Anasayfa / Arşiv / Anarşistler İçin Marx Ekonomisi: Bir Anarşistin Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisi Sunumu / 4. Bölüm: Kapitalizmin Kökenindeki İlkel Birikim – Wayne Price (Servet Düşmanı)

Anarşistler İçin Marx Ekonomisi: Bir Anarşistin Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisi Sunumu / 4. Bölüm: Kapitalizmin Kökenindeki İlkel Birikim – Wayne Price (Servet Düşmanı)

Wayne Price’ın, 10 bölümden oluşan ve Güney Afrika’lı anarşist komünist örgüt Zabalaza Anarşist Komünist Cephesi (ZACF)’yle bağlantılı “Zabalaza Books” tarafından 2012 yılında yayınlanmış olan “Anarşistler İçin Marx Ekonomisi: Bir Anarşistin Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisi Sunumu” isimli kitabının  dördüncü bölümünü Servet Düşmanı internet sitesinde 3 Şubat 2015 tarihinde yayınlanmıştır.

Marx’a göre, kapitalizmin başlangıcı, ortası ve bir sonu vardır. Peki, o başlangıç neye benziyordu? Klasik politik iktisatçılara göre, ki aslında onlar bu soruyla pek ilgilenmezler, kapitalizm feodalizmin kuytu köşelerindeki ve çatlaklarındaki küçük işletmelerle başladı. Peyderpey, bu işler yeni çalışanların işe alınmasını sağlayacak noktaya gelinceye kadar sahiplerine daha fazla para kazandırdılar. İlk işçiler [o ana kadar] asıl işadamları kadar gayretli olmadıkları için işe alınmaya müsaittiler. Ezop’un fablındaki gibi asıl kapitalistler çalışkan karıncalar gibiyken, işçiler tembel çekirgelerdi. Sonunda kapitalistler derebeylerin yerine geçecek kadar zenginleştiler.

Öncelikle, bu sevimli hikaye Cromwellci İngiliz devrimindeki; ABD, Fransız, Güney Amerika ve Karayip devrimlerindeki; ve 1848’deki başarısız Avrupa devrimindeki şiddetli ayaklanmaları görmezden geliyor. Ancak bu hikayenin bir kısmı şüphesiz doğru. Kendi sermayelerini biriktiren demirci ve küçük zanaatkârlar vardı; doğrudan üretime yatırım yapmaya karar verinceye kadar geniş çapta ayrıştırılmış pazarlar arasında mal taşıyan tüccarlar vardı. Ancak, bu kapitalizmin başlangıcının asıl dinamiğini yakalayamamaktadır. “Oysa tarihte, fethin, köleleştirmenin, soygunun, cinayetin, kısaca cebrin büyük rol oynadığı herkesçe bilinir.” (Kapital I, 1906; sf. 785).[i]

“İlk zamanlar” (içindeki birkaç döneme de alan bırakabilmek için “çağ” kelimesini kullanacağım), Kapital I’de Marx tarafından, “kapitalizmin tarih öncesi aşaması” olarak tarif edilmişti. Ricardo’dan ödünç alarak, Marx bunu “ilkel birikim” (Almancası “Ursprunglich”) olarak adlandırdı. Bu terim aynı zamanda “birincil”, “orijinal”, “ilk” veya “bozulmamış”[ii] birikim olarak da çevrilebilirdi. Kapitalizmin daha geniş çapta, sadece bir ülkede olsa bile, başlaması için gerekli olan iki şey vardı: servet yığınlarının onu yatırıma (sermaye) çevirebilecek azınlığın elinde toplanması ve ikinci olarak, kapitalist düzen altında fabrika ve tarlalarda çalışabilecek serbest[iii] işçiler.

Avrupa’da, bu iki şey yasal veya yasadışı şiddetle gerçekleştirildi; köylüleri topraklarından sürüp yerlerine koyunları getirerek; daha önce bütün köylülerin kullanımına açık olan ortak meralara el koyup onları beylere vererek; yoksulları yollarda boş boş gezinmeye zorlayarak; yoksulların ve işsizlerin haklarını kısarak, vb. kazanıldı. Dünya çapında, Avrupalı hükümdarlar kıtaları ve alt kıtaları zapt ettiler – Amerika, Hindistan, Asya’nın diğer kısımları, Avustralya ve Afrika. Amerikan yerlileri soykırıma maruz kalırken, siyahlar da vatanlarından uzakta köleliğe zorlandılar. Avrupalı halklar bir zamanlar başkalarına ait olan topraklara yerleştirildiler. Asya-Hindistan ekonomisi ithalat sebebiyle zarar gördü ve (altından pamuğa kadar) doğal kaynakları bile ellerinden alındı.

“Amerika’da altın ve gümüşün keşfi, yerli nüfusun kökünün kazınması, köleleştirilmesi ve madenlere gömülmesi, Doğu Hint Adaları’nın fethinin ve yağmalanmasının başlaması, Afrika’nın ticari siyah-derili avı için bir ağıla dönüştürülmesi, kapitalist üretim çağının gül rengi şafağını ilan ediyordu. Bu huzurlu gelişmeler, ilkel birikimin önemli anlarıydı (Kapital I, 1906; sf. 823).

Marx, kapitalizmin kökenindeki sınıf, milliyet ve ırkın etkileşiminin tamamen farkındaydı.

Bazen Marksistler, hatta Marx’ın kendisi bile, anarşistleri ekonomik güçlerin rolünü önemsemeyip, devlet erkini abartmakla eleştirdiler. Ancak ilkel birikimden söz ederken Marx, devletin ve organize olmuş şiddetin diğer formlarının oynadıkları kilit rol konusunda gayet netti. Kapitalizmin modern devleti yarattığı söylenebilirken, devletin de kapitalizmi yarattığı söylenebilir.

Kapital I’de, Marx “… devletin erkini, toplumun yoğunlaştırılmış ve organize kuvvetini (zorunu)[iv], feodal üretimden kapitalist üretime dönüşüm sürecini… bir sıcak sera misali hızlandırmak için kullanmışlardır… Zorun… kendisi iktisadi bir erktir” diye yazmıştır. (Marx, 1906; sf. 823 – 824).

Anarşist Kropotkin aynı dönemden “16. ve 17. yüzyıllarda ortaya çıkmakta olan devletin şehir merkezlerine ilişkin rolü, şehirlerin bağımsızlığını yok etmek, tüccar ve zanaatkarların zengin loncalarını yağmalamak, loncaların yönetimini…. kendi ellerinde yoğunlaştırmak olmuştur… Aynı taktik köylere ve köylülere de uygulanmıştır… Devlet… köy komününü yok etmeye koyuldu, köylüleri pençesinde mahvetti ve ortak toprakları yağmaladı. ” diyerek bahsetmektedir. (Kropotkin, 1987; p. 41).[v] Marx’ın ilkel birikim kavramıyla tam olarak aynı olmasa da aynı süreci tanımlamaktadır.

Kapitalizmde Kadın

Marx ilkel kapitalist birikimin cinsiyet üzerindeki etkilerini doğrudan tartışmamıştır. Ancak, Marx’ın ilkel birikim kavramı kadınların tarihini anlamayla ilişkilidir – ve kapitalizmin kökenini anlamak için kadının rolü çok önemlidir.

Dinler ve Ortaçağ tarihi uzmanları kadar feminist tarihçiler de Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika’da “cadıların” gördüğü zulüm üzerine çalışmıştır. Bu zulüm 16. ve 17 yüzyıllarda, biraz da öncesi ve sonrasında yoğunlaşmıştır. Sadece kadınlardan oluşan, sözümona şeytana tapınan sapkın bir mezhebe dahil olmakla suçlananlara karşı, kilise tarafından yönlendirilmekle beraber devlet yetkililerini de içeren bir kuru gürültü başlatılmıştır. Özel mahkemeler kurulmuş, işkence yöntemleri standartlaştırılmış, cadı avı kılavuzları yayınlanmıştır.

Bu zulme maruz kalan kadın sayısı bilinmemektedir. Bazı tahminlere göre milyonlara ulaşmaktadır, ancak en iyi tahminle, üç yüzyıl boyunca, 200 bin kadın büyücülükle suçlanmış, bunlardan 100 bini öldürülmüştür. (Federici, 2004)[vi]. Bunlardan kaçının sadece birileri tarafından hoşlanılmadığı için öldürüldüğünü, kaçının ebe veya otacı, kaçının Hristiyanlık öncesi dinlerin mensubu olduğu ve kaçının gerçekten şeytana taptığını, [gerçekten] tapanlar varsa [bile], bilmek imkansızdır.

Cadı avı, nüfusun yarısına karşı, daha çok şehirlerdeki ve kırsaldaki yoksul kadınlara odaklanan bir saldırıydı. Sözde cadılara karşı yürütülen kampanya devlet ve kilise tarafından teşvik edilen kadın düşmanı fikirlerin bir parçasıydı. [Bu cadı avı] Histeriyi kışkırttı ve insanların korkularının ve öfkelerinin zenginlerden yoksullara yönlendirilmesini sağladı (Zamanında antisemitizmin yükselişinde olduğu gibi). Erkeklerin, genel şartları zayıflasa da, eril önceliklerine bağlı kalmalarını sağlayarak çalışanları böldü. Kadını geleneksel işgücünün dışına sürükledi. Kadınları modern “ev hanımları” ve işçi sınıfının bir parçası olacak şekilde hazırladı.

Marx kapitalist ekonomide kadının rolünü tartışmasa da, bu onun teorisinde örtülü olarak vardır. Tabii ki kadınlar da erkekler gibi ücretli işlerde çalışabilirler ve Marx onların fabrika ve madenlerdeki güncel koşullarını anlatır. Aynı işlerde çalıştıklarında erkeklerden daha az ücret aldıkları bu durumda, daha korunmasızdırlar. Kadın ücretli işgücü ve çocuk işgücü Marx’ın döneminde, 19. yüzyıl İngiliz sanayisinde yaygındı. Ücretli kadın işgücü şimdi de yaygın. (Kadın işçilerin doğrudan sömürülmesi, artan bireysel bağımsızlık gibi pozitif etkileri yok etmiyor.)

Ancak ücretli çalışanlar olarak değil, işçi sınıfının ücret almayan üyeleri olarak da kadınlar için geçerli olan başka, ve daha temel, bir rol vardı. (İşçi sınıfı – bir sınıf olarak – şu anda işi olanlardan daha geniştir; çocukları, işsizleri, emeklileri, evde çalışan eşleri ve anneleri de içerir.) (Çoğunlukla erkek olan) İşçilerin emek gücü metası, onları rejenere etmek için gerekli olan şeyleri, dinlenmeleri ve ertesi gün çalışabilecek hale gelmelerini sağlamayı içeriyordu. Erkeklerin rejenere olmalarıyla ilgilenmek de “ev hanımları”[vii] olarak kadınlara düştü. Ücretin karşılığı (“aile ücreti”) yeni bir nesil işçilerin yetiştirilmesini de kapsıyordu. Bunu yapmak da kadınlara düştü. (Bu, gerekli sosyal psikolojinin ve ideolojinin çocuklara aktarılmasını da içeriyordu.)

Bütün bu işlerde, evdeki kadın doğrudan artı değer üretmiyordu, ancak kocaları, çocukları ve kendileri için gerekli “emek gücü metasını” (yeniden) üretiyordu. Eğer (Marx’ın yaptığı gibi) kapitalist “üretken emeği” sadece doğrudan artı değer üreten şey olarak tanımlarsak, bu (dar, teknik anlamda) “üretken” değildi, ancak artı değerin üretilmesi için hayati bir emekti, yani gündelik dilde, oldukça üretken bir emekti!

Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni kitabında, kadının yeniden üretim emeğini (üst yapıdan farklı olarak) sanayi üretimi kadar toplumun alt yapısının bir parçası olarak tanımlamıştı. Engels’e göre, sınıflı toplum, kadının asli ezilmesinden doğmuştu.

Yukarıda yazılanlar kadının nasıl ezildiğinin yeterli bir analizi değildir; ancak (sömürünün kapitalizm öncesi biçimlerinde olduğu gibi) kadının ailede ve işyerinde ezilmesinin, kapitalizmin sömürüsüyle iç içe olduğu açıktır.

İlkel Sermaye Birikiminin Ekolojiyi Tahribatı

Marx ve Engels, erken kapitalizmin biyolojik çevreye ne şekilde zarar verdiğinden söz ettiler. İnsan emeğini insanın doğayla etkileşme, biyolojik dengeyi korurken insani ihtiyaçlarını karşılama yolu olarak görüyorlardı. Bunu insanlar ve doğa arasında bir “metabolizma” olarak gördüler. Ancak kapitalizmle beraber metabolizmada bir “çatlak” meydana geldiğine inanıyorlardı.

Onlara göre en önemli unsur, şehir ve kır, sanayi ve tarım, kasaba ve tarım alanı ayrımıydı. Bu kavram onlardan önce burjuva tarımbilim uzmanlarının yanı sıra, bazı “ütopik sosyalistler” tarafından da ileri sürülmüştü. Kropotkin ve diğer önde gelen anarşistler de (bazıları da onun gibi profesyonel jeolog ve coğrafyacıydı) modern Yeşiller hareketinden oldukça önce bunu bir problem olarak ileri sürdüler.

Marx ve Engels’in işaret ettiği, çiftliklerin ve şehirlerin artan şekilde ayrıştığıydı. Tarım, bir zamanlar gıdaların yerel tüketimi ve hayvan ve insan gübreleriyle toprağa geri dönen besinleri topraktan çekip aldı. Ancak şimdi hayvan ve bitki besinleri artan mesafeler üzerinden şehirlere taşınıyordu. Bunların nihai atıkları toprağa geri döndürülmüyor, çevrelerindeki şehirleri, ırmakları ve gölleri kirletiyordu. Aynı anda – kömür tozu, boyalar ve pamuk tozu gibi- atık maddeler, havayı, suyu ve işçilerin ve diğerlerinin yiyeceğini kirletti. Engels Manchester’da, İngiliz sanayisinin merkezini gezip inceledi ve işçi sınıfının sağlıksız durumunu, içinde yaşadıkları kirli koşulları ve mahallelerinde yayılan hastalıkları not etti.

Tabii ki, o zamandan bu yana kapitalist üretimin ekolojik çevreye ve sağlığa olan hastalıklı etkileri hakkında çok fazla şey öğrendik, ancak Marx ve Engels bunu oldukça erken fark etmişlerdi.

İlkel sermaye birikimi çağında, kapitalistler toprağı besinlerinden yoksun bırakarak, şehirlerini temiz ve işçi sınıfını sağlıklı kılmak için harcama yapmayarak varlıklı hale geldiler. Bunlar sadece kayıtsızlık veya cehaletle ilgili değil, servet biriktirmenin ve değer arttırmanın yollarıydı.

Üç Çağ

Grundrisse‘de Marx kapitalizmin temel olarak üç çağı olduğunu öne sürdü:

“Sermaye zayıf oldukça, üretimin geçmişteki şekillerinin desteğine bel bağlar… Kendini güçlü hisseder hissetmez, koltuk değneklerini atar ve kendi kurallarına uygun olarak yoluna devam eder. Kendi gelişiminin önünde bir engel olduğunu hissetmeye başlar başlamaz, serbest rekabeti sınırlayarak, sermayenin kuralını daha mükemmel hale getiriyormuş gibi görünen biçimlere sığınır, ancak bunlar aynı zamanda onun ve ona dayanan üretim şeklinin çözülmesinin habercisidir. (alıntı, Daum 1990; sf. 79)[viii].

Yani, ilk zamanlarda kapitalizm zayıftır. Genel üretim ve genişleme için pazar dışı güçlere (ilkel sermaye birikimi) bel bağlamalıdır. Zoru, devleti, dini histerileri, kadın karşıtı önyargıları, soygunu, köleliği ve doğal çevrenin “yağmalanması” yollarını kullanır. Bu sürecin 14.yüzyılda başladığı söylenebilir, ancak tepe noktasına 17. ve 18. yüzyıllar arasında ulaşmıştır.

Kapitalizmin 19.yüzyılda öncelikle İngiltere’de ve sonra bir dünya sistemi olarak sıçrama yaşadığı söylenebilir. Bu kapitalizmin sistem olarak zirvesi olduğu için, genişlemenin önündeki tüm engelleri yıkmak için temel olarak pazar güçlerine bel bağladı. Bu, kapitalizmin altın çağıydı! Aynı zamanda işçi sınıfının ve sosyalist hareketin de büyümeye başladığı zamanlardı. Marx’ın kitaplarını yazıp 1. Enternasyonal’e öncülük ettiği, Bakunin’in anarşist hareketi başlattığı zamanlardı.

Sonuncusu, kapitalizmin sınırlarına ulaştığı ve çelişkilerinin bütün toplumu parçalamakla tehdit ettiği 20. yüzyılın ilk zamanlarında başlayan nihai çağ. Bu konudan bir sonraki bölümde bahsedilecek.

Bu üç çağ arasında keskin ayrımlar yok. Bunlar sadece kapitalizmin tarihini kavramsallaştırmak için yapılan soyutlamalar. Özellikleri ve eğilimleri yönünden birbirleriyle örtüşürler. Devlet şiddetini de içeren ilkel (pazar dışı) birikim, pazar kapitalizminin yükselişinde de devam etti ve kapitalist gerilemenin son çağında tekrar genişledi.

Örneğin, ilkel birikim çağında Amerika’da Afrika kökenli kölelikte muazzam bir büyüme vardı. Bu 19.yüzyıla kadar devam etti ve çeşitli ülkelerdeki devrimci şiddetle sona erdi (Haiti, ABD, Güney Amerika’nın bazı kısımları, vb). Ancak, Afrika kökenlilere yönelik baskı devam etti. ABD’de, Jim Crow ırk ayrımı kanunları[ix] (gelenek değil, kanun) 19.yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başına kadar devam etti; ve 20. yüzyılın sonuna kadar kaldırılmadı. Şimdi bile, Afrikalı-Amerikanlar baskı görüyor, ayrımcılık yaşıyor ve genellikle toplumun en alt noktasındalar. Kapitalizm ırkçılığını sona erdirebilmiş gibi görünmüyor.

[i] Marx, Karl (1906). Capital: a Critique of Political Economy; Vol. I: The Process of Capitalist Production (F. Engels, ed.). NY: Modern Library.

[ii] Metnin aslında -“primary,” “original,” “initial,” or “unspoiled”-

[iii] Metnin aslında “free”

[iv] Metnin aslında “force”; ilk cümlede kuvvete yakın bir anlam taşırken sonraki cümlede “zor” anlamına yakınlaşmakta.

[v] Metnin aslındaki referans kaynak listesinde yok. Fakat bu alıntı, kaynaklarda daha yeni bir basımı verilmiş şu kitapta bulunmakta:

Kropotkin, Peter (2002). Anarchism: a Collection of Revolutionary Writings (R. Baldwin, ed.). Mineola NY: Dover Publications.

[vi] Federici, Silvia (2004). Caliban and the Witch: Women, the Body, and Primitive Accumulation. Brooklyn NY: Automedia.

[vii] Metnin aslında: -“homemakers” (or “housewives”)-

[viii] Daum, Walter (1990). The Life and Death of Stalinism: a Resurrection of Marxist theory. NY: Socialist Voice.

[ix] “Jim Crow segregation laws”. Adını Jim Crow adlı, Afrikalı-Amerikanları aşağılamak amaçlı yaratılmış bir karakterden alan bu kanunlar, 1860’lardaki yeniden yapılanma döneminde Güney Eyaletlerinde yürürlüğe girmiş ve 1965’e kadar yürürlükte kalmıştır. “Ayrı fakat eşit” sloganıyla, sosyal hayatın her alanında beyaz Amerikalıları ve “coloured” (renkli) diye tabir edilen diğerlerini ayırmak üzere düzenlenmişlerdir.

Çeviri: Servet Düşmanı

________________

1. Bölüm: Giriş

2. Bölüm: Emek Değer Teorisi

3. Bölüm: Döngüler, Resesyonlar ve Azalan Kâr Oranları

4. Bölüm: Kapitalizmin Kökenindeki İlkel Birikim

5. Bölüm: Kapitalist Gerileme Çağı 

6. Bölüm: Savaş-Sonrası Yükseliş ve Fiktif Sermaye

7. Bölüm: Devlet Kapitalizmi

________________

Adresi kontrol edin

Anarşizm: Teoriden Pratiğe 1. Bölüm: Anarşizmin Temel Fikirleri – Daniel Guérin (Anarşist Bakış)

Fransız anarşist komünist yazar Daniel Guérin’in 1970 tarihli “Anarşizm: Teoriden Pratiğe” isimli kitabının “Anarşizmin Temel …