Anasayfa / Makaleler / Ağır çekim kıyamet: Dünyanızın sonu böyle gelebilir – Peter Brannen

Ağır çekim kıyamet: Dünyanızın sonu böyle gelebilir – Peter Brannen

Ends of the World kitabından alınan bu parçada Peter Brannen, büyük soy tükenişi olaylarını (birden çok canlı türünün soyunun aynı zaman aralığı içinde tükenmesi) ve sıcaklık artışlarının dünya nüfusunun tümü için yol açtığı felaketleri ele alıyor.

California’daki Yosemite Ulusal Parkı yakınında 2014 yılında yaşanan El Portal orman yangını. Bilim insanları küresel ısınmanın gelecekte bunun gibi daha çok orman yangınına sebep olacağı konusunda uyarıyorlar. 

Dünyanın kontrolden çıktığına dair karanlık hissi birçoğumuz paylaşıyoruz. Orman yangınları, 1000 yılda bir görülür şiddette fırtınalar ve ölümcül sıcak hava dalgaları, akşam haberlerinin rutini haline geldi ve tüm bunlar, sanayileşme öncesindekinden 1 derecenin altında bir sıcaklık artışı sonucunda yaşandı. Ama işlerin korkutucu hale gelmesi bundan sonra başlıyor.

İnsanlık tüm fosil yakıt rezervlerini yakarsa, gezegenin 18 derece kadar ısınması ve deniz seviyelerinin yüzlerce fit (100 fit = 30,48 metre) yükselmesi ihtimali var. Permiyen çağın sonunda gerçekleşen büyük soy tükenişi için bugüne dek ölçülmüş olandan bile daha büyük çaplı bir sıcaklık artışı bu. En kötü senaryolar gerçekleşirse, bugünün bir dereceye kadar tehditkâr olan okyanus-iklim sistemi, gözümüze iyi görünmeye başlayacak. Bu miktarın dörtte biri kadarlık bir ısınma bile, insanlığın üzerinde evrildiği veya medeniyetin üzerine kurulu olduğu ile alakası olmayan bir gezegen yaratacak. Son kez dünya bundan 4 derece daha sıcak olduğunda, iki kutupta da hiç buz yoktu ve deniz seviyesi bugünkünün 80 metre üzerindeydi.

New Hampshire Üniversitesi’nden paleo-iklimbilimci Matthew Huber ile bu meseleyi konuştum. Huber, araştırmacı kariyerinin büyük bölümünü erken memeliler serası üzerine çalışmalarla geçirdi ve önümüzdeki yüzyıllarda, 50 milyon yıl önce Alaska’da palmiye ağaçlarının, Kuzey Kutbu Dairesi’nde ise timsahların olduğu Eosen iklimine doğru gidiyor olabileceğimizi düşünüyor.

“Modern dünya bir ölüm tarlasını andıracak,” diyor. “Yaşam alanlarının bugünkü bölünmüş hali [sınırlar], göç etmeyi çok daha zor hale getirecek. Ama ısınmayı 10 derecenin altında tutabilirsek, en azından sıcaklık kaynaklı kitlesel ölümleri önleyebiliriz.”

Huber, 2010’da Steven Sherwood ile birlikte, An Adaptability Limit to Climate Change Due to Heat Stress (Isı Stresine Bağlı İklim Değişikliğine Adapte Olabilirliğin Sınırı, http://www.pnas.org/content/107/21/9552.full) başlıklı, yakın tarihin belki de en iç karartıcı bilimsel makalelerinden birini yazdı.

Canlı yaşamının, insan kaynaklı küresel ısınma üzerine yapılan en kötü tahminlerden bile daha sıcak iklimlerde sürdüğünü belirten Huber, “Kertenkelelere ve kuşlara bir şey olmayacak,” diyor. Medeniyetin çöküşünün, büyük bir biyolojik soy tükenişine ulaşmamızdan çok önce başlayabileceğini düşünmek için geçerli bir sebep bu. Canlı yaşamı, siyasal sınırlarla bölünmüş ve birbirine ağlarla bağlı bir küresel toplum için asla düşünülemez olan koşullara bile dayandı. Medeniyetin kaderi konusunda elbette anlaşılır bir endişe içindeyiz ve Huber, büyük soy tükenişi olsun olmasın, dünyamızın sonunu getirecek olanın, insan psikolojisinin sınırları ile birlikte, yaşlanan ve yetersiz bir altyapıya bağlı olmamız olduğunu söylüyor.

1977 yazında New York’ta elektrikler sadece tek bir gün kesildiğinde, şehrin kimi kesimlerinde, Hobbes’un doğa durumundaki insanına benzer tablolar ortaya çıkmıştı. Ayaklanmalar şehri sardı, binlerce işletme talan edildi ve 1000’den fazla kundaklama oldu.

2012’de Hindistan’a muson yağmuru düşmediğinde (ki daha sıcak bir dünyada böyle olacak), 670 milyon insan – yani küresel nüfusun %10’u – enerjisiz kaldı çünkü tarlalarını sulamaya çalışan çiftçiler ile serinlemek için klimalara yüklenen Hintliler nedeniyle olağandışı yük binen şebekeler iflas etmişti.

“Sorun, insanlığın bugün sürekli elektrik kesinleri yaşanmadan tek bir sıcak hafta bile geçiremiyor olması,” diyor ve ABD’deki yama işine dönen yaşlanmış elektrik şebekesinin, değiştirilmeden yüzyıldan uzun süre perti çıkması beklenen bileşenlerle inşa edildiğini not ediyor. “Bugün yaşadığımız beş yıllık dönemdeki en sıcak hafta ileride ortalama yaz sıcaklığı haline gelecek ve en yüksek sıcaklıklar ABD’de daha önce hiç yaşanmamış aralıkta olacakken insanları durum iyiye gidecek diye düşündüren ne? 2050’den söz ediyoruz.”
Bir MIT çalışmasına göre, 2050 itibariyle su-stresli bölgelerde yaşayan insan sayısı beş milyar olacak.

“Aşağı yukarı önümüzdeki 30 ila 50 yıl içinde, su savaşları başlayacak,” diyor Huber.

Dire Predictions kitaplarında Pensilvanya Eyalet Üniversitesi’nden Lee Kump ve Michael Mann, kuraklık, deniz seviyelerinin yükselmesi ve aşırı nüfusun birleşiminin, medeniyetin dikişlerini nasıl attırabileceğine dair sadece bir yerel örnek anlatıyorlar:

“Batı Afrika’daki giderek artan şiddetli kuraklıklar, Nijerya’nın kalabalık nüfuslu iç bölgelerinden sahildeki mega-şehir Lagos’a kitlesel göçe sebep olacak. Yükselen deniz seviyelerinin zaten tehdit ettiği Lagos, bu devasa nüfus akınını barındıramayacak. Nijer nehir deltasındaki azalan petrol rezervleri için süren kapışma, devlet yolsuzluğu potansiyeli ile birleşerek, çok büyük toplumsal huzursuzlukla neden olan faktörlerin üzerine eklenecek.”

Burada “çok büyük toplumsal huzursuzluklar,” hâlihazırda yolsuzluk ve dini şiddet nedeniyle yarılmış olan bir ülkeye kaosun toptan hâkim olmasını maskeleyen kibar bir ifade aslında.

“Bu kâbus gibi bir senaryo,” diyor Huber. “Ekonomistlerden hiçbiri, nüfusunun %10’u mülteci kamplarında ise bir ülkenin GSMH’sine ne olacağı üzerine modelleme yapmıyor. Ama yaşadığımız dünyaya bir bakın. Çin’de işçilik yapan biri Kazakistan’a taşınmak zorunda kalırsa ne olur? Bir ekonomik modelde hemen işe koşulacaktır. Ama gerçek dünyada olduğu yerde kalakalıp öfkelenir. İnsanların ekonomik umudu yoksa ve yerlerinden edilmişlerse, genelde kafayı yiyip bir şeyleri havaya uçururlar. Kitlesel göç nedeniyle, bir bütün olarak ulusların kendisi dâhil büyük kurumsallıkların varoluşlarının tehdit altına gireceği dünya işte böyle bir şey. Yüzyılın ortasında dünyamızı bu durumda görüyorum.”

2050’den sonra işler daha da kötüleşiyor. Ancak toplumsal çözülme ile ilgili öngörülere sosyal ve siyasal spekülasyonlar olarak bakmalıyız; bunların büyük soy tükenişleri ile bir ilgisi yok. Huber biyolojinin katı sınırları ile daha fazla ilgileniyor. İnsanlığın kendisinin gerçekten çözülmeye ne zaman başlayacağını bilmek istiyor. Konu üzerine 2010 tarihli makalesinin ilham kaynağı, bir meslektaşı ile yolunun tesadüfen kesişmesiydi.

“Bir konferansta, jeolojik tarihte sıcak tropikal havanın nasıl olduğu üzerine makale sunuyordum ve [New South Wales Üniversitesi’nden iklimbilimci] Steve Sherwood da dinleyiciler arasındaydı. Konuşmamı dinlemiş ve kendisine şu çok basit soruyu sormaya başlamış: ‘Ölümlerin başlaması için sıcaklık ve nemin ne kadar artması gerek?’ Bu, mertebe hesabı türünden bir soru aslında. Sanırım bunun üzerine düşünmüş ve cevabını bilmediğini ve bir başkasının bilip bilmediğinden de emin olmadığını fark etmiş… Makalemizin motivasyonu aslında gelecekte iklimin nasıl olacağı falan değildi, çünkü başladığımızda, bu barınabilirlik sınırı içinde kalan herhangi bir gerçekçi gelecek iklim durumu olup olmadığını bilmiyorduk. Başladığımızda kafamızda sadece şu vardı: ‘Bilmiyoruz. Belki de 50 derece küresel ortalama sıcaklığa kadar gitmemiz gerekebilir.’ Sonra bütün bir model sonuçlar kümesini uyguladık ve sonuç gerçekten endişe verici çıktı.”

Sherwood ve Huber, sıcaklık eşiklerini, belirli bir sıcaklıkta ne kadar serinleyebileceğinizi ölçen “yaş termometre sıcaklığını” kullanarak hesapladılar. Örneğin nem yüksekse, terleme ve rüzgâr gibi şeyler serinlemenize daha az yardımcı oluyor ve yaş termometre sıcaklığı işte bunu hesaba katıyor.

“Meteoroloji dersinde yaş termometre sıcaklığı, temel olarak cam bir termometreyi ıslak çoraba sokup sallandırarak hesaplanır,” diyor. “Dolayısıyla rüzgâra doğru ve hiç gün ışığı olmadan, bazal metabolizmadan başka bir şey yapmaksızın ıslak ve çıplak bir şekilde oturan bir insan için sıcaklık sınırının bu olduğunu varsayarsınız.” [Duştan çıkıp ıslak ve çıplak olarak vantilatörün önüne oturan insan, diye düşünebilirsiniz; yani bu durumda bile serinleyemiyorsa durum vahim… ÇN]

Bugün, yaş termometre sıcaklıkları için dünya çapında en yaygın maksimumlar 26 ila 27 derece civarı. 35 derece veya üzeri yaş termometre sıcaklıkları insanlar için ölümcül. İnsanların bu sınırın üzerinde vücut ısılarını düşürmeleri imkânsız ve ne kadar serinlemeye çalışırlarsa çalışsınlar, saatler içinde aşırı sıcaktan ölürler.

“Bu yüzden fizyoloji ve adaptasyonun ve başka şeylerin bu sınırla hiçbir ilgisinin olmayacağı noktanın ötesine geçmeye çalışıyorduk. Bu, kolay pişirme fırını sınırı,” diyor. “Kendi kendinizi pişiriyorsunuz, çok yavaşça.”

Yani bu sınır insanlığın kurtulması için muhtemelen çok çok cömert.

“Gerçek modelleme yaptığınızda sınıra çok daha kısa sürede ulaşıyorsunuz çünkü insanlar ıslak çorap değil,” diyor. Huber ve Sherwood’un modellemesine göre 7 derecelik bir ısınma kürenin geniş kısımlarını memeliler için ölümcül ölçüde sıcak hale getirecek. Sıcaklık artışı bunu da geçerse gezegenin şu an üzerinde insan yaşayan gerçekten muazzam büyüklükteki alanları 35 derecelik yaş termometre sıcaklıklarını geçecek ve terk edilmek durumunda kalacak. Aksi halde, oralarda yaşayan insanlar kelimenin tam anlamıyla pişerek ölecek.

“İnsanlar sürekli ‘Ama adapte olabiliriz, değil mi?’ diyorlar. Evet, ama bir noktaya kadar,” diyor Huber. “Benim bahsettiğim de işte bu noktadan sonrası.”

Sanayileşme öncesinden sadece 1 derecenin altındaki bir sıcaklık artışının olduğu günümüz dünyasında, sıcak hava dalgaları yeni bir ölüm sebebi haline geldi bile. 2003’te, hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği iki hafta içinde Avrupa’da 30 bin kişi ölmüştü. Buna 500 yılda bir yaşanan olay denmişti. Ama üç yıl sonra tekrar yaşandı (normal zamanından 497 yıl önce!). 2010’da sıcak hava dalgası Rusya’da 15 bin kişinin ölümüne neden oldu. 2015’te, sadece Karaçi’de, birçoğu Ramazan ayında oruç tutmakta olan 700’e yakın insan, Pakistan’ı vuran sıcak hava dalgasında hayatını kaybetti. Ama bu trajik epizotlar yaklaşmakta olanın ancak gölgesi sayılır.

“Kısa vadede – 2050 veya 2070 – en sert darbeyi alan yer ABD Ortabatısı olacak,” diyor Huber. “Tam da mevsiminde ABD’nin merkezindeki iç kısımlara doğru ilerleyen sıcak, nemli bir hava dalgası var. Sadece birkaç derece ekleyin, gerçekten feci sıcak ve yapış yapış hale gelir. Bunlar eşik değerler. Dümdüz fonksiyonlar değil. Belirli bir rakamın üzerine çıkarsa çok feci zarar görürsünüz.”

Çin, Brezilya ve Afrika benzer felaket tahminleri ile yüz yüze. Öte yandan zaten çok sıcak olan Ortadoğu ise, Huber’in deyimiyle “varoluşsal sorunlar” yaşıyor. Bu ağır çekim kıyametin ilk kıpırtıları, sınırları içinde on binlerce mülteciyi barındırma mücadelesi veren Avrupalılara tanıdık gelebilir: Suriye toplumunun çöküşü ve kitlesel göç, dört yıllık bir kuraklığın sonunda yaşandı [Bu konu tartışmalı, kuraklığın doğrudan bir sebep sayılmaması gerektiğine dair bir değerlendirme için bkz. Suriye gerçekten bir ‘iklim savaşı’ mı? – Lina Eklund – https://dunyadanceviri.wordpress.com/2017/09/02/suriye-gercekten-bir-iklim-savasi-mi-lina-eklund/%5D. Her yıl Mekke’de iki milyon hacıyı bir araya getiren Haccın, birkaç on yıl içinde, bölgedeki ısı stresinin sınırlamaları nedeniyle yerine getirilmesi fiziksel olarak imkânsız bir vecibeye dönüşeceğini belirtenler de var.

Ama en kötü emisyon senaryoları açısından, sıcak hava dalgaları sırf bir kamu sağlığı krizi veya Pentagon’un küresel ısınmayı tanımlamak için kullandığı gibi, bir “tehdit ölçeğini büyüten faktör” olarak kalmayacak. İnsanlık dünyanın şu an yaşamakta olduğu bölgelerinin çoğunu terk etmek zorunda kalacak. Huber ve Sherwood makalelerinde şöyle diyorlar: “10 derecelik ısınma önümüzdeki üç yüzyıl içinde gerçekten yaşanırsa, üzerinde yaşanamaz hale gelecek olan kara alanı, yükselen deniz seviyelerinin altında kalanın yanında cüce kalacak.”

Huber şöyle diyor: “Bir ilkokul çocuğuna ‘Dinozorlar zamanında memeliler ne yapıyordu?’ diye sorsanız, yeraltında yaşayıp geceleri dışarı çıktıklarını söyler. Neden? Çok basit: ısı stresi. İlginç bir şekilde, kuşlar daha yüksek bir vücut ısısına sahipler, bizimki 37 iken onlarınki 41 derece gibi bir şey. Burada çok derin bir evrimsel kalıntı olduğunu düşünüyorum. Yaş termometre sıcaklığı Kretase döneminde 37 değil muhtemelen 41 derece gibi bir şeydi.”
New Hampshire’daki buluşmamızda Huber bana “favori hikâyesini” de anlattı: ABD ordusunun Motive Öncü Askerinin ibretlik öyküsü. 1996’da bir hafif piyade takımı, Porto Riko’daki bir ormanda sıcak ve nemli iklime alışma talimi yapıyor ve bir gece baskını provası yapmadan önce, su tüketimleri dikkatle takip ediliyordu. Takım “taburdaki en fit ve motive askerleri” içeriyordu. Baskın gecesi geldiğinde takım lideri, ormanı palayla yara yara askerlerine öncülük etmeye başladı. Çok geçmeden yorgun düştü ve liderliği başka bir askere devretti. İkinci er takımı yeterince hızlı ilerletemeyince tekrar kendisi liderlik etmek istedi. Ama kısa süre içinde hipertermik ve yürüyemez hale geldi. Askerleri üzerine soğuk su dökmek ve intravenöz enfüzyonlar uygulamak zorunda kaldılar. Sonunda dört asker tarafından sedye ile tanışmak zorunda kaldı. Ama görevin bu şekilde daha da zorlaşmış olması sebebiyle, çok geçmeden tüm takım ısı stresinin pençesine düştü ve talim bir katliama dönüşmeden önce iptal edilmek zorunda kaldı.
“Buna şöyle bakıyorum; talim gece ve iklim alıştırmasından sonra yapılmasına rağmen, fit insanlar sedye üzerindeki çuvala dönüşebiliyor. Bugün topluma, kültürlere de aynı şeyin olduğunu düşünüyorum,” diyor Huber. “Büyük soy tükenişlerinin nasıl yaşandığını merak ediyorsan, işte aynen böyle. İnsanlar Buzul Çağı’ndaki megafauna soy tükenişlerinden ve Clovis insanlarından bahsederken bazen bunların nasıl yaşandığı sanki bir gizemmiş gibi davranıyorlar. Oysa tam da aynı gün yaşanıyor bunlar. En güçlü üyeleri ortadan kaldıran bir şey var ve bu esnada daha zayıf olanlar boşluğu doldurmaya çalışıyor, gerçekten de yeterince güçlü değiller ve her şey tümden çöküyor.

“Toplumların nasıl çöktüğünü bilmek istiyor musun?” diyor Huber. “İşte böyle.”

Peter Brannen’in Oneworld Publications tarafından yayınlanan Ends of the World kitabından alınmıştır.

Sıcaklık yükseldikçe yaşanacak ölümler

  • 0,6 derece yüksek: Sıcaklıklar sanayileşme öncesi seviyelerinden yükseldikçe, geniş amfibiyen soy tükenişleri başlayacak.
  • 1 derece yüksek: Isınma buz tabakalarını erittikçe, kril popülasyonları ortadan kalkıyor ve bu da penguenlerin ana besin kaynağını yok ediyor.
  • 1,6 derece yüksek: Ağaçlık tundraların yarıya yakını kayboluyor ve Amerikan geyiği, vaşak ve kahverengi ayı gibi canlıların yaşamı sıkıntıya giriyor.
  • 2,2 derece yüksek: Isınma Paris’te mutabık kalınan +2 derecelik sınırın biraz üzerine çıkınca, Afrika’daki büyük memelilerin %25’i yok oluyor.
  • 2,6 derece yüksek: Tropikal yağmur ormanlarında ve orangutan, tembel hayvan ve jaguar gibi bunlara bağlı yaşayan canlılarda büyük kayıplar yaşanıyor.
  • 4 derecenin üzerinde artış: Bu sıcaklıklarda türlerin %70’ten fazlasının soyu tükenecek, mercan resifleri ölecek ve çöller tüm gezegene yayılacak.

Çeviri: Dünyadan Çeviri – Serap Şen

Adresi kontrol edin

Kara Panterler ne istedi? – Tarkan Tufan

1966 yılında kurulan “Kara Panter Öz Savunma Partisi” şimdiye kadar var olan en büyük siyahi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir