Anasayfa / Makaleler / Şili: İsyanın ve devlet baskısının anarşist bir analizi

Şili: İsyanın ve devlet baskısının anarşist bir analizi

Şili’de 18 Ekim 2019 Cuma günü başlayan isyana dair Şilili anarşistler tarafından hazırlanan analizi yayınlıyoruz.

Şili’de 18 Ekim 2019 Cuma günü bir isyanın patlak vermesinin ardından, sağcı Sebastián Piñera hükümeti tarafından olağanüstü hal kararı aldı.

Bu metin, dünyanın farklı bölgelerinden yoldaşlarla bu bölgede yaşanmakta olan durumla ilgili iletişim kurma ihtiyacından doğmuştur.

Anarşist bir bakış açısıyla, burada olacaklara dair düşündüklerimizi, ana hatlarıyla mevcut hareketin bilinmesine  ve anlaşılmasın katkı sunmak için paylaşıyoruz.

GİRİŞ: MÜCADELEDE GENÇLİK VE YANGINI BAŞLATAN KIVILCIM

Toplu taşımacılık ücretlerinin artışında önce, Ekim ayı boyunca ağırlıklı olarak lise öğrencilerinin yer aldığı metro hizmetlerinde gerçekleştirilen toplu ücretsiz kullanma eylemlerinden sonra, altyapının tahrip edilmesine ve metro istasyonlarının içinde ve dışında polis güçleriyle çatışmalara neden olan bireysel ve toplu sivil itaatsizlik örnekleri Santiago şehrinin çeşitli yerlerine doğru yayıldı.

18 Ekim Cuma günü, bu toplu ücret ödememe eylemlerinin yayılması ve geliştirdikleri radikalizm düzeyi, pek çok kişi için beklenmedikti ve sadık gazetecileri ve sosyal araştırmacılarının hala bu olayların neden bugüne kadar devam eden yaygın kaos haline yol açtığını açıklamadığı, hükümet tarafından hafife alındı.

BİRİNCİ BÖLÜM: DİKTATÖRLÜK SONRASI ŞİLİ’DE BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ BİR İSYANIN ÇIKIŞI

18 Ekim Cuma günü, polisle çatışmalar ve kapitalist altyapı tesislerinin tahrip edilmesi olayları Santiago şehrinin sokaklarına yayıldığı anda ayaklanma radikalleşti. Hükümet sarayının eteklerinin dibinde başlayan şiddet eylemlerinin, gece saatlerinde, şehrin çeşitli yerlerine yayılması uzun sürmedi.

Genelleşmiş bir isyan ve birçok kentteki dağınık kaos karşısında polis o günden beri artık uyanmış olan ve toplumun geniş kesimlerine yayılan öfke patlamasını kontrol etmeyi beceremedi. Bu öfkenin kökeninde Şili’de yakın zamanda sivil ve askeri cunta (1973-1990) döneminde kurulan polis devleti ve neoliberal ekonomik sistemin geniş kesimlere yönelik baskısı ve hayatın güvencesizleştirilmesi yatıyordu. Demokrasiye geçişten sonra ardı sıra gelen merkez sol ve sağ hükümetler bu baskı ve sömürü koşullarının varlığını ve egemenliğini kuvvetlendirdiler.

Şehir merkezlerinde başlayan ayaklanmalara daha sonra mahallelerde gösteri yapan binlerce kişi katıldı. Göstericiler protesto biçimi olarak boş tencerelere vuruyorlardı. Bu aynı zamanda düzinelerce otobüsün, kamu ve özel şirket binalarının saldırıya uğraması, yağmalanması ve yakılması şeklinde gerçekleşen yangın, yıkım ve ayaklanmaları tetikledi. Düzinelerce metro istasyonunun gece geç saatlere kadar akınlar halindeki öfke dolu bireylerin saldırısına uğraması ve yakılması kritik önem taşıyan bir unsur oldu.

Hükümet, Santiago şehrinde askeri personelin sokaklara konuşlanmasını ve düzenin silahlı kuvvetler tarafından sağlanmasını içeren istisnai bir durum olan, olağanüstü hal ilan etmek için fazla zaman geçmesine izin vermedi.

Ancak, diktatörlük sonrası senaryoda kitlesel, organik, kontrol edilemez ve eşi benzeri görülmemiş bir isyan, Şili’de yıllarca süren kapitalist düzenin getirdiği itaat, boyun eğme ve korku uygulamalarını çoktan ortadan kaldırmaktaydı.

BÖLÜM İKİ: YIKICI BAŞKALDIRININ GENİŞLEMESİ VE SOKAĞA ÇIKMA YASAĞININ BAŞLAMASI

19 Eylül Cumartesi günü, askeri güçler, karışıklığın devam etmesi ve şiddetlenmesi karşısında şehrin çeşitli bölgelerine konuşlandırıldı. Santiago’nun merkezinde ve periferideki mahallelerde asker, sokakları, ticari alanları ve metro istasyonlarını korudu. Ancak, farklı biçimlerde [mücadele eden] göstericiler geri çekilmedi ve birkaç on yıl önce, diktatörlük yıllarında yaşanan baskının yaşayan anısıyla, genel olarak askerin varlığını reddetti.

Aynı gün göstericilerin yaktığı otobüs, araba ve metro istasyonu sayısı arttı. Aynı zamanda, süpermarketlerin ve büyük alışveriş merkezlerinin yağmalanması kontrol edilemez hale geldi. Yüzlerce insanın alışveriş merkezlerinden mal kaparak hayatlarını iyileştirdiği görüntü isyan günlerinin en canlı görüntülerinden biri haline geldi ve yağma ve şiddetten bunalmış hükümetin, Santiago şehrinde sokağa çıkma yasağını aynı gece uygulaması için önemli bir faktör işlevi gördü.

Hiç utanmadan, Başkan ve şehirden sorumlu askeri şef, medyaya, o akşam saat 19: 00’dan ertesi sabah saat 6’ya kadar olan “sivil özgürlüklerin” kısıtlandığını açıkladı. O gece gösteriler, ayaklanmalar, yağmalamalar, yangınlar ve kolluk kuvvetleri ile çatışmalar şehir genelinde sabahın erken saatlerine kadar devam etti.

Cumartesi ve Pazar günleri arasında öfke kıvılcımı daha da yayıldı, kitlesel eylemlerin ateşlenmesi ve ülkenin başka yerlerindeki vahşi şiddet görüntüleri, farklı şehirlerde pek çok ayaklanma ve isyan eylemiyle yeni bir yaygın kaos anı yaşanmasına yol açtı. Belediye binaları, hükümet binaları, alışveriş merkezleri ve resmi medya binalarına yönelik vandalizm ve kundaklamalar yalnızca birkaç günde şehir altyapısının önemli bir kısmını kuşatma, yıkıntı ve kül altında bıraktı. Farklı kökenlerden ve yerlerden gelen insanların birbirlerini sokaklarda, protestoların ortasında buldukları an ve ayaklanmalar Şili neoliberal sisteminde ve onun bütün bölgeyi etkileyen kapitalist/ekstraktivist sömürü modelinde büyük kritik bir yarılmaya yol açtığı an isyan, belirli herhangi bir talebi çoktan aşmıştı.

20 Ekim Pazar gününden bu yana, hükümet tarafından, ayaklanmanın sürdüğü şehirlerde olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak ayaklanmalar, dayatmaları aşarak gece geç saatlere kadar devam etti ve halkın yerleşik düzene karşı açığa çıkan öfke ve şiddetinin görülmesi, Şili nüfusunun geniş kesimlerinde onlarca yıldır hüküm süren korku ve pasifliği kırdı.

BÖLÜM ÜÇ: DEVLET BASKISI STRATEJİSİNE KARŞI ONUR VE MÜCADELE

Olağanüstü halin başlangıcından bu yana, devlet baskısı keskinleşti ve çeşitli ayaklanma bölgelerine doğru açıkça yayıldı.

Anarşistler olarak, kendimizi mağdur pozisyonuna  sokmadığımızı açıkça belirtelim, ancak egemenlerin isyancılarla ve genel olarak ayaklanan kitlelerle çatışmanın parçası olarak uygulamaya koyduğu taktikler hakkında bilgi paylaşmak her zaman iyidir.

Mevcut bağlamda, Şili Devletinin baskıcı cephaneliğini maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz:

  • 2000’den fazla kişi tutuklandı ve 15’ten fazla kişi öldürüldü; bunun yanı sıra belirsiz sayıda insanın kayıp olduğu bildirildi.
  • Biber gazı, plastik mermi ve göstericilere karşı diğer savaş silahları da dahil olmak üzere, çeşitli mermilerle gerçekleşen vurulmalar, giderek artan ve belirsiz sayıda insanın sokakta yaralanmasına ve hayatını kaybetmesine neden oldu. Ayrıca sokaklarda yaşayan hayvanlar ve insanlar da açılan ateşlerin hedefi olarak yaralandı ve öldürüldü.
  • Gözaltına alınan kişilere karşı, kamuya açık caddelerde, araçlarda ve karakollarda fiziksel, psikolojik ve cinsel saldırı ve işkence.
  • Polis ve sivil araçlar kullanan kişiler tarafından gerçekleştirilen kaçırmalar. Polis araçlarının bagajlarında kilitli insanların görüntüleri yayıldı.
  • Gözaltından kaçtığı yönünde yanlış izlenim verilen insanların arkalarından vurulması.
  • Polis ve asker tarafından, tutuklanmalar ve daha sonra, isyanlar sonucu ölümler olarak rapor edilecek olan cinayetlerle sonuçlanan, süpermarketlerin yağmalanması için verilen düzmece izinler verildi.
  • Şirketlerin ilişkili sigortadan faydalanabilmesi için büyük ticari tesislerde kolluk kuvvetleri tarafından yangınlar çıkartıldı.  Bu yangınların bazılarında yanmış cesetler bulundu.
  • İnsanlar hareket halinde polis araçlarından atılması ve daha sonra vurulmaları.
  • Öldürülmüş insanların cesetlerinin boş arazilere ve yaşamakta olan insanların polis binalarında asılmaları.

Instagram, Twitter ve Facebook gibi sosyal ağların yoğun kullanımı, yukarıda anlatılan durumların, mücadelelerle bağlantılı “alternatif” gruplar tarafından yayınlanan, sayısız görsel, işitsel kanıtının derhal dolaşıma sokulması imkanı vermiştir. Bu hükümet tarafından uygulanan ve tarihsel olarak iktidarın hizmetindeki resmi medya tarafından desteklenen iletişim stratejilerini bozmuştur.

Aşağıdaki yöntemlerin kullanıldığı, hükümetin iletişim saldırısı, insanların zihinlerini sömürmeye çalışan baskıcı uygulamaların bir başka parçasına işaret ediyor:

  • İkiyüzlü biçimde baskı ile ilgili kayıtları saklamak, haklı çıkarmak ve / veya sorgulatmak için bilgilerin sansürlenmesi ve kontrolü.
  • Hükümet yetkililerinin “Yeni bir sosyal sözleşme” ile çözülmesi gereken bir sosyal krizin tanınmasını içeren televizyondaki konuşmaları.
  • Sözde kaos yaratmak ve küçük dükkanlara, okullara ve hastanelere saldırmak için örgütlenmiş iç düşmana karşı bir devlet savaşının açık işaretinin verilmesi. Yağmacıların ve vandalların kriminalize edilmesine özel önem verilmesi. Ayrıca, devlet televizyon kanalı hakkındaki bir raporda, ayaklanmaların nihilist anarşist hücreler tarafından örgütlendiği belirtildi.
  • Gün boyu süren akışı haber yağma nedeniyle kıtlık korkusunu işliyor, hırsızlıkların sıradan evlere yayılacağı fikrini yayıyor.
  • Eylemcilerin her türlü baskıyı mazur gösterecek biçimde şiddet yanlısı olanlara karşı iyi, yasal ve şenlikliler olarak,  yapay olarak bölünmesi
  • Mevcut krizin çözümünün önemsendiğinin gösterilmeye çalışıldığı bir ekonomik ve sosyal önlem planının sunulması.
  • Ordunun güvenlik ve barış gücü olarak sunulması.

Ne var ki, gözden düşen hükümetin baskı stratejisi beklenen sonucu vermedi ve bazı uysal ve itaatkar yurttaşlar gönüllü olarak sokakların temizlenmesine ve sarı yelekler giyerek (Fransa’da ki sert protestolardan sonra kazandığı anlama zıt biçimde) mahalleleri gözetlemesine rağmen itaatsizlik sürdü.

ANARŞİST POZİSYONUMUZ: HENÜZ VAR OLMAYAN BİR SONUCA DAİR NOTLAR

23 Ekim Çarşamba ile 24 Ekim Perşembe arasında hükümet ve zor aygıtları, gösterilerin sürekliliği ve baskıcı eylemlerin, isyanın çok sayıda kaynağı tarafından, net biçimde açığa çıkartılması ve işkence yapıldığı konusunda tanıklıklarla metro istasyonunun gizli bir gözaltı merkezi olarak kullanıldığı yönündeki kamuoyu kanaatinin oluşması karşısında daha yumuşak yüzünü göstermeye çalıştı.

Son dönemde işaretler, karışıklık ve çatışmaların kalıcı hale geldiği bitmeyen protesto günlerinin sonucu olarak her yere yayılmış olan isyanın yoğunluğunun biraz azaldığını gösteriyor gibi görünüyor. Bunun ilerletici bir uzlaşmanın koşullarını yaratacağını, bunun beraberinde isyan belli noktalarda devam ederken, sosyal hareketlere, kolektiflere ve radikal mücadele ortamlarına dahil oldukları zaten bilinen insanlara yönelik seçici basının artacağını düşünenlerimizin sayısı az değil. Aslında, öğrenci ve çevre hareketleriyle bağlantılı insanlar zaten tutuklandı.

Gelebilecek olanlara rağmen, mevcut toplumsal patlamadan uzun süre önce iktidar ve otoriteye karşısında duranlarımız, yukarıda listelenen tüm baskıcı ve iletişim uygulamalarının, biz ve diğer grupların devletin ve otoritenin ortaya çıkışından bu yana, tarih boyunca karşılaştığı baskıcı cephaneliğinin bir parçası olduğunu biliyor. Dolayısıyla, bugün şahit olduğumuz önceden, Şili, Latin Amerika ve egemenlerin çıkarlarının etkilendiği ve gerçek yüzlerini göstermekte, planlı ve sistematik baskı uygulamakta tereddüt etmedikleri dünyanın geri kalanındaki diktatöryel ve demokratik rejimlerinde önceden uygulanmış metot ve stratejilerin postmodern bir düzenlemesidir.

Egemenliğe karşı muhalefetin ve çatışmanın yüzyıllar boyunca sayısız ayaklanmacı, isyancı, devrimci ve diğer tür yıkıcı kuşaklar tarafından kışkırtıldığını biliyoruz. Aynı şekilde biz, anarşistler, direnişlerinde Mapuche topluluklarıyla birlikte olduğumuza eminiz ve kapüşonlu gençler son yirmi yılda direnişin ve kapitalist ve otoriter toplumsal düzene karşı geliştirdiğimiz sürekli saldırılar karşısında devletin baskıcı siyasetinin bir parçası olan işkence, hapishane ve ölümü öğrendi.

Bugün birçok insan bizim yıllardır propagandasını yaptığımız şeye tanık oluyor: güçlülerin, kendi çıkarları için inşa ettikleri dünyayı korumak için aldatmak, işkence etmek ve öldürmekten çekinmediğine ve yaşamlarımız üzerindeki egemenlikten kurtulmanın tek yolunun, yaşamlarımızı daimi bir kölelik ve özgürlüğümüzün çalınması rejimi haline getirmeye çalışanların dayattığı her şeye karşı yıkıcı isyan olduğuna.

Devlet baskıları arasındaki nüansların tümüne karşı tümüyle tetikteyiz, ‘güler yüzlüymüş” gibi davrananların da Cezayir’de kontrgerilla sürecinin içerisinde olduklarını, Latin Amerika diktatörlüklerini güçlendirdiklerini ve Irak’ta, Haiti’de ve dünyanın başka bölgelerinde işgal kuvvetlerinin var olduğunu biliyoruz. Çok açık bir şekilde biliyoruz ki, kitlesel ve seçici baskı, işkence, imha, kurullar ve psikolojik savaşın iletişim taktikleri yeni bir durum değil ve bugün mümkün olacağı asla düşünülemeyen bir senaryoda yaşıyor ve onların karşısına çıkıyoruz: ordunun sokakta olduğu olağanüstü hal içerisinde günlük yaşamlarımızı ve mücadelemizi geliştiriyoruz.

Ayrıca Şili topraklarında son on yıl boyunca anarşizan fikirlerin ve pratiklerin varlığı, çoğalması ve sürekliliğinin, bir şekilde bağlantılı sembol ve hedeflerin tanımlanmasına ve mücadeleye katkıda bulunan gerçek, hayati ve dinamik bir unsur teşkil ettiğini de biliyoruz. Mevcut huzursuzluğun ortasında iktidarla bağlantılı sembol ve hedeflere yönelik teşhir ve saldırı, aynı zamanda sermaye ve otorite dünyasına karşı radikal bir mücadeleci öznelliğin yayılmasına katkıda bulunuyor. Bununla birlikte, demokratik Şili’deki eşi benzeri görülmemiş şiddet olaylarıyla patlak veren hoşnutsuzluğun, anarşik bireylerin sokaklarda yer alan birçok aktörden sadece biri olduğu, bunun liderleri olmayan genel bir isyanla örtüştüğü hususunu açıkça ifade etmek konusunda dürüstüz.

Demokrasi yalanının iyi niyetlerine asla inanmadık, bu yüzden baskıcı güçlerin mermilerini çocuklara, yaşlılara ve hayvanlara yöneltmelerine şaşırmadık. Bugün aynı zamanda hareketliliği kısıtlayan sokağa çıkma yasağı ile ve ve arkadaşlarla, yoldaşlarla ve ilgi grupları içerisinde kucaklaşma ve paylaşma olasılığını öğreniyoruz.

Her gün ve dakika dakika birçok his ve duygu iç içe geçiyor: öfke, acizlik, gerginlik ve bir parça anksiyete birçok insanın kalbini ve aklını istila ediyor.

HİÇBİR ŞEY BİTMEDİ, HER ŞEY DEVAM EDİYOR

BUGÜN HER ZAMANKİNDEN DAHA FAZLA BİZ DEVLETE, SERMAYEYE VE TÜM OTORİTELERE KARŞI SAVAŞIYORUZ.

Sin Banderas Ni Fronteras

İngilizce Kaynak: From Chile: An Anarchist Analysis of the Revolt and the Repression

İspanyolca Orjinali: Desde Chıle: Una Mırada Anárquıca Al Contexto De Revuelta Y Represıón

Çeviri: Yeryüzü Postası

Adresi kontrol edin

Dünya Endüstri İşçileri / IWW İstanbul: Savaşa Karşı Sınıf Savaşı

Dünya Endüstri İşçileri / IWW İstanbul tarafından Türkiye’nin Suriye’ye yönelik yeni işgal operasyona karşı açıklama …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir