Anasayfa / Makaleler / Bu seçim de bitti: Artık başka bir şey deneyebilir miyiz? – Cem Gök

Bu seçim de bitti: Artık başka bir şey deneyebilir miyiz? – Cem Gök

Her seferinde olduğu gibi 24 Haziran seçim sonuçların açıklanmasından sonra da AKP karşısında konumlanan herkeste öfke, endişe ve şaşkınlıkla karışık ağır bir bunalım havası hakim oldu. Daha bir buçuk yıl önce, 16 Nisan 2017’de AKP-MHP ittifakı açık hilelerle Anayasa referandumunda “Evet” sonucu çıkarmış, muhalefet sonucu kabul etmiş ve CHP sokak eylemlerinin önünü kesmişti. Sonrasında ise; öfke, endişe ve şaşkınlıkla karışık ağır bir bunalım havası hakim olmuştu. Oysa ondan daha bir buçuk yıl önce, 7 Haziran’da AKP tek başına iktidar olma şansını yitirmiş, o zaman AKP’yle ittifakı resmileşmemiş olan MHP ile diğer muhalif partiler CHP ve HDP “hükümet kurmaya çalışırken” çözüm süreci bitmiş, faşist saldırılar ve katliamlarla toplum terbiye edilirken, 1 Kasım’da yeniden seçim yapılmış ve AKP tek başına iktidar olmuştu. Sonrasında ise; öfke, endişe ve şaşkınlıkla karışık ağır bir bunalım havası hakim olmuştu.

Daha da geriye gitmeye gerek yok herhalde. Bu özellikle Gezi Direnişi’nden sonra her seçimde tekrarlanan rutin haline geldi. Düzen partileri her seçimden önce “kesin kazanacağız”, “bu son seçim” “bunun alternatifi yok” laflarıyla sosyalistinden anarşistine tüm muhalifleri arkasına topladı. İnsanlar “bu defa olacak galiba” “zaten bu seçimde de olmazsa bir daha oy vermem” diyerek heyecanlandı. Sonrasında ise; öfke, endişe ve şaşkınlıkla karışık ağır bir bunalım havası… Bu seçimde de böyle oldu, koşullarını, kurallarını, zamanını AKP-MHP ittifakının belirlediği baskın seçimlere muhalefet “Hodri Meydan!” yanıtı verdi.

Seçim tarihinin ilk açıklandığı günlerde “boykot etme” tartışmaları olabildiğince ateşli biçimde yapıldıysa da, 16 Nisan Referandumu sonrasında söylenen “Bu düzen meşru değil!” “Başkanlık sistemini tanımıyoruz!” lafları unutuldu, birçok kişi seçim rüzgarına kapıldı gitti. Seçimlerle bir değişimin zaten mümkün olmadığını, AKP’nin kaybetmeyeceğini, kaybetse de gitmeyeceğini, gitse yerine daha iyi bir alternatif gelmeyeceğini, CHP’nin sokağa çıkmayacağını, insanları oyalayacağını anlatmaya çalışıp duran bir avuç insan neredeyse AKP yanlısı, meczup muamelesi görmeye başladı ve onlar da sustu. Düzen partileri allem etti kallem etti, insanları bu defa olacağına ve başka çare olmadığına yine bir şekilde inandırdı. Parlamenter siyasetten başka bir yol bilmeyen sosyalist olduğu iddiasındaki örgütler ve öne çıkmış muhalif bireyler de bu kervanı destekleyince geride boykot diyen kimse kalmadı.

Sonrası ise gözler önünde yaşandı: Üç HDP’li esnafın AKP’li vekilin yakınları tarafından öldürüldüğü Suruç başta olmak üzere pek çok yerde -özellikle Kürt illerinde- yaşananlar; sandık basmalar, toplu oy kullanmalar, oy pusulalarında bir RTE’ye bir MHP’ye mühür basılması gibi  bir bölümünün görüntülerinin çıktığı aleni hileler ve bunlar sayesinde gelen “MHP’nin Kürt illerindeki mucizevi başarısı”… İlla hile yapılmadığına inanmak isteyen ya da sırf CHP ve adayı Muharrem İnce öyle dedi diye bu seçimlerde sonucu değiştirecek derecede hile yapılmadığını düşünen varsa kolay gelsin. Biz biliyoruz ki bu düzende her seçim hilelidir ama bu seçimde hileler üstü örtülemeyecek düzeyde aleni. Daha bir kaç saat önce parti temsilcilerinin “biz kazanıyoruz” diye açıklama yaptığı CHP’nin birden bire sonuçları kabul ettiği de ortadayken, sonuçları kabul etmeleri onların da bu kirli çarkın ortakları olduklarından başka hiçbir şey göstermez. “Tehdit edildiler ondan sustular!” lafları da onları haklı çıkarmaz. İnsana sorarlar: Başka ne bekliyordunuz? O zaman bu oyuna niye girdiniz? O zaman niye kesin kazanacağız, dediniz? O zaman niye canımız pahasına oylara sahip çıkacağız gibi iddialı laflar ettiniz?

Bu noktada HDP’nin tavrına ayrıca değinmek gerekiyor. Selahattin Demirtaş 19 Ekim 2016 tarihinde yayınlanan konuşmasında şöyle diyor: “Seçim olacakmış da oradan demokrasi çıkacakmış, seçim eşittir demokrasiymiş. sevsinler yalanınızı. adalet, eşitlik olmayan ortamda sandık sadece faşizmi kurumsallaştırır” (https://www.youtube.com/watch?v=wgney1C96Ys) Haklı elbette ama o zaman HDP’ye de sormak lazım, neden bu seçimlere girdiniz? Neden faşizmin kurumsallaştırılmasına katkıda bulundunuz?

SP’den, İYİP’ten, Abdullah Gül’den vs. medet bekleyenlere kırıcı olmadan ne diyeceğimi bilemiyorum… 7 Haziran’da MHP’ye bel bağlayarak yaşanan hüsrandan ders almamışlardı, belki bu defa İYİP kurucu üyesi Mehmet Aslan’ın seçimden sonraki konuşmasıyla kendilerine gelirler: “Sadece kanun çıkarmakla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bir avuç milletvekiline ihtiyacı var. Bunu İYİ Parti’den de alabilir eğer devletin bekası, milletin geleceği ve millet için faydalı bir kanunsa MHP’ye ihtiyacı yok, İyi Parti ile de çıkarabilir. İyi Parti iyi olabilecek ne varsa, kim doğruyu konuşuyorsa, doğru neyse onu savunacak. AK Parti çıkıp doğru bir şey savunuyorsa, söylediği şey millet için faydalı bir şeyse İYİ Parti ona destek olacak.”

Tüm bunlara rağmen işin sorumlusu “profesyonel siyasetçiler” halinden gayet memnun gözüküyor. HDP barajı, CHP yüzde 30’u geçtikleri, sosyalist adaylar meclise girdikleri için mutlu; “mecliste şunu yapacağız, şöyle mücadeleye devam edeceğiz.” deyip duruyorlar. Kimse hatasını kabul edip, kendini eleştirmiyor. Oysa artık parlamentonun herhangi bir işlevi olmadığı artık herkesin malumu, biraz sesini çıkaran milletvekili içeri atılıyor vs. Bu yüzden haklı olarak öfkeliyiz. Ancak bu öfke, pek çok kişiyi -zaten hiçbir zaman iktidarın gerçek kaynağı olmayan- parlamentodan ve düzen içi kurtuluş arayışlarından değil, tümüyle mücadeleden uzaklaşmaya sürüklüyor. Sonuçta pek çoğumuzun kızacağı, eleştireceği bir örgüt yok. Bu yüzden -zor olsa da- her seferinde bu oyuna düştüğümüz için öncelikle kendimizi eleştirmemiz gerekmez mi?

Başka bir şey mümkün! 

Seçim gecesi bir arkadaşım “Bu son seçimimdi.” diye mesaj atmış. Bir sürü insanın da boykot etmeyi düşündüğünü ve güçlü bir boykot çalışması olmadığı için kerhen oy kullandığını biliyorum. Yanlış anlaşılmamak için vurgulayayım, boykota tek başına bir anlam verdiğim için bunları söylemiyorum. Asıl önemli olan bulunduğumuz yerlerde örgütlenmek, en genel anlamıyla sokakta mücadele etmek bir devrimci alternatif oluşturmayı başarabilmek. Bunu 5 yıl önce Gezi direnişinde sonrasında yapmaya da başlamıştık da… Ancak seçimler zehirli bir ok gibi araya girdi ve mücadelemizi böldü, kirletti, sonunda da parçaladı. Geçmişe geri dönemeyiz belki ama o dönemden bu yana yaşadığımız olumlu ve olumsuz deneyimlerimizden ders çıkararak hareket edebiliriz. Bu açıdan seçim tiyatrosunu tümüyle reddetmek ve bir sonraki seçimlerde boykot fikrini daha güçlü savunabilmek düzen dışı arayışlara yüzümüzü dönebilmek için önemli.

Emekçiler arasında yaşam tarzı tercihleri ve kimlikleri üzerinden sahte bir bölünme yaratan, onları düzene entegre eden ve toplumsal muhalefet üzerinde ağır bir yenilgi hissi bırakan seçimleri reddetmediğimiz, düzen içi siyasal arayışlardan vazgeçip yüzümüzü sokakta, yaşam alanlarımızda, işyerlerimizde mücadeleye dönmediğmiz sürece güçlü bırakın köklü bir kurtuluşu, basit bir iyileşme dahi mümkün değil. Kastlaşmış örgütlerin yöneticileri bunu kolay kolay yapmayacak, çünkü onların dükkanlarını, sosyal kulüplerini açık tutmaktan başka dertleri yok. Gelenekleşmiş sol siyaset anlayışıyla dolayısıyla kendimizle, bugüne kadar yaptıklarımız, inandıklarımızla teorik ve politik bir yüzleşme, çarpışma yaşamak zorundayız. Bunu yapacak örgütsüz bireylerin ve örgütlerin tabanında bulunan devrimci niyetlerini koruyan, kendilerini ve içinde bulundukları örgütleri eleştirecek cesarete sahip dostların olduğunu da biliyorum.

Bunu yapmadığımız sürece bu yenilgiyi kendi yenilgimiz olarak görmeye ve bugün ne dersek diyelim, bir sonraki seçimde yine aynı çamurda debelenip durmaya devam edeceğiz. Ancak bu yenilgi bizim değildir. Pratikte yenilmesinin ötesinde politik olarak iflas etmiş olan hala seçimden medet uman düzen içi muhalefet anlayışı. Dünyadaki eğilime ve egemen sınıfın ihtiyaçlarına uygun olarak otoriter baskıcı bir rejimin inşası tamamlanmıştır. Muhalefeti iktidarıyla bütün düzen partileri yeni rejime göre dizayn edili, buna uymayanlar tasfiye oldu. Dolayısıyla bu düzen eski haline gelmeyecek, kendi iç dinamikleriyle görece iyileşmeler gerçekleşmeyecektir. Ya yıkılacak ya da daha kötüye giderek devam edecektir.

Önümüzdeki dönemin bizim için kolay olmadığı ortada ama ekonomik ve siyasal krizlerin ufukta olduğu günlerde şaibeleri ortada olan seçimlerle, devlet içindeki klikler arasındaki pazarlıklar ve ittifaklarla, kaba zor ve baskıyla ayakta durmaya çalışan bir iktidarın ve onun temsil ettiği rejimin işi de kolay değil. Ne yapılması gerektiğine dair bir reçete filan yok elbette. Ancak parlamenter siyasetin ve devletçiliğin zehirleyici etkisinden arındığımız koşullarda Gezi sonrasındaki forumlarda olduğu gibi açık fikirli tartışmalarla, hep beraber bulabileceğimize inanıyorum.

Yasal kurumlar kurup ya da mevcut olanların içine girip buralarda koltuk kavgası vermek yerine mücadele odaklı gayri resmi taban örgütlenmeleri etrafında bir araya gelmeyi, basın açıklaması gibi sembolik eylemler veya açlık grevi gibi bireysel feda eylemleri yerine grev, boykot, blokaj gibi doğrudan eylem biçimlerini tartışabiliriz mesela. Yaşamlarımızı değiştirmesi için bu düzenin siyasetçilerinden medet ummak yerine yaşamlarımızı doğrudan etkileyen ortak mutfaklar, herkesin kendi yeteneğine göre katkı sunduğu dayanışma faaliyetleri ya da alternatif eğitim çalışmaları yapacağımız, tüm bunları ve daha fazlasını tartışabileceğimiz tartışma grupları, kütüphaneler, sosyal merkezler kurmak gibi pratikler geliştirebiliriz. Bu halktan bir şey olmaz demek yerine kendimizden başlayarak insanları değiştirmeye başlayabiliriz. Suriyeliler AKP’ye oy veriyor, göçmenler ücretleri düşürüyor gibi laflar etmek yerine kendimizi milliyetçilik zehrinden arındırıp bu faaliyetleri aynı yaşam alanını paylaştığımız herkesle birlikte gerçekleştirebilir, hepimizi sömüren patronlarla, birlikte mücadele etmenin yolunu arayabiliriz.

Her seçimde “başka bir yol olmadığını”, “bu defa son olduğunu” söyleyip, aksini söyleyenlere kızan sevgili dostlar, bugüne kadar bu yolu denedik… Ne dersiniz, artık başka bir şey deneyebilir miyiz?

Adresi kontrol edin

Yunanistan Halkı İle Gerçek Bir Dayanışma Nasıl Kurulabilir? – Mikail Fırtınacı

Yunanistan’da geçen hafta başlayan yangınlarda en az 79 kişi öldü. Ülkede son on yılın en …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir