Nükleer Aziz – Metin Yeğin

kategori:

Zapatista komününe baraj yapıyorduk. Üçü kadın beş kişi, iki kazma, iki kürek, biraz önce sapı kırılmış bir kazma, yeni durmuş tropik yağmur, inatçı çamur, bolca kahve ve devrimci neşe. Bir göleti derinleştiriyorduk, burada birikip sonra dik bir yamaçtan aşağı inecekti su. Yamaç çok uzak değildi ama onu da dikleştirmek gerekiyordu. Komünist bir İtalyan belediye tribün gönderecekti. Fotoğrafını göstermişti İtalyan arkadaşlar, irice bir su motoru gibi bir şey ama dert onun nasıl komüne sokulacağıydı. En az 5 aramadan geçilmeden buraya girilemiyordu. Meksika askerleri, polisleri, askeri polisleri ve paramiliterler, yani suç işleme serbestisi ile bezenmiş ücretli katil sürüsü ve tecavüz. Parçalayarak sokmayı düşünüyorduk tribünü. “Gövdesini turist taşıyan bir cipin aksına sabitleriz” diyordu birkaç arkadaş ve “iki de boru çıkartırız radyatöre doğru.” Kimsenin borulara dokunmayacağına dair bir inancımız vardı. Boruların kutsal olduğunu düşünüyordu galiba dünyadaki herkes ya da insanın her zaman bir şeylere inanma ihtiyacı var.

Her gün daha kalabalık çalışılıyordu aslında. 10 kadar İtalyan arkadaş oluyordu barajda çalışan: Anarşistler, Komünistler, sosyalistler yeşiller, filan. Bazen 3-4 kişi kalıyorlardı. Yavaş yürüyordu ama hızla yetiştirmek gerekmiyordu. Elektrik için biraz geç kalınmış olabilirdi zaten. Bir yüzyıl kadar. Bunun iyi tarafı elektrik faturasının gelmiyor olmasıydı. Biraz mum ya da gaz lambası, bazen Hindistan cevizi yağıyla yaktığımız. Bu baraj bitince de fatura olmayacaktı zaten. Çünkü devlet yoktu. Devlet olmayınca fatura olmaz. Niye insanlar devlet istiyor anlamıyorum. Bir sürü memur filan besliyorsun, mühürler, makam odaları, arabaları, koltukları, vergileri, hapishaneleri ve doymak bilmeyen bir başkanları.

Şimdi hazır sorulara hazır cevaplar verelim. Nükleer santrale ihtiyacımız var mı? Tabii ki yok. Evde karanlıkta mı kitap okuyacaksın? -Soru soranda “seni kitabından yakaladım” suratı. Dudak kenarında bir alaycı kıvrım.- Yoo zaten enerjinin sadece yüzde 28’i evlere harcanıyor. Aydınlatmaya sadece yüzde 7. Yani evde hiç bir şeyden vazgeçmek zorunda değilsiniz. -Benim yüzümde, o kitaplardan okuyorum bunları ifadesi.- Güneş ve Rüzgar enerjisi yeterli aslında değil mi? -Doğaya ve insan duyarlı insan sorusu- Güneş ve Rüzgar enerjisi savunmak iyi cevap ama eklemeli: Enerji de temerküze, tek elde toplanmaya ve büyük olana karşı çıkmalı. Yoksa bir mahalle, bir köy için küçük barajlar, HES olmayan akışkanlığı hızlandıran küçük ölçekte düzenekler doğayı yok etmez; ama büyük güneş tarlaları ve devasa rüzgar değirmenleri de temiz enerji değil. Yani enerjinin temerküzüne karşı enerjinin demokratikleştirilmesi, üretimin dağıtılması, bizi hem enerji sorunundan hem tekellerden hem de faturalardan kurtarır. Nükleer enerji de temizmiş? Kim dedi. Aziz demiş. Güç diyor adam. Geleceğe sahip çıkmak diyor. Açıkça söylemiş aslında. Şirket güç sahibi olacak ve bizim geleceğimiz onun olacak işte. Daha ne desin. Açıkça söylemiş adam! Umarım Nükleer atıkları Aziz’in bahçesine gömmezler de, ‘gelişmiş nükleer’ tıp onu kurtarmak zorunda kalmaz.

Enerji yutucuları olmazsa eğer, -otoyollar, otobanlar, viyadükler, gökdelenler ve bunlar için gerekli mesela çimento fabrikaları- herkese yeter demokratikleştirilmiş enerji. Sadece bir gökdelen, 3600 konutun enerjisini yutar. Bu yüzden gökdelenleri yıkıp dutluk yaptığımızda hem enerji hem dut açığımız kalmayacak…

Sonra kazma ve küreğe döndük Zapatista komününde ve Gramsci, hegemonya filan konuşuyorduk iki kürek arasında. İnsan büyük bir şirket olmadığından, öyle kâr hesaplarını ve reklam filmlerini filan anlamıyor galiba…

Kaynak: Gazete Duvar


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir