Anasayfa / Makaleler / Anarşist Bir Sendikacıyla Söyleşi

Anarşist Bir Sendikacıyla Söyleşi

Batur Özdinç’in 10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitiren anarşist demiryolu emekçisi Ali Kitapcı ile isim vermeden yapmış olduğu ve “Özgür Üniversite Forumu”nun Temmuz-Eylül 2001 tarihli 15. sayısında yayınlanan röportajını yayınlıyoruz.

_________________

Batur Özdinç, yıllardır sendikal hareket içerisinde mücadele veren bir anarko-sendikalistle, KESK, sendikal mücadele ve anarko-sendikalizm üzerine söyleşti. Söz konusu kişi halen KESK’e bağlı bir sendikanın Ankara Şube Başkanlığı’nı yürütüyor.

B.Ö.: KESK süreci fiilen bitti mi? Yeni yasayla birlikte memur sendikaları tam anlamıyla yasalaştı ama bu yasallık içinde çeşitli değişiklikler oldu. Artık belirli iş kollarında üyelik mümkün olmayacak. Bunun dışında toplu görüşme hakkı var ama grev hakkı yok. Bundan sonrası nasıl gelişecek? Sendikal mücadele olumsuz bir noktada mı, olumlu bir noktada mı, nerede?

-Sendikal mücadele bu aşamada pek o kadar da iyi durumda değil. Yasa, aslında sendikal mücadeleye güç kattı kuşkusuz. Bir şeyler yapacaklarını zanneden bir sürü insanla doldu sendikalar , ama aslında yasa, sendikaları kitledi. Sendikaları kitledi, çünkü pratikte toplu görüşme hakkından sendikaya üye olan da olmayan da yararlanıyor ve üstelik sendikaya üye olmanın bir bağlayıcılığı yok. Bu nedenle insanlar sendikayı boşu boşuna aidat verilen bir kurum olarak görmeye başlıyorlar, bu düşünce de örgütsüzlüğü getiriyor. Öbür taraftan sendikalar çok iyi çalışmak zorundalar, ki sendika bir işe yarasın. KESK şu an için tabii ki bitmedi; yani KESK’in süreci bitmedi ama KESK evrimleşti, başka bir şeye dönüştü artık. KESK o militan, o meşru mücadelesinden vazgeçmek zorunda kaldı. Çünkü yasa KESK’i de bağladı. Elleri ayakları bağlı, zincirlere tutulmuş bir sendika şimdi KESK. Bütün bu bağlılığı yanında KESK’in yaşaması da, bir şeyler yapabilmesi de çok zor. Oradaki yönetici kadrolar (ki bunlar daha çok siyasi ittifakların sonucudur) kendi iktidarlarını, kendi yönetimlerini düşürmemek için ellerinden geldiği kadar sisteme uyumlu olmak zorundadırlar. Alternatif bir şey yapamazlar, hiçbir çıkar yolları da yok. Yani Türkiye demokratikleşmeyecek, sendikalar da demokratikleşmeyecek.

B.Ö.: Sendikaların yasallaşma süreciyle birlikte işçi sendikalarında olduğu gibi sendika yönetiminin, yöneticilerinin profesyonelleşmeleri de söz konusu. Önceden bildiğimiz anlamda (önceki mücadeleler açısından söylüyorum) senin dediğin gibi militan bir sendikaydı KESK. Bu militanlığı, biraz o yasal boşluktan kaynaklanan ancak meşruluk zeminine dayanan bir yerdendi ve bu sendika yasası sonuçta KESK’i de bağladı. Bu aşamada profesyonel sendikacılık bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de pek “devrimci” ve “çalışanların (halkın) yararına” görünmüyor, daha reformist ve sistem-içi görünüyor. Peki bundan sonra ne olacak, bundan sonra sendikalarda ne yapılabilir?

-Yani aslında sınıfsal sendikacılık denen şey, devrimci sendikacılık… Türkiye içerisinde öyle bir şey yok. Bilmiyorum, dünyada da böyle bir şey yok ama belki bazı ülkelerdeki sendikalar için kullanılabilir bu kavram. Sosyal devrimci, sosyal sendikacı, ciddi bir şeyleri –sistemi- değiştirmek için mücadele eden sendikacı –artık burada öyle bir şey yok. Sendikacı sadece ve sadece sistem için gerekli olan şeyleri yapacak; yani üye yapacak, üyenin istifasını verecek, üyenin sorunlarıyla ilgilenecek. Ekonomik sorunlarla ilgilenen, belki sosyal hayata  biraz daha renk katabilen, kendi işini yürüten bir şekle şemale dönüşecek. Para olursa onu afiyetle yiyecek, içecek; bunu da ağırlama vs. diye sendikanın hesabına geçirecek. Bütün bunlar olacak. Önümüzdeki süreçte işçi sendikaları kadar ağalaşma, sendika patronları olmayabilir ama gene de süreç ona doğru gidiyor. Akşama Tavukçu’ya bakabilirsin.

B.Ö.: Bir de anarko-sendikalizm diye bir olgu var, aslında tarihsel olarak böyle bir olgu var. Özellikle İspanya’da ete kemiğe büründü, toplumsal bir harekete dönüşebildi ama ondan sonrasında -İspanya İç Savaşı’ndan sonra- anarko-sendikalar yalnızca isim olarak kaldı. Birçok ülkede, Fransa’da (CNT), İspanya’da (CGT), İsveç’te (SAC), A.B.D.’de (IWW), İtalya’da, Almanya’da irili ufaklı (ki çoğunlukla ufak) böyle sendikalar var, ama diğer sendikalardan tümüyle farklı da değiller. Diğer sendikalardan farkları hala devrimi savunmaları, hala işçi sınıfına güvendiklerini söylemeleri -yani anarşist, anarko sendikalist düşünce bir yerlerde duruyor. Ancak bütün o tarihsel sürece rağmen bunlar “anarşist” sözcüğünü kullanmamaya çalışıyorlar, diğer anarşist yaklaşımlarla aralarında biraz farklılık var, reformist bir çizgideler. Bu durum belki biraz da o ülkelerdeki sendikacılık anlayışıyla ilişkili. Batılı ülkelerde sendikacılık, kısmen Üçüncü Dünya ülkelerinin emeğinin sömürülmesine dayanan ekonomik kaynakların bir bölümünün, Batı’daki işçi sınıfının refah düzeyini görece yüksek tutmaya harcanmasına paralel gelişen bir süreç. Bazı anarşistlerin yorumuna göre, sendikalar birçok farklı ülkede şirkete dönüşmüş durumda. Mücadele örgütleri olarak etkinlikleri sürüyor tabii, ama aslında işlevleri pratikte bu. Dünyadaki bütün bu gelişime paralel olarak Türkiye’de anarko-sendikacılık hareketi konusunda ne düşünüyorsun?

– Şimdi, bütün dünyada sendikacılık hareketi ciddi anlamda bir tıkanma noktasında. Japonya’daki bazı sendikaların özelleştirmeyi savunmaları gibi örneğin; ama sonradan sendikacılık bittiğinde, sendikalarında üye kalmadığında ağlamaya başladılar. Anarşist sendikacılık anlamında ise durum daha farklı. Anarşist sendikalistler bir davaya inanıyorlar. Bu yepyeni bir dünya için bir davaya olan inanç. Sendikal mücadeleye olan inançları hep bu davaya yönelik, yeni dünyayı oluşturmak için. Yanlış anlaşılmasın, anarşist sendikacılar, anarko-sendikalistler, “bizim de bir sendikamız olsun, içinde oturalım, bizim de paralarımız olsun, akşamları biz de yiyelim, içelim” gibi kısır şeyler düşünmüyorlar, böyle bir tavırları yok. Anarşist sendikalar o mücadele dinamizmini hala içlerinde taşıyorlar. Sıkıntı bu noktada, ya o mücadele dinamizmi içinde olacak ya da onu tasfiye edeceksin. Tasfiye ettiğin anda, adını ne koyarsan koy, istersen “anarko-sendikalizm” koy, istersen “devrimci sendika”, istersen “kızıl sendika” koy hiçbir şey değişmez. Devrimi dışarı bıraktığın anda o artık başka bir şey olmuştur. O, sendikal ağalaşmaya, sendikal bürokrasiye, sınıfın üstünden çıkar sağlamaya dönüşmüş bir örgüttür artık. Devrimci dinamizmi içinde barındırıyorsan -ki sendika hareketi sınıf için vardır- sınıf içinde başka bir şeye dönüşebilir, başka bir şeye dönüşme şansı da vardır hala. Şu an KESK için böyle bir şey söylemek zor, çünkü onun içindeki o radikal gruplar bile artık şekil şemal değiştiriyor. Onlar bile, çeşitli kılıflara girmiş bu gruplar bile, sisteme uymak zorundalar. Ama anarşist sendikacılar için böyle bir sorun yok. Anarşizm içinde iktidar sorunu olmadığı için böyle bir şey yok, onlar da dönüşebilirler ama böyle bir sorunları olmaz. KESK içinde şu an için anarşist olarak küçük bir grup insan var ancak onların derdi iktidarı ele geçirmek değil, sınıf için bir kambur oluşturmak gibi bir düşünceleri yok. Üye olur ya da olmazlar, veya onun dışında olurlar ama hayatlarında başka bir sendikal deneyim mutlaka olacaktır.

B.Ö.: Bu konu hakkında bir şey daha soracağım; aslında Türkiye’de anarşizm yeni bir hareket, bunu herkes böyle kabul ediyor…

-Türkiye’de anarşizm sadece deneyim olarak var. KESK içinde de bu böyle.

B.Ö.: Evet bir deneyim olarak var anarşizm. Bu arada KESK içinde kendisini anarşist olarak tanımlayanlar yavaş yavaş artmaya başladı. Türkiye’de yasalar sendikal örgütlenme anlamında çok kısıtlayıcı ve bağlayıcı kuşkusuz. Yine de KESK içinde olsun, dışında olsun anarşist bir sendika mücadelesi içinde yer alan ya da yer alabilecek olan insanlarla birlikte ne yapılabilir? Böyle bir inisiyatif başlatılabilir mi? Sen ne düşünüyorsun?

– Böyle bir inisiyatif başlatılabilir. Şu şekilde olabilir bu; kendini oraya mahkum etmediğin sürece, onun da bazen dışında kalarak başka bir örgütlenme yaratabilirsin, ki bu da gene aynı şekilde sendikal örgütlenme olacaktır. Örneklemek gerekirse, diyelim ki işçi sendikalarında inşaat işçisinin örgütlenmesi gibi. Daha zor örgütlenebilir, ama daha çabuk örgütlenebilir yapılar kurulabilir. Daha radikal kararlar alınabilir, daha radikal örgütlenmeler yapılabilir ve bunlar çok çabuk eyleme sevk edilebilir, çok çabuk da kendilerini toparlayabilirler. Böyle bir örgütlenme yapılabilir. Ama bu örgütlenmede şunu kabul etmek gerekir; bu örgütün yiyecek beş kuruş parası olmayacaktır, bu örgüte güvenecek kimse kendisini “sendikacı” diye tanıtmayacaktır, bu örgüte güvenerek böyle bir şey olmaz. Ama böyle bir örgütlenme kurulabilir, yönlendirilebilir ve yaratılabilir, ki insanlar, KESK içerisinde bir sürü deneyim elde etmiştir. Diğer sendikalarda da bir sürü deneyim elde eden anarşistler vardır. Ancak bu deneyimlernin kullanarak, elbet bir gün, Türkiye’ye gerçek bir anarko-sendikalist hareket yaratacak güce de sahip olacaklardır. Ne zaman? Bilmiyorum, tarih onlara böyle bir sorumluluk veriyor işin doğrusu.

Kaynak: https://www.geocities.ws/anarsistbakis/others/anarko-sendikalist_soylesi.html

Adresi kontrol edin

Doğu Londra Kira Grevleri: 1938-39

Londra’nın doğusunda bulunan Stepney bölgesindeki kiracıların mücadelesini ve 13 Şubat 1938’de başlayan kiracı grevini aktaran …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir