Anasayfa / Makaleler / 2022 grevleri üzerine (1)

2022 grevleri üzerine (1)

Ekonomik kriz derinleşirken toplumun çeşitli kesimleri içindeki huzursuzluğun giderek arttığını gözlemliyoruz. Bir yandan özellikle elektrik, doğalgaz ve akaryakıt zamları nedeniyle mülksüzleşme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu hisseden orta sınıf ve işçi sınıfının çeşitli kesimlerinin dahil olduğu sokak eylemleri gerçekleşiyor. Ancak öte yandan asıl çarpıcı mücadeleler iş yerlerinde ortaya çıkıyor. 2022 yılı Ocak ayından başlayarak maden, metal, tekstil, inşaat ve taşımacılık gibi birçok iş kolunda gerçekleşen fiili grevler, çeşitli yönlerden tarihi bir ana işaret ediyor.

Bugün yaşananların, kapitalizmin dünya çapında giderek derinleşen yapısal krizinden ve dünyanın dört bir yanında meydana gelen, Ocak ayı başında Kazakistan’da çarpıcı ve radikal bir örneğini gördüğümüz gibi toplumsal kalkışmalardan bağımsız olmadığı açık. İspanya’nın Cadiz kentindeki metal işçilerin grevi gibi militan ve kitlesel işçi eylemleri giderek artıyor. Sudan’dan İran’a, Lübnan’dan Kenya’ya, Hindistan’dan İtalya’ya, Yunanistan’dan Bosna Hersek’e dünyanın her yerinde şiddetli sokak gösterileri ve grevler yaşanıyor. Bu durumu gözlemleyebilen herkes giderek artan yoksulluk ve düzenin artık kimseye bir umut vadetmiyor olmasının etkisiyle dünya çapında sınıf savaşının keskinleşme eğiliminde olduğunu ve yaşadığımız topraklarda da bugün olandan daha sert mücadelelerin gerçekleşme olasılığının çok yüksek olduğunu görecektir.

Bu koşullarda, düzenin hizmetindeki resmi sendikaların gerçek yüzünün ortaya çıktığı, solun büyük bir kısmının ise seçim odaklı ittifak tartışmalarına odaklandığı bir dönemde büyük bir çoğunluğu kendiliğinden başlayan, çeşitli yönleriyle Türkiye sınıf mücadeleleri tarihinde benzeri görülmemiş nitelikteki bir sendika dışı grev dalgası gündemi belirledi. Yüksek enflasyon karşısında, ücretlere yapılan zamların temel ihtiyaçları dahi karşılamaya yetmeyecek düzeyde kalması bu grev dalgasının temel nedenini oluştursa da sayısız ekonomik kriz yaşanan Türkiye’de bugüne kadar benzeri görülmemiş bu sendika dışı grev dalgasının özgünlükleri ve nedenleri üzerine düşünmek gerekiyor. Böylesi bir tartışmaya devam eden mücadeleleri anlamak, onun içinde, yanında veya arkasında doğru bir pozisyon alabilmek ve nihayetinde bu dinamik üzerinden devrimci bir politikanın nasıl inşa edilebileceğini kavrayabilmek için ihtiyaç vardır.

Sendika dışı grev

Yaşanan grev dalgasında sözü edilen iş yerlerinin bir kısmında farklı sendikaların farklı düzeylerde etkisinden bahsedebilsek de, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) üyesi BBC çalışanlarının grevi dışında son bir ay içinde yaşanan grevlerden hiçbiri sendikaların yetkili organlarında karar altına alınıp uygulamaya konulan grevler değil. Var oldukları yerde ise sendikaların müdahalesinin, yönlendiricilik, hukuki destek veya koordinasyon sağlanması düzeyinde olduğunu görüyoruz. Bu yönüyle bir bütün olarak bu yaşanan süreci, bir “sendika dışı grev dalgası” olarak tanımlamak yerinde olacaktır.

Sendika dışı, fiili grevlerin yasal grevlerden niteliksel farkını anlamak için öncelikle, bu ifadeden yasaların tanımladığı biçimiyle Toplu İş Sözleşmesi süreciyle ilişkilendirilmiş, sendikaların yetkili organlarında karar altına alınan grevler dışında kalan, toplu iş durdurma eylemlerinin tamamını anladığımızı vurgulamak gerekir. Sendika dışı işçi grevleri, sendikal grevlerden ve birbirinden farklı dinamiklerle meydana gelebilmektedir. Bunlar belli bir vadeye yayılmış, planlı bir gayri resmi iş yeri örgütlenmesinin sonucu olarak da, biriken bir öfkenin kendiliğinden bir patlaması şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Ancak sendika dışı eylemler, yasaların çizdiği sınırlarda kalan, resmi kurumların yasaklama kararıyla ortadan kalkabilen ve çoğu zaman sembolik nitelikteki, kontrollü sendikal eylemlerden keskin bir biçimde ayrılmaktadır.

Sendikalar

Bu noktada sendikalardan ne anladığımızı anlatmak ve iş yerlerindeki mücadeleler içindeki rolünün ne olduğu üzerinde durmak yerinde olacaktır. Sendikaların işçilerin en ileri ve hatta tek örgütlenme modeli olduğuna ve sorunun sendika bürokrasisinde olduğuna dair yaygın mit, sendikaların pratikteki gerçek işlevinin üstünü kapatmaktadır. Yasalarla bağlanmış olması, karşıt çıkarları olan iki grubu, patronları ve işçileri uzlaştırma işlevi sendikaları, mücadele ve dayanışma aygıtları olarak, o iş yerindeki işçilerin oluşturduğu gayriresmi iş yeri birliklerinden ayırmaktadır. Burada kastedilenin; ilk ortaya çıktıları dönemdeki anlamıyla veya dünyanın farklı yerlerinde hala var olan bazı gayriresmi işçi örgütlenmelerinin kullandığı anlamda “sendika” değil, tarihsel süreç içerisinde egemenler tarafından yasal kurumlar ve uzlaşma aygıtları haline getirilen, katı kurallara tâbi olan ve devlet tarafından denetlenen “resmi sendikalar” olduğunu vurgulamak yerinde olacaktır.

Sendikacılar ne kadar radikal olursa olsunlar işçi değillerdir, çıkarları işçilerin mücadelelerinin kazanılmasını değil, patronlarla işçilerin uzlaştırılmasını ve ne şekilde olursa olsun sendikal yapının sürdürülmesini gerektirir. Pratikte ise patronlarla gizli kapaklı anlaşmalar yapan, en üst perdeden konuşurken mevcut koşulları zafer olarak sunan, yasal veya pratik gerekçelerle grevleri ve diğer etkili işçi direnişlerini boşa düşüren aygıtlardır. İşçilerin daha sert mücadelelere giriştiği durumlarda sendikalar hemen hemen her zaman, çeşitli gerekçelerle patrondan yana tutum almakta, işçilerin mücadelesini ve birliğini dağıtmak için uğraşmaktadır. Bunun olmamasının ilk koşulu her zaman mücadelenin doğrudan öznelerinin, yani çatışmanın olduğu iş yerlerindeki işçilerin kendi içinde örgütlü, sendikaların ve devletin patronların işlevine karşı uyanık olabilmeleridir.

Grev dalgasının ilk ateşini kadın işçiler yaktı

2022 grevleri sendika dışılığı ve yaygınlığıyla, şimdiden Türkiye sınıf mücadeleleri tarihi içinde özgün bir konum elde etti. Bu sürecin başlangıcı sayılabilecek grevlerin ilki 6 Ocak’ta Mersin Tarsus Sebze Meyve Hali’nde çalışan kadın işçiler tarafından gerçekleştirildi. Halde çalışan yaklaşık 200 kadın işçinin talep ettiği ücretin karşılanmaması üzerine başladıkları fiili grev kazanım ile sonuçlandı. Günlük 150 TL ile çalıştırılmak istenen kadınların, günlük yevmiyeleri grev sonucu 170 TL olarak belirlendi. Herhangi bir sendikayla bağı olmaya kadın işçiler, böylece hala devam eden grev dalgasının ilk ateşini yakmış oldular. (1)

Fiili grev dalgasına damgasını vuran deneyimlerden biri olan Çimsataş fabrikası grevi ise, günümüzde sendikaların işçi sınıfı için mücadele aygıtları olmadıklarının, işçi sınıfının çıkarlarını temsil etmediklerinin somut bir örneğidir. Birleşik Metal-İş üyesi olan Çimsetaş işçilerinin grevi MESS ile Türk Metal, Özçelik-İş ve Birleşik Metal arasında imzalanan sefalet sözleşmesinin kabul edilmemesi nedeniyle başlamıştı. 11 Ocak gecesi anlaşmanın imzalanmasının ardından işçiler patronun, polisin ve üyesi oldukları sendikanın baskısına rağmen önce iki saat üretimi durdurmuş, ertesi gün ise 16.00 vardiyası fabrikayı işgal ederek fiili greve başlamışlardı. Daha sonraki vardiyaların da katıldığı grevin ardından Birleşik Metal-İş yöneticileri işçileri işbaşı yapmaları için ikna çabalarına girişti. Ancak sendikacılar ikna edemeyince işçiler polis zoruyla fabrikadan çıkartıldı, şirket kararıyla fabrikada üretim tatil edildi ve greve öncülük yapan 13 işçi işten çıkartıldı. Sendikaya rağmen başlayan grev, sendikanın, devletin ve patronun işbirliğiyle bitirilmiş oldu. (2)

17 Ocak’ta ise Sivas’ın Divriği ilçesindeki demir madeninde çalışan yaklaşık 600 işçi, ücretlerinin ve sosyal haklarının düzeltilmesi talebiyle fiili greve başladı. OYAK’ın iştiraki Erdemir’e ait madende üretim yapan Çiftay firmasına bağlı çalışan ve herhangi bir sendikaya üye olmayan işçiler, kendiliğinden biçimde üretimi durdurarak üç gün süren bir grev gerçekleştirdiler. İşçilerin grevi CHP’li belediye başkanı Hakan Gök’ün yanı sıra AKP, MHP, CHP Divriği İlçe Başkanları ile İYİ Parti Temsilcisinden oluşan heyetin arabuluculuk adı altında aldıkları patrondan yana tutumla kırılsa da, yüzde 51 oranında ücret zammına ilaveten, banka maaş promosyonu, gıda ve yemek farkı ücretleri ile yakacak yardımı olarak her ay 750 TL kazanım elde edilmiş oldu. Böylece madendeki en düşük ücret 5 bin 250 TL’ye, yer altında çalışanların ücreti ise 7 bin 300 TL’ye yükseldi. (3)

Divriği maden işçilerinin grevinin ardından Gebze TOSB’ta bulunan Farplas fabrikasında işçiler 20 Ocak’ta ücretlerin iyileştirilmesi, yıllık 4 ikramiye verilmesi, sosyal yardımın arttırılması gibi taleplerle üretimi durdurarak fiili greve başladı. Farplas işçileri de herhangi bir sendikaya üye değillerdi ve kendi kararlarıyla fiili greve başlamışlardı. İşçilerin greve başlamalarının ardından gerek DİSK’e bağlı BMİS, gerekse Türk-İş’e bağlı Türk Metal yöneticileri fabrikaya gelerek işçileri sendikaya üye yapma yarışına girdi. Türk Metal yöneticilerinin “Size zarar verecek uygulamalar yapanlara, sizleri yanlış yönlendirenlere uymayın” biçiminde açıklamalarına tepki gösteren işçiler bu süreçten sonra DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasına üye olmaya başladılar. Böylece henüz yetkiyi alamamış olsa da Birleşik Metal-İş patronla görüşmeleri sürdürme noktasında devreye girmiş oldu. İşçilerin grevi devam ederken Gebze 2 No’lu Şube Başkanı Necmettin Aydın ve Şube Sekreteri Engin Kulu fabrika Genel Müdürü Haluk Akçalı ile görüşme gerçekleşti. Farplas Genel Müdürünün son görüşmede 4 ikramiye sözü vererek 1 haftalık süre talep etmesi sonrasında greve ara verildi. (4) İş yerindeki iç örgütlülüklerinin güçlü olduğu anlaşılan işçiler kısa sürede sendikanın fabrikada yetkiyi alması için gerekli üye çoğunluğunu sağladı. Bunun sonrasında ise patron iş yerindeki birliği kırmak için 150’ye yakın işçiyi işten çıkardı. Bunun üzerine 30 Ocak’ı 31 Ocak’a bağlayan gece işçiler fabrikayı işgal ederek yeniden fiili greve başladı. İlerleyen saatlerde polis fabrikaya girerken, işçilerin bir bölümü çatıya çıkarak direnişlerini sürdürdü. Sabaha kadar süren direniş sonucunda fabrika boşaltılırken 200 civarında işçi gözaltına alındı. (5)

Dalga 24 Ocak’ta Trendyol Express’te ‘esnaf kurye’ sisteminde çalışan işçilerin İstanbul, İzmir, Eskişehir, Tekirdağ, Kırklareli, Bodrum, Samsun gibi birçok kentte gerçekleştirdikleri, 3 gün devam eden fiili grevle yeni bir boyut kazandı. Yasal olarak işçi statüsünde olmayan Trendyol işçilerinin grevi de herhangi bir sendikal kararla başlamadı. Şirketin yüzde 11 zam dayatmasına karşı başlayan fiili grev üçüncü gününde kazanımla sonuçlandı ve sözleşmeli çalışanların hak edişlerine yüzde 38,8 zam yapıldığını duyurdu. Böylece işçilerin sabit ücretleri 9 bin TL’den 12 bin 500 TL’ye yükselmiş oldu. Bu kazanım sonrasında Hepsijet, Sürat Kargo, Scotty, Yemeksepeti Banabi, Yurtiçi Kargo gibi birçok firmada çalışan işçiler de fiili grevler gerçekleştirdi. Trendyol Express işçileri gibi bir bölümü ‘esnaf kurye’ sisteminde çalışan işçilerin eylemleri sendikal grev olmasa da, farklı sendikaların Trendyol, Scotty ve Yemeksepeti Banabi grevleri ile farklı biçimlerde ilişki kurduklarını vurgulamak gerekir.  Örneğin Yemeksepeti Banabi’de ise resmi olarak işçi statüsünde ve bu işçiler arasında taşımacılık iş kolunda faaliyet yürüten Türk-İş’e bağlı Tümtis ve DİSK’e bağlı Nakliyat-İş yetki almak için rekabet halindeler. Grevler devam ederken her iki sendikadan da birbirini suçlayıcı açıklamalar geldi ve geliyor. Öte yandan Umut-Sen ve TEHİS sendikalarının da bu süreç içerisinde aktif biçimde yer aldığını söyleyebiliriz. Ancak bir yetki kavgasının sürdüğü Yemeksepeti dışındaki grevlerde yer alan gruplar sendika işleviyle değil dayanışma ve koordinasyon işleviyle süreç içerisinde yer alıyorlar.  Böylesi bir rol olumlu gözüküyor ve aslında bir ihtiyaca denk düşüyor olsa da, mücadeleleri kendine mal etmeye, kendi kurumunu öne çıkartmaya çalışan yaklaşım ve grevleri bölen sendikalar arası rekabetin mücadelelere faydadan çok zararı olduğunu vurgulamak gerekir

Devam eden süreçte, 2 Şubat’ta Mersin’de yapımı devam eden Akkuyu Nükleer Santral projesinde, ikinci türbinde çalışan 250 taşeron firma işçisi 4 aydır ücretlerini alamadıkları için 4 gün süren fiili grev gerçekleştirdiler. (6) Şubat ayı başından itibaren ise grevler İstanbul’un çeşitli bölgelerindeki çorap fabrikalarına ve Antep Organize Sanayi’deki fabrikalara sıçradı. İlk olarak 1 Şubat’ta işçilerin düşük zam dayatmasına karşı fiili grev gerçekleştirdiği Alpin Çorap’taki grev sonrasında Deriteks sendikası iş yerinde yaklaşık 1 aydır örgütlenme faaliyeti yürüttüklerini açıkladı. (7) Ancak sendikanın Alpin Çorap’ta yetkisi olmadığı ve nihayetinde grevin sendika tarafından alınan kararla gerçekleşmediği anlaşılıyor. Kaldı ki grev ilk olarak Patronların Ensesindeyiz (PE) isimli informal işçi örgütlenmesinin sosyal medya hesabından duyuruldu ve sol basında yer alan haberlerde “Öte yandan, Patronların Ensesindeyiz (PE) ile iletişime geçen ve PE avukatı ile dün akşam saatlerinde kapsamlı bir görüşme gerçekleştiren işçiler ‘komiteleşme’ kararı da almışlardı.” Denildi. (8) Bu yönüyle Deriteks’in üyeleri olsa da Alpin Çorap’ta gerçekleşen eylem de sendikal değil fiili grevdir.

Alpin Çorap grevinin tüm işçilere 2500 lira zam yapılması gibi bir kazanımla sonuçlanmasının ardından ise 2 Şubat’ta Arnavutköy’taki Erdal Çorap’ta (Arnavutköy), Şimşek Çorap’ta (Esenyurt), 3 Şubat’ta NBG Çorap’ta (Esenyurt), 4 Şubat’ta Çelik Çorap’ta (Bayrampaşa), Aushra Çorap’ta (Esenyurt), Berr Çorap’ta (Esenyurt), Prem Çorap’ta (Beylikdüzü), 8 Şubat’ta Darinda Çorap’ta (Beylikdüzü) fiil grevler başladı. Benzer bir şekilde 2 Şubat’ta Zafer Tekstil’de başlayan grevin ardından, Antep’te bugüne kadar 15 civarında grev gerçekleşti. Emek Çalışma’nın raporuna göre bugüne kadar çeşitli illerde ve sektörlerde, aralarında Migros Depo, Hopa Liman İşletmesi, DNZ Plastik, Osmangazi Elektrik Dağıtım gibi iş yerlerinin bulunduğu 60 civarında grev gerçekleşti ve her gün bunlara yenisi ekleniyor.

Bu grevlerin bir bölümünde farklı sendikaların etkisi olduğu görülüyor. İstanbul’daki çorap fabrikalarındaki grevlerin bir bölümü Deriteks, Antep’te tekstil iş kolundaki grevlerin ise Birtek-Sen tarafından sahipleniliyor. Diğer yandan Migros Depo işçilerinin grevinin -sendikanın resmi bir kararı olmasa da- doğrudan DGD-Sen üyesi işçiler tarafından organize edildiği ve sendikanın bütünen grevi desteklediği görülüyor. Bu sendikalardan Birtek-Sen ve DGD-Sen’in mevcut sendikaların eleştirisi üzerinden kendini tariflediğini ve bu mücadelelerde de resmi sendika işleviyle tutum almadıklarını, işçilerden gelen mücadele dinamiğine uyum sağlayarak bir koordinasyon ve dayanışma ağı olarak davrandıklarını vurgulamak gerekiyor. Bunda Birtek-Sen’in resmi kuruluşu grevler devam ederken, 9 Şubat’ta gerçekleşmiş, Urfa ve Antep’te bulunan 17 fabrikada çalışan işçiler tarafından kurulmuş bir sendika (9) ve Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in ise “çalışma anlayışındaki uyumsuzluk” gerekçesiyle DİSK Tekstil sendikasından kovulan bir sendikacı olmasının rolü olduğu anlaşılıyor. (10)

Ne öneriyoruz?

Kuşkusuz hala devam eden bu grev dalgası, üzerinde çokça tartışılacak deneyimler barındırıyor. Ancak şurası net ki bu mücadeleler kapitalizme karşı mücadele etmek gibi bir iddiaya sahip olanlar için, kapitalizmin kalbi olan iş yerlerini işaret ediyor. Mücadele etmek için sendikalara ihtiyaç duymadığımızı, tersine resmi sendikaların mücadeleyi baltalamaktan başka bir işlevi olmadığını, iş yerlerinde fiili mücadeleler yürütecek gayriresmi ama gerçek örgütlenmeler ve bu örgütlenmeler arasında doğrudan bağları olan dayanışma ağları kurmaya ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.

Öte yandan içinden geçtiğimiz süreç bizlere eksikliklerimizi de tekrar hatırlatıyor. Bizler özgürlükçü komünistler olarak bugün olanlar karşısında yeterli politik ve örgütsel hazırlığa sahip olmadığımızı tespit ederek, sınıfın uluslararası mücadelesi ekseninde ve toplumsal devrim hedefiyle hareket eden tüm güçlerle birlikte buna göre konum almamız gerektiğini biliyoruz. Bunun için var olan grevlerle dayanışmanın ötesinde, bulunduğumuz iş yerlerinde çalışma arkadaşlarımızla güçlü birlikler kurmaya, iş arkadaşlarımıza sendikaların ve devletin gerçek işlevini anlatmaya, yaklaştığı görülen daha büyük bir mücadele dalgasına hazırlanmaya ve var olanı bulunduğumuz yerden büyütmeye ihtiyacımız var.

Yeryüzü Postası

  1. https://www.evrensel.net/haber/452171/mersin-tarsusta-hal-iscisi-kadinlarin-direnisi-kazanimla-sonuclandi
  2. https://www.mersinhaberci.com/haber/33710/cimsataste-grev-gecici-olarak-durdu.html
  3. https://www.divrigi.com.tr/haber/isciler-direnme-hakkini-kullandi-aracilar-direnisi-kirdi-divrigi-direnisi-korkuttu-139
  4. https://www.evrensel.net/haber/453130/farplasta-patron-bir-hafta-sure-istedi-isciler-eylemini-sonlandirdi
  5. https://www.yeryuzupostasi.org/2022/01/31/atilan-arkadaslarinin-geri-alinmasi-icin-fabrikayi-isgal-eden-farplas-otomotiv-iscilerine-polis-saldirdi/
  6. https://www.sozcu.com.tr/2022/ekonomi/akkuyuda-isci-eylemi-iki-aydir-maas-alamayan-isciler-is-birakti-6926675/
  7. https://www.evrensel.net/haber/454067/alpin-corap-iscileri-uretimi-durdurdu-2500-lira-zam-aldi
  8. https://haber.sol.org.tr/haber/alpin-corap-iscileri-direniste-kadinlara-daha-az-zam-verdiler-olayin-cikis-noktalarindan-biri
  9. https://twitter.com/birlesiktekstil/status/1491500438667026447?s=20&t=Mc1YjAtS9KUlyajgYtXNow
  10. https://www.gazeteduvar.com.tr/disktekstilde-gorevden-alinan-mehmet-turkmen-sendikal-anlayisimiz-rahatsiz-etti-haber-1543377

Adresi kontrol edin

Militarizm ve Savaşa Karşı: Özörgütlü Mücadele ve Toplumsal Devrim İçin!

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal operasyonu ile başlayan emperyalist savaşa karşı dünyanın farklı yerlerinden anarşist örgütlerin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir