunları çözmek ve –her anlamda– ufuklarını genişletmek amacıyla biraraya gelebilecekleri eşsiz bir forum sunuyordu.

Hüküm sürmekte olanın yerini alacak yeni bir kültür yaratmaya yönelik önemli bir girişim, zihniyetlerin ve maddi koşulların reformunu amaçlayan topyekun bir programın düzenlenmesiydi. Bu anarko-sendikalist kültürel proje, özgürlük, Kilise veya devletin baskısı olmaksızın eyleme hakkı [gibi] liberter ilkelere sıkı sıkıya bağlıydı. Kilise’nin her yerde ve her şeye kadir olduğu bir toplumda, anarko-sendikalistler burjuva ahlak yapılarının dışında kalan kendi ahlaklarını yaratmanın zaruri olduğuna inanıyorlardı. Bu alternatif ahlak sistemi, mevcut erk ve tahakküm yapılarına olan inancı bozarak [onları] yıkmanın mekanizması olarak görülüyordu. Bu nedenle, yalnızca bilginin elde edilmesi değil, onun “kişisel-siyasi” düzeyde uygulanmasının da hayati olduğu kabul edilmekteydi.

Seks, Aşk ve İlişkiler

CNT içinde ve etrafında, eğitim, yemek yeme alışkanlıkları, din ve kültüre ilişkin radikal konumlarla örülü bir halde, insanların birbirlerine karşı nasıl davranacaklarına –aşkın ifade edilmesi ve cinsel ilişkinin gerçekleştirilmesi dahil olmak üzere– geniş bir ilgi gösteriliyordu . Bu sınırlı alanda, anarko-sendikalistlerin cinselliğe yönelik tavırlarının derinlik ve enginliğini sergilemek imkansız olsa da, yine de bu fikirlerin belli başlı öğretilerini ele almak ve CNT’nin Temmuz 1936 sonrasında önderliğini yaptığı değişiklikleri sergilemek mümkündür.

FRE ve FTRE günlerinden başlayarak, İspanya’daki liberterler, burjuvazinin ahlaki normlarını, örneğin zorunlu evliliğe verdikleri desteği ve sekse yaklaşımlarını şiddetle eleştirmişlerdi. Anarko-sendikalistler, büyük bir çoğunlukla, doğal olmayan, kısıtlayıcı ve otoriter olması nedeniyle Kilise evliliğini reddediyordu. Onlar, evliliği, eşitsizlik ve güç ilişkilerine dayanan toplumun desteği, ve bir cinsin diğeri üzerinde iktidarı olarak görüyorlardı. Çoğu anarko-sendikalist, toplumun katı adap ve edep kavramlarına göre oldukça cüretkar bir şekilde, evlenmeden birarada yaşamaya çalışıyordu. Böylesi bir davranış, aynen gebeliği önleyici yöntemlerin kullanılması gibi –ister zührevi hastalıkları engelleme yöntemi olarak, isterse gebelikten korunma biçimi olarak kullanılsın– Kilise tarafından neredeyse dehşetle karşılanıyordu (bunlar seksin zevk almak için yapılan bir şey olduğuna işaret ediyordu).

Evlilik akdinin karşısında “özgür aşk”ın geliştirilmesi, anarko-sendikalist ideallerin kapitalizmde yaşatılmasının bir yolu olarak görülüyordu. Bu nedenle, bu, eskisinin kabuğunda yeni bir dünya yaratılması sürecinin önemli bir parçasıydı. Aşkın ya özgürce sunulmasını ya da hiç verilmemesi gerektiğine; evliliğin yalnızca aşkı kısırlaştırmaya ve seksi her iki cins için de zorlayıcı bir ilişki haline getirmeye hizmet ettiğine inanıyorlardı. Ayrıca, evlilik, erkeklerin kadınlar üzerindeki iktidarını yansıtan ve işçilerin kalplerinde bir çeşit otoriter mini-devlet yaratan, kapitalist toplumun kale burcu olarak görülüyordu. Yine anarko-sendikalistler, fahişeliğe sebep olan, her iki taraf için de alçaltıcı ve sömürücü olduklarını düşündükleri baskıcı ve sömürücü koşullara karşı çıkıyorlardı.

Anarko-sendikalistlerin kültür ve bilimin rolüne olan inançları ile aşka dair görüşlerini geliştirmeleri arasında da paralellikler gözlenebilir. Hatta aşk, toplumun sorunlarına çözümlenmesine yardım edebilecek bir etken olarak öne çıkarılıyordu. Aynı şekilde, nefretin, sömürünün, ve rekabetin olmadığı geleceğin toplumunda, tabii bir şekilde ve doğayla uyum içerisinde yaşayan insanlar tatmin olmuş ve tatmin eder bir şekilde aşık olacaklardı.

Marti İbáñez, yüksek sesle konuşan anarko-sendikalist ve seksologların örneklerinden birisiydi. 1930’ların ortalarında cinsellik üzerine pek çok kurs düzenledi ve seks reformuna ilişkin birçok makale yazdı. Yazılarındaki tadı kavrayabilmek amacıyla burada bazı makalelerinden çevirileri aktaracağız. Bazıları biraz tuhaf ve aşırı lirik gelebilir, ancak bunlar çoğu liberterin bu dönemdeki yazma tarzını yansıtmaktadır. Bu, ekonomide ve insanların seks yaşantılarında eşanlı bir devrim dahil olmak üzere her şeyin mümkün gözüktüğü bir dönemdi. 1934 tarihli bir makalesinde, bent kapaklarının açacak, tüm eski varoluş biçimlerini silip süpüreceği varsayılan bir kuvvet olan bir devrimden hoşlandığını [belirtir]. Ancak, cinsel sorun devrimci olaylardan sonra da çözülmemiş bir halde varolacaktır . Bunun sebebi böylesi karmaşık bir sorunun kademeli bir çözümü, ve toplumun örgütlenme şeklindeki maddi değişikliklerin yanısıra zihniyetlerde de değişim gerektirmesidir:

Son birkaç günün getirdiği savaşla ilgili söylentiler hala havada asılı duruyor. Bu günlerin rahatsız edici katılığı, bizler onların hüzünlü kapanış sahnesi sığınağını daha sakince değerlendirebildiğimiz için, hepimize gayet bariz geliyor. Nazik monoton zamanın birbirinin aynısı şekilde görünüp ilerlemesiyle karşılaştırıldığında, bunlar ıstırap püstürten, ancak yine de dersler yayan, kargacık burgacık profilleriyle gözüküyorlar bize. Ancak İspanya’nın ruhani yaşamı o kadar aşağı ve yapmacıktır ki, bu trajik günleri –bazılarının İdeal uğruna ölüme meydan okuduğu günleri– çok geçmeden anılarımıza gömeceğiz. Yine de, Tarih, kendi kaçınılmaz yargısıyla onları mühürlemeden önce, bu günleri tutkudan arınmış bir şekilde yargılayabilmek için daha fazla zamana ihtiyacımız vardır. Ancak, gelin kapılarımızı ruhani merakımıza açalım ve bu yakıcı saatlerden cinsel ahlaka uygulanabilecek bazı dersler çıkarmaya çalışalım. Bir devrim olayların gidişatını değiştirebilir mi? Denizde yüzen bir geminin rotasının dümen yekesine yapılan tek bir dokunuşla değişmesi gibi, cinsel ahlak söz konusu olduğunda, bunun rotasını da devrimci bir süreçle değiştirmek mümkün müdür? Benim ve başkalarının ilgili çoşkusunu arttırmak, ve kendilerini bu konuya halen vermemiş olanların ruhlarında bir ateş yakmak amacıyla bu soruna makalelerimde ve konferanslarımda değindim. Bizler hala eski cinsel ahlağın yönetimi altındayız. Haykırışlarımız karşısında İspanyol halkının bir kesimi uyanıyor, ancak hala kendilerini ileri düşünürler olarak gören, gölgesini İnsanlık’ın üzerine düşürmesinden beridir Kilise’nin cinsel önyargılar ağının kurbanı olan büyük bir erkek grubu var. (…) Cinsel sorun bir devrimle halledilemez, en azından çabuk, teatral, gösterişli bir devrimle. Cinsel devrim hemen şimdi başlatılmalıdır, kendisini sistematik ve kesintiye uğramaksızın yavaş yavaş geliştirmelidir (…) Cinselliğe, zafer barikatlarında hazırlanmış, aceleyle yazılmış bir kanunla hakim olunamaz, o bununla yönlendirilemez; evrimci bir süreçle öncelenmesi gerekir onun (…) Cinsel devrim, kolektif cinselliğin nihai kurtuluşu, kitap, makale, konferans ve kişisel örnek olmayla kurtuluşun anahtarı olan cinsel kültürü yaratacak ve yavaş yavaş ilerletecek olan dirençli savaşçı piyadelerinin, alçakgönüllükle sessizce [yerine getirecekleri] görevleri olmalıdır. (…) Bizler yeni kuşakların yumuşak hamurunu elimizde tutuyoruz; bununla yeni insan figürlerine şekil vermemiz, özgürlük ve onun getireceği sorumluluk anlayışını bu hamura aktarmamız gerekiyor. Ancak bu şekilde aşkı günümüzde kuşatan pisliğin içinden çekip çıkarabiliriz; ki böylece aşk, özgürlüğün parlak ışığına doğru zarif uçuşunda kendisini yüceltebilsin.

Cinselliğin bir kimseyi tehlikeden kurtaracak, boyun eğmez bir biyolojik kuvvet olduğu fikri 1930’larda anarko-sendikalistler arasında giderek yaygınlaşıyordu. Özellikle, mevcut kültürün zincirlerini kırıp atmak, ve cinsel temas arzusuna “teslim olmak” bilhassa kadınlarla ilgiliydi –basitçe çünkü dönemin baskıcı Kilise güdümlü normlarının asli kurbanları onlardı. Marti Ibáñez’in bir başka edebi hizmeti, cinsel konularda tavsiye isteyen “Estudios”daki mektuplara cevap yazmaktı. Şubat 1935’de “Iris”e yazdığı cevap, onun evlenmeden cinsel dürtülerini tatmin etme ikileminden kaynaklanan kaygısına değinmektedir. [Iris] “mevcut toplumsal önyargılardan dehşete düşmüş“tür, gençliği geçip gitmektedir, ve izleyeceği hareket tarzına ilişkin kararı gereklilikten de öte bir şeydir. Verilen uzunca tavsiye şunları da içeriyordu:

Boğucu ve baskıcı olan, bastırma ve monotonluk ile örülü zorlanmış bekaret çözüm değildir; bu, karanlık korkuları dışarı sızdıran yaşamın derin hüznüyle bedeli ödenen, Doğa’ya ihanet demektir. Artık bu yalanı daha fazla yaşamayın dostum. Sizi geçmiş cinsel bastırılmışlığınıza bağlayan ipleri kararlılıkla koparın ve samimiyet denizine doğru yelken açın.

Burada ifade edilen “seks-taraftarı” konuma karşın, anarko-sendikalistler arasında cinselliğin toplumsal cinsiyete bağlı  felsefesinin desteklenmesi oldukça yaygındı. Aslında, CNT’deki gerek kadın gerekse erkek aktivistler genellikle bunu desteklemekteydi, ve ancak çok az liberter anneliğin “doğal” statüsünü ve katı toplumsal cinsiyet rollerini sorguluyordu. Aynı şekilde, pek azı erkeklerle kadınlar arasındaki cinsel ilişkinin aynı cinsten olanlar arasındakine üstünlüğünü sorguluyordu. Aslında, doğaya ve “doğal” ilkelerin cinselliğe uygulanmasına ilişkin genel anlayış iki ucu keskin bir kılıç gibiydi. Bir yandan, cinselliği en gerici ve en baskıcı rejimler tarafından bile engellenemeyecek bir kuvvet olarak sunarak örgütlenmek ve değişime yönelik bir baskı oluşturmak için uygun bir kavramdı. Öte yandan ise, bu, cinselliğin ne olması gerektiğine ilişkin katı bir yorum tavsiye ediyordu.

Mastürbasyon ve homoseksüellik genellikle hala “out” idi; “toplumsal cinsiyete ilişkin” cinsiyet rolleri ve heteroseksüel yeniden üretim “in” idi. Erkekler arasında, cinsel yöntemler; ve partnerine saygı gösterirken, seks ile aşkı birbirinden ayırmak için kalıcı bir ilişki aramayanların cesaretlendirilmesi konularında yoğun bir tartışma vardı. İstenen başka bir tavsiyeye Marti Ibáñez şöyle yanıt veriyordu:

Yaşam bahçesinde, samimi bir erkeğin şehvetli arzularını anlayabilen yeni genç kadınlar büyüyor. Ancak cesur olun proleter dostlarım, ve dudaklarınızda daima gerçek olsun. Eğer belli birini eş olarak aramıyor, şehvetli bir arakadaşlık amaçlıyorsanız, bu arzuları gizlemeyin. Gerektiğinde aşkı cinsel deneyimden nasıl ayıracağınızı, ve kendinizle birlikte hiç kimseyi birbirine bağlı kılmadan nasıl ilişki kuracağınız öğrenin. Ve her şeyden öte, sizin kendinizin kabul etmeyeceği herhangi bir cinsel sınırlamayı kadınların kabul etmesini talep etmeyin; verebileceğinizden daha fazlasını istemeyin. Karşılıklı saygı, tolerans, anlayış sadık bir aşk yoldaşlığının ayrılmaz nitelikleridirler. Ve kalıcı bir birliktelik anı geldiğinde, eşinize kendinizinki gibi cinsel bir özgürlük tanıyabilin. Bozulmamış bir ahlaki saflıktan, ışıltısında karı kocalık zevkinin mutlu pınarının akacağı o yüce kadınsı mücevherden daha fazlasını talep etmeyin.

Mujeres Libres

Cinsel eşitlik, özgür aşk ve katı tekeşliliğe karşı muhalafet çevresinde kampanya yapmak, liberterlerin 19uncu Yüzyılın sonlarında kadın meselelerine karşı gösterdikleri daha kararsız ilginin doğal bir sonucuydu. Ancak, anarko-sendikalist hareketin kalbindeki bir sonraki önemli örgütsel gelişim, bu kampanyayı önemli bir şekilde bir adım daha ileriye götürecekti.

1936’nın ortalarında, CNT’nin kadın üyelerinden bir kısmı ve daha geniş anarko-sendikalist çevrelerden bazı kadınlar, kadınların gerek liberter örgütler içerisinde gerekse daha geniş toplum içerisinde yaşadıkları sorunlarla ilgilenecek bir kadın örgütlenmesi yaratmaya karar verdiler. Kadınların “hem kalplerde hem de fabrikalarda sömürülmesi“yle ilgilenen Mujeres Libres (Özgür Kadınlar) kuruldu, ve üye sayısı hızla büyüdü. O dönem yaşayan bir kadına göre, Mujeres Libres kadınları, “kadınlar olarak ve üreticiler olarak göz ardı edilerek üç katı köleleştirilmekten” kurtarmak için kurulmuştu.

Birkaç ay içerisinde, Mujeres Libres 20.000’e yakın kadın üyesini harekete geçirebilmiş; bir yoldaşlık ve topluluk duygusunu inşa ederken, kadınları bireyler olarak güçlendirmeyi amaçlayan yaygın bir faaliyet ağını da geliştirebilmişti. Bu ikincisi [güçlendirmeye yönelik faaliyetler] tanıdık gelebilir; bu, o zamandan beridir anaakım feminist hareketin özelliği olagelmiştir. Ancak, önceki [bir yoldaşlık ve topluluk duygusunun geliştirilmesi], “Mujeres Libres” türü feminizmin ayırt edici unsuruydu ve hala da öyledir; ve bu doğrudan doğruya Mujeres Libres’in içerisinde kök saldığı hareketin anarko-sendikalist ilkelerinin uygulanmasından ortaya çıkmıştı.

Kadınların İspanyol toplumundaki gerçek bastırılmasına, ve CNT’nin daha az aydınlanmış kesimlerinde kadınların karşılaştıkları sorunlara tepki olarak, kadınları 1930’ların ortasının İspanya’sındaki ayaklar altına alınmış statüsünden kurtarmak için bir eğitim ve “kendini etkinleştirme” [enabling] programı başlatılmıştı.

Toplumsal cinsiyet rollerinden ve belirlenmiş davranış biçimlerinden hala tamamen kopamamış pek çok anarko-sendikalist, örgütlerinde ve ev yaşantılarında eşitsizlik kalıplarını yeniden üretiyorlardı. Mujeres Libres buna karşı çıktı. Mujeres Libres’in bir üyesi, bazı genç (erkek) üyelerin kültürel yetiştirilme normlarına hala sıkı açıkça sıkıya bağlı olduğu liberter örgütlenme Juventudes Libertarias (Liberter Gençlik) içerisindeki durumdan şöyle söz ediyordu:

Mujeres Libres düşüncesine katılmıyordum. Mücadelenin hem erkekleri hem de kadınları etkilediğini düşünüyordum. Birlikte daha iyi bir toplum için savaşıyoruz. Neden ayrı bir örgütlenme olsun ki? Bir gün, Juventudes’den bir grupla beraberken, Mujeres Libres’in Juventudes merkezinde –ki orada bir ofisleri de vardı– düzenlediği bir toplantıya gittik. Oğlanlar konuşmacılarla dalga geçmeye başladılar, bu beni başından itibaren sinirlendirdi. Kadının konuşması bittiğinde, oğlanlar sorular sormaya başladılar, ve zaten hiçbir şey yapmayacakları için kadınların ayrı örgütlenmesinin anlamsız olduğunu söylediler. Tartışma çoşkuluydu. Yorumlarının tonu beni tiksindirmişti, ve Mujeres Libres’i savunmaya başladım. … En sonunda, beni Federacion Local de Mujeres Libres de Barcelona toplantısına mahallemizin temsilcisi olarak seçtiler.

1936 Devrimi

1936’da Devrim ve İç Savaş patlak verdiğinde (bakınız Bölüm 17), yıllardır gelişen karşı-kültür fikirlerini uygulamaya geçirme fırsatı doğmuş oldu. Bu görev çoşkuyla üstlenilirken, İç Savaş ve faşistlere yönelik yoğun uluslararası askeri/mali destek kültürel devrimin kısa ömürlü olacağını gösteriyordu. Aslında, 1937 ve sonrasında, savaş baskıları, yakın zamanda aydınlanmış bir toplumda yaşamanın imkanlarından zevk almayı sağlayan herhangi bir gerçek serbest zamanı ortadan kaldırmıştı.

Yine de, devrimin kısa dönemi süresince, bir yandan ekonomi örgütlenir, kırsal ve sınai üretim kolektifleştirilirken (bakınız Bölüm 18), aynı zamanda karşı-kültürü uygulamaya geçirmek amacıyla şaşırtıcı adımlar atıldı. Örneğin, Katalonya’da, Temmuz devriminin ilk aylarında, Kilise evlilikleri kaldırıldı ve katılmak isteyenler için “özgür birlik” mümkün hale getirildi. İnsanlar zaman zaman kısa merasimlerle CNT bürolarında evlenirlerken, çiftler birliklerinin Kilise’nin onayladığı veya devletin evlilik merasimlerinden tamamen farklı olduğuna inanıyorlardı.

Yine Katalonya’da, İspanya tarihinde yasal kürtaja izin veren ilk kanun 25 Aralık 1936’da kabul edildi, ve 1 Mart 1937’de hastane ve kliniklerin kurulma normları belirlendi. CNT denetimindeki Katalan Sağlık Departmanı’nın (SIAS), bunun sağlanması konusundaki gayreti dikkate değerdi. Ancak, CNT’nin devrimci olmayan unsurlarca dışlanmasıyla, CNT’nin SIAS’yle ilişkisinin Haziran 1937’de zayıflatılması bu etkinin muhtamelen minimal bir düzeyde olduğu anlamına geliyordu. İsteğe bağlı olarak kürtajın yanısıra, anarko-sendikalistler, fahişeliği ortadan kaldırmak için rehabilitasyon merkezleri, gençler için seks-danışmanlıkları ve Cinsel Bilim Enstitüsü kurmayı planlamışlardı. Ne yazık ki, bunların hiç birisi gerçekleşmedi.

Sonuç

İspanyol anarko-sendikalistleri, sayısız grev ve toprak işgalinde “ekonomik” bir düzeyde savaşım (bakınız Bölüm 18) vermelerinin yanı sıra, kültür ve cinselliğin gerek liberal gerekse Kilise-hakimiyeti altındaki versiyonlarının yerini olacak bir karşı-kültür yaratmaya teşebbüs ettiler. Seks eğitimi ile yetinmeyen anarko-sendikalistler, toplumsal ve cinsel ilişkilere farklı bir düşünüş ve davranış tarzı getirmeye çalıştılar. Bu, işlediği kısa zaman zarfında cinsiyetçilik ve cinselliğe yönelik bastırıcı davranışları kesinlikle ortadan kaldıramazken, nereden gelirse gelsin baskıcı ve hiyerarşik ilişkilere karşı muhalefet bayrağını yükselten kadın ve erkeklerin, işçi sınıfı toplulukları içerisinde değişim yapmaya yönelik çok ciddi girişimlere işaret etmektedir.

Aynen CNT ve diğer başarılı liberter örgütlenmeler gibi, Mujeres Libres’in de belli başlı başarıları basit bir olgudan kaynaklanmaktadır; bu örgütler, üyelerinin (ve daha geniş bir toplumda kadınların) içinde yaşadıkları gerçeklikle doğrudan doğruya bağlantılıydılar.

Aynı sanayide veya FAI’yle (İberya Anarşist Federasyonu) bağlantılı ilgi grupları içerisindeki –ister kadın, ister gençler olsunlar– benzer görüşe sahip olan ve benzeri koşullarda yaşayan insanlar arasında kurulan ağlar sayesinde, anarko-sendikalistler ve diğerleri, çeşitli biçimlerdeki tahakküme karşı topluluk direncini ortaya çıkardılar ve güçlendirdiler. Diğer anarko-sendikalist örgütlerde olduğu gibi, devrim fikri toplumu, cinsel olsun, toplumsal cinsiyet temelli olsun, kültürel veya ekonomik olsun, tüm baskılardan kurtarmak anlamına geliyordu.

Ana Noktalar
* Katolik Kilisesi’nın, eğitim ve toplumsal ahlak dahil olmak üzere, 1930’ların İspanyol yaşamının tüm yönleri üzerinde müthiş bir gücü vardı.
* Kadınların kurtuluşu ve özgürleşmesi fikri anarko-sendikalist hareket içerisinde büyüdü.
* Büyüyen anarşist kültürün anahtar kavramı, insanların diğer insanlarla birlikte yaşama ve onlarla ilişki kurma şekliydi.
* Anarko-sendikalistler, evlilik, seks ve cinsellik dahil olmak üzere, burjuvazinin ahlak kurallarını sorguladılar.
* Mujeres Libres, daha az aydınlanmış olan erkek işçilerin toplum cinsiyet rollerine ilişkin bakış açısına karşı çıkmak amacıyla gelişti.

Sorular ve Önerilen Cevaplar:
1. Liberal ve muhafazakar feministlerle karşılaştırıldığında, anarko-sendikalistlerin kadınların kurtuluşu fikrine yaklaşımlarındaki farklar neydi?
–> Orta sınıftan feministler, siyasi eşşitlik ve oy kullanma hakkı taleplerinin, kendilerinin daha az kadınsı, daha az saygılı ve daha az yumuşak olacakları anlamına gelmediği konusunda erkeklere güvence vermekte dikkatliydi. Anarşistler oy kullanmayı suni bir çözüm olarak görüyor ve kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliği üreten toplumsal ilişkilerin kökenlerini değerlendirmeye çalışıyorlardı.
2. Bu yaklaşım Marksistlerin yaklaşımından nasıl farklıydı?
–> Marksistler ekonomik kurtuluşun kadıınların özgürleşmesine yol açacağına inanıyordu. Anarko-sendikalistler bunun yeterli olmadığını, tavırlarda bir değişikliğin ve kadınların kuvvetlenmesinin gerektiğini öne sürüyordu.
3. “Novela Ideal” neydi?
–> Novela Ideal, anarşist yaşam şeklinii anlatan kısa roman dizileriydi. Genellikle aşk ve cinsellik üzerine odaklanan din karşıtı kısa hikayelerdi.
4. “Özgür aşk” fikri neydi?
–> Anarko-sendikalistler, evlilik sözleeşmesinin karşısında özgür aşkı savundular. Aşkın ya özgürce verilmesi gerektiğine ya da hiç olmaması gerektiğine inanıyorlardı. Evlilik, eşitsizlik ve güç ilişkilerine dayanan bir toplumu destekleyen otoriter bir kurumdu.
5. Mujeres Libres neden kuruldu?
–> Anarko-sendikalistlerin tüm uğraşlarrına rağmen, hala toplumun katı toplumsal cinsiyet rollerinden kopamayan çok sayıda erkek vardı. Anarşist kadınlar bu basmakalıplara karşı çıkmayı düşündüler ve böylece Mujeres Libres’i kurdular.

Kısaltmalar:
CNT: Confederacion Nacional del Trabajo (Ulusal Emek Konfederasyonu), anarko-sendikalist sendika.
FRE: Federacion Regional Espanola (İspanyol Bölgesel Federasyonu), Birinci Enternasyonal’in İspanya bölgesi.
FTRE: Federacion del Trabajoderes Regional Espanola (İspanyol Bölgesi İşçileri Federasyonu).

Tavsiye Edilen Okumalar

Free Women of Spain [İspanya’nın Özgür Kadınları]. Martha Ackelsberg. Bloomington, 1991.
İşçiler ve CNT ile birlikte toplumsal devrim için mücadele eden, 1930’ların işçi sınıfı kadınları örgütlenmelerinin eşsiz bir muhasebesi. Bu anarko-sendikalist deney içerisinde yer alan devrimci kadınların geliştirdiği, savaş sonrası “feminizm”inin çok çok ötesine geçen fikir ve uygulamaya yönelik projelerin ayrıntılı açıklanması.

Mujeres Libres: Organising Women During the Spanish Revolution [Mujeres Libres: İspanyol Devrimi Sırasında Kadınların Örgütlenmesi]. DAM. 1987. 60 s.
Artık ne yazık ki baskısı bulunmayan Martha Ackelsberg makalesinin bu yeniden baskısı, devrim sırasında anarko-sendikalist kadın örgütlenmesi çalışmasına mükemmel bir giriş sunuyor.

Women in the Spanish Revolution [İspanyol Devriminde Kadınlar]. Liz Willis. Solidarity, broşür.
Önemli, akademik olmayan, bilgilendirici ve makul fiyatlı. Tarihte sürekli olarak az temsil edilen bir konuya (Devrim’de kadınlar) yapılan oldukça nadir bir katkı.

Women [Kadınlar]. Mary Low. (Red Spanish Notebook [Kızıl İspanya Defteri] içerisinde, M. Low & J. Brea, City Lights Books).
Baskısı tükenen ve bulunması oldukça zor bir kitap. Konu bu sefer POUM’un perspektifi. Mujeres Libres vb. şeylerden bahsediyor.

Anarchism, Ideology and Same-sex Desire [Anarşizm, İdeoloji ve Aynı-cins Arzusu). R. Cleminson. KSL.
Aynı zamanda İspanya Devrimi tarihçisi olan bir Solidarity Federation üyesinden, aynı cins arzusuna ilişkin anarko-sendikalist görüşler.

Adresi kontrol edin

Kuralına göre çalışma rehberi

Work-to-rule: a guide Kuralına göre çalışma konusunda kısa bir rehber – işinizin kurallarını hiçbir şey …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir