Anasayfa / Makaleler / Seks işçilerinin ihtiyacı bir sendika ve işlerinin suç olmaktan çıkarılması, feministlerin acıması değil – Ana Lopes ve Callum Macrae

Seks işçilerinin ihtiyacı bir sendika ve işlerinin suç olmaktan çıkarılması, feministlerin acıması değil – Ana Lopes ve Callum Macrae

Geçtiğimiz yıl Paula’ya genelev işlettiği için dava açtıklarında, 450 yıllık bir yasaya başvurmak zorunda kaldılar. Sırf bu bile her şeyi anlatıyor.

Paula’ya gerçekten kime kızgın olduğu sorulsa, ona ceza veren ahmak hukukçu değil, bu gazeteyi okuyan türde insanlar aslında: “Açık görüşlü olduğunu düşünen insanlar var, ırkçılığı, cinsiyetçiliği kabul etmeyen, homofobik olduğunu düşünmeyen. Her kesime açık olduklarını düşünmeyi seviyorlar ama aslında değiller. Bir izm’leri var ama fahişeliğe kafayı takık, fahişe-izm.”

Paula haklı. Başka her konuda demokrat kesilen insanlara mesele seks işi olunca garip bir şey oluyor. Biz de bu “izm”i yakından gördük.

Seks sektöründe sömürüye karşı çıkmanın en iyi yolunun bu sektörde çalışan kadın ve erkeklerin güçlendirilmesi olduğunun bariz olduğunu düşünür insan. Ezilenlerin kendisi artık yeter dediğinde değişim gerçekleşir. Irkçılığa karşı duranlar siyahlardı; toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile ilk önce ve en başta kadınlar mücadele etti; dehşet verici çalışma koşullarıyla sendikalarda örgütlenen işçiler mücadele verdiler.

Yine de seks sektörü söz konusuyla, toplumsal reformcular ahlakçılara dönüşüyorlar ve belirli feminist akımlar cozutuyor. Örneğin bu sayfalarda bir süre önce yazmış olan Julie Bindel… Seks işçileri sendikasının fikri bile onu delirtiyor.

Bu tavrın arkasına sıralanan gerekçeler çelişkilerle dolu. Genellikle, her gün mağduriyet ve şiddetle yüz yüze olan fahişelerin neler çektiğinin anlatımıyla başlıyor, sektörü belirleyen şeyin bu istismar olduğunu söyleyerek bitiriyor ve fahişelerin sendika kurmasına izin vermenin bunu meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramayacağını iddia ediyor. Yani sömürü ne kadar büyükse, bir sendika için o kadar az meşruiyet oluyor. Tam bir saçmalık.

Ama bu argümanda daha meşum başka şeyler de var: bu ahlakçılar neden tüm seks işçilerini biteviye sefil hayatlar yaşayan yoz keşler olarak resmetmek istiyorlar? Aslında, fahişelerin üçte birinden azı sokak işçisi. Elbette hepsi uyuşturucu kullanıyor değil ve öyle varsaymak aşağılayıcı. Bunu yapan varsa kaotik bir yaşam tarzı ve uyuşturucu kullanımı genellikle seks işçiliğinden önce de var olmuş bir şey, yani Bindel’in ima ettiği gibi, seks işçiliğinin kaçınılmaz sonucu değil.

Sorun bu endişeli ahlakçıların, özünde tüm seks işçilerini tabiatı gereği yoz görmeleri; bir sebeple artık sosyal hayatlarının kontrolünü yitirmiş insanlar saymaları. Şöyle düşünüyorlar: “İşçi hakları istediklerini sanıyor olabilirler ama içinde yaşadıkları şartlar onları o kadar değersizleştiriyor ki, aslında ne istediklerini bilmiyorlar. Kurtarılmaları gerek.” Bu tehlikeli ve tepeden bakan bir saçmalık.

Sendika karşıtlığında başvurulan diğer destek daha bile zayıf. Ahlakçılar seks işinin iş falan değil istismar olduğunu iddia ediyorlar. Bu yüzden de sendika gibi işyeri korumalarının konuyla hiçbir alakası olamayacağını öne sürüyorlar. Seks işinin iş sayılmamasının tek bir akla uygun gerekçesi var mı? Seks işinin önemli bir ekonomik faaliyet olduğu kesin. Fahişelik Britanya’da yılda 700 milyon pounddan fazla üretiyor. Kucak dansı ve pornografi dahil daha geniş sektör milyonlarca fazlasını kazanıyor ve on binlerce insan istihdam ediyor. Dünyanın dört bir yanından birçok kadın için seks işi sadece iş değil, bulabildikleri tek iş; bu ülkedeki birçokları için önlerindeki seçeneklerden en iyi olanı. Bir balık işleme fabrikasındaki mesailerden daha iyi örneğin. Çalışan bir kadının söylediği gibi: “Jazz olduğumda (çalışırken kullandığı ad) kendimi daha çok seviyorum. Burada (masaj salonunda) evde maruz kaldığımdan daha az [müşteri kaynaklı] rahatsızlık yaşıyorum. Burada bir barda çalışırken gördüğümden daha fazla saygı görüyorum. Burada seviliyorum.”

Elbette bu toplumumuz ve birçok işçinin ve de birçok kadının gördüğü aşağılayıcı muamele hakkında çok şey söylüyor bu. Lazz’ın aile hayatındaki zorluklarla da ilgili çok şey söylüyor. Ama bu seks işiyle ilgili de bir şey söylüyor. Seks işinin epeyce bir kısmı küçültücü derecede sömürücü. Ama illa ki hepsi değil. Neyin kabul edilebilir olup neye karşı çıkılması gerektiğini söyleme pozisyonunda olanlar o sektörde çalışanlar. Dışarıdan birinin çıkıp Jazz’e “Tamam, bir sendikaya katılabilirsin ama ancak seks işçiliğini bırakıp bir barda çalışmaya başlarsan,” deme hakkı yok.

Son olarak, seks işçilerini tümden susturmaya dönük bir çabayla, sendikanın liberal muhalifleri, GMB’deki seks işçisi aktivistleri “tipik değiller” [geneli temsil etmiyorlar] diye ciddiye almamaya, göz ardı etmeye çalışıyorlar. Aynısı Tolpuddle Şehitleri* için de söylenebilirdi ama onların aktivizmi “tipik” işçilerin yaşam koşullarının iyileşmesine yardımcı oldu.

Seks sektörü şubesi, kurulmasını takip eden birkaç ay içinde 150 üyeye ulaştı ve birçok kulüple çalışanların haklarının tanınmasını sağlayan anlaşmalar imzaladı. Buralarda çalışma koşulları iyileşti, davranış kuralları kondu, şikâyet prosedürleri getirildi ve sendika temsilcileri seçildi. Bu bir başlangıç.

Fahişeliğin ahlaklılığı konusundaki endişeli kasılmalar sektörü ne ortadan kaldırabilir ne de iyileştirebilir. Ve seks işçilerine, sendika hakketmeyecek kadar aşağılayıcı bir iş yaptıklarını söylemek, birçok seks işçisinin mustarip olduğu şiddeti teşvik eden damgayı pekiştirmeye hizmet ediyor. Beğenin ya da beğenmeyin, Paula ve Jazz gibi kadınlar kurtarılmak istemiyorlar, istedikleri şey ayrımcılığın olmadığı bir sektörde işlerini yapma hakkı, işçi hakları, iş sağlığı ve iş güvenliği. Haysiyet ve saygı istiyorlar.

Yazarlar: Ana Lopes bir öğrenci, seks işçisi ve GMB seks işçileri şubesi sözcüsü; Callum Macrae gazeteci ve film yapımcısı, My Body, My Business’i (Benim Bedenim, Benim İşim) yönetti.

analopesius@hotmail.com

cmacrae@outsidertv.co.uk

25 Temmuz 2003

(*) İngiltere’nin Tolpuddle köyünde altı tarım işçisi gizli toplantı yaptıkları için 1797 tarihli bir yasaya dayanılarak yargılanmış ve öngörülen cezanın en üst sınırı verilerek, yedi yıl süreyle Avustralya’ya sürgüne gönderilmişler. Burada da kendilerine kötü davranılmış.

Çeviri: Dünyadan Çeviri – Serap Güneş

Adresi kontrol edin

Silvia Federici, Caliban ve Cadı – Natasha Heenan

dunyadanceviri.wordpress.com internet sitesinden alınmıştır. Lisede, pek çok genç kadın gibi arkadaşlarım ve ben de cadılarla …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir