Anasayfa / Makaleler / Kemerini değil yumruğunu sık, sandıkları değil sokakları doldur!

Kemerini değil yumruğunu sık, sandıkları değil sokakları doldur!

Yeryüzü Postası ve Akıntıya Karşı kolektifleri olarak derinleşen ekonomik krize karşı ortak bildirimizdir.

Kapitalizm işçi sınıfı için yoksulluktur, ucu ucuna yaşamaktır, işsiz ve aç kalma korkusudur. Son dönemde hayat pahalılığı olağandışı bir ivmeyle artmış ve alım gücünü hızla aşağı çekmiş olsa da kapitalizmin bize vadettiği hiçbir zaman bundan fazlası değildi. Döviz kurunun ani yükselişi geleceğimize dair sorun ve kaygılarımızı çoğaltsa da, yıllardır ardı arkası kesilmeyen zamlarla büyük bir çoğunluğumuz zaten ayın sonunu getiremez hale gelmiştik.

Bugün artık yadsınamaz hale gelen ekonomik kriz, kapitalizmin yapısal krizinin yansımalarından yalnızca bir tanesi. Çok uzağa gitmeye gerek yok; kapitalizmin çürümesinin geldiği noktayı ve insanlığı yok oluşa sürüklediğini Covid-19 salgınında şahit olduğumuz üretim ve sağlık kriziyle; geçtiğimiz yaz çıkan korkunç yangınlar ve sel felaketleriyle; artık doğrudan sonuçlarını yaşadığımız ekolojik krizle; her geçen gün daha trajik hale gelen mülteci kriziyle; tüm dünyada emekçiler için acil bir sorun olarak beliren konut ve barınma sorunuyla, artan kiralar ve öğrencilerin yurt talepleriyle gördük, görüyoruz.

Bu yaşananlar bizi öfkelendirse de, bütünlüklü ve gerçekçi bir çözüm ortaya konulmadığı müddetçe söylenen her söz ya da ortaya konan eylemler son noktada çaresizliği büyütmekten başka bir sonuca neden olmuyor. Dövizde yaşanan ani artışın ardında gerçekleşen sokak gösterileri gibi anlık tepkisel eylemler anlamlı olsa da, devrimci bir alternatifin ortaya konulmadığı koşullarda bunlar süreklileşip kitleselleşemiyor.

Elbette düzen partileri bu tepkileri engellemek için üzerlerine düşeni yapıyor. İktidar soruşturmalarla, sokağa çıkanlara yönelik polis saldırılarıyla ve tehditlerle olası bir kitle ayaklanmasının önüne geçmeye çalışırken, düzen içi muhalefet de “Hükümete yarar” safsatasıyla sokak eylemlerinin büyümesine set çekmeye çalışıyor. Önümüzdeki dönemde krizin daha da derinleşeceği öngörüsüyle radikal taleplerin öne çıkacağı bir kitle seferberliğini daha başlamadan durdurmak için –muhtemelen resmi sendikalarla birlikte- “erken seçim” talebinin öne çıkarılacağı yasal mitingler düzenlemeyi planladıkları anlaşılıyor. Yani her geçen gün yoksullaşan, açlık sınırında yaşayan milyonlarca insana “Aman mücadele etmeyin, bekleyin biz sizi kurtaracağız,” palavraları sıkıyorlar.

Her şeyden önce ekonomik krizinin asıl nedeninin iktidarın kötü yönetiminden ibaret olmadığını, dünya çapında bir ekonomik kriz beklentisi olduğunu vurgulamak gerekir. Dolayısıyla meselenin bir iktidar değişikliğiyle çözülebileceği iddiası tümüyle dayanaktan yoksundur. Elbette düzenin ve egemen sınıfların bir iktidar değişikliği ihtiyacı olabilir. Böylesi kriz anlarında, işçi sınıfını baskılamak, onlara kemer sıkma politikaları dayatmak için, AKP-MHP gibi sağ popülist partiler yerine, CHP gibi “sosyal demokrat” soslu düzen partileri daha kullanışlı olabilir. AKP-MHP iktidarı karşısında önümüze konulan CHP ve İYİP’in asli unsuru olduğu ittifakın bugünkü işlevinin krizin yakıcılığı karşısında seçim gündemiyle işçi sınıfını oyalamak, Kürt ve mülteci düşmanlığıyla işçi sınıfını parçalamak ve geniş kitlelerin mücadele etmesini engellemek olduğu anlaşılıyor.

Bu partilerin arkasına eklemlenmiş, kapitalizmin krizine ulusal çözümler üretmeye çalışan düzen solunun da krizi iliklerine kadar hisseden proletaryaya vadeceği hiçbir çözüm bulunmamaktadır. Seçimlerle herhangi bir değişimin mümkün olmadığı yakın tarihteki sayısız örnekle ortaya konmuş olsa da, ne HDP ve çeperinde kümelenmiş politik gruplar, ne de TKP, Sol Parti ve EMEP’in başlattıkları ittifak arayışı, seçimlere odaklı bir dönüşüm, düzenin restorasyonu ve bunun için CHP-İYİP iktidarına dışarıdan, “eleştirel” destek sunmak dışında bir perspektif ortaya koymaktadır. 

Düzen solunun dünyanın her yerinde işçi sınıfını nasıl bir çıkmaz sokağa ittiğini yakın tarihte PSOE-Podemos koalisyonu ve Syriza örneklerinde gördük. Sol görünümlü düzen partilerinin işçi sınıfına “kemer sıkma politikaları” dayatmak için oldukça “kullanışlı” olduklarını da biliyoruz. Kemerimizi daha fazla sıkmamak için yumruğumuzu sıkmak, sandıkları değil sokakları doldurmaktan başka şansımız yok.

Kapitalizmin küresel krizine ulusal bir cevap verilemez. Cevap ancak proletaryanın enternasyonal birliğiyle ve sınırları parlamentarist anlayışı aşan kitlesel eylemiyle mümkün olabilir. Proletarya kurtuluşunu ancak kapitalizmi yıkmaya yönelecek kitlesel eylemler yaratarak ve buna uygun mücadele organlarını ortaya koyarak, bizzat kendisi sağlayabilir. Tüm bunları hatırlatmak bizlere düşüyor. Artık.ne bekleyecek vaktimiz, ne de kapitalizmin yıkılmasından daha azını hedeflemek gibi bir şansımız var. Bugün yakıcı biçimde yaşadığımız sorunlar karşısında ne düzen partilerine, düzenin koruyucusu olan resmi sendikalara güvenebileceğimizi biliyoruz. İşçi sınıfının kendisinden başka bir kurtarıcısının olmadığını ve olamayacağını her örnekte yeniden ve yeniden görüyoruz. Giderek yoksullaşan emekçilerin, kendi özgücünden ve dünyanın dört bir yanında mücadele eden sınıf kardeşlerinden başka güvenebilecekleri hiçbir şey yok. Bugün iş yerlerimizde, yaşam alanlarımızda, okullarımızda yani bulunduğumuz her yerde bir araya gelmemiz, örgütlenmemiz, inatla bu gerçekleri anlatmamız gerekiyor. 

Kapitalizme karşı sınıf savaşı! Dünyayı istiyoruz, kırıntı değil!

Yeryüzü Postası – Akıntıya Karşı

Adresi kontrol edin

Amasra Maden Katliamı: Kader Değil Kapitalizm

14 Ekim’de maden katliamlarına bir yenisi eklendi. Bartın’ın Amasra ilçesinde bulunan Amasra Taşkömürü İşletme Müessesesi …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.