Anasayfa / Arşiv / Anarşistler İçin Marx Ekonomisi: Bir Anarşistin Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisi Sunumu / 3. Bölüm: Döngüler, Resesyonlar ve Azalan Kâr Oranları – Wayne Price (Servet Düşmanı)

Anarşistler İçin Marx Ekonomisi: Bir Anarşistin Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisi Sunumu / 3. Bölüm: Döngüler, Resesyonlar ve Azalan Kâr Oranları – Wayne Price (Servet Düşmanı)

Wayne Price’ın, 10 bölümden oluşan ve Güney Afrika’lı anarşist komünist örgüt Zabalaza Anarşist Komünist Cephesi (ZACF)’yle bağlantılı “Zabalaza Books” tarafından 2012 yılında yayınlanmış olan “Anarşistler İçin Marx Ekonomisi: Bir Anarşistin Marx’ın Ekonomi Politiğin Eleştirisi Sunumu” isimli kitabının  üçüncü bölümünü Servet Düşmanı internet sitesinde 12 Ocak 2015 tarihinde yayınlanmıştır.

Marx’ın zamanındaki ve daha önceki klasik ekonomistler, ekonomik döngülerin ve döngülerin çöküşle sonuçlanmasının kaçınılmazlığını reddetmişlerdir. Kapitalist pazarı, girdiler ve çıktıları, üretim ve tüketimi, alış ve satışı sorunsuzca işleyen süreçlerle dengeleyen verimli bir mekanizma olarak kabul ediyorlardı. Bir sektörde bir diğerine göre anlık, yerel uyumsuzluklar olabilir; ancak bu genel bir çöküş anlamına gelmez. İşler kötüye gittiğinde, bunun nedeni ekonomiden bağımsız unsurlara bağlı olmalıdır: kötü hava koşulları, savaşlar, ya da her zaman kötü bir fikir olan devletin piyasaya müdahalesi.

Ama kapitalizm var olduğundan bu yana her zaman döngüler de var olmuştur. 19. Yüzyıl başlarından 1930’ların sonlarına kadar geçen tarihin üçte biri ile yarısı arası gerileme dönemleriyle geçmiştir. (Bu gerilemelere “çöküş” veya “panik” adı verilmiş; daha sonra daha hoş bir tabir olarak “buhranlar” kullanılmıştır. On yıllık Büyük Buhran’dan sonra, daha da ılımlı bir tabir olarak “resesyon”u kullanmaya başladılar.) Bugünün ekonomistleri bunların teorik kavrayışında yetersizdirler. Ama devlet eliyle yapılan mali manipülasyon, vergi değişiklikleri ve/veya kamu harcamalarının kullanımı ile dalgalanmaların tadil edilerek ekonomiye verecekleri zararın en aza indirgenebileceğine inanırlar. Ne yazık ki bu [fikir] pek de işe yaramadı.

Döngüler, son çöküşteki dipten itibaren üretim artışıyla yeni bir refah seviyesine varıncaya kadar kademeli olarak iyileşir. Bu noktada bir sonraki çöküşe kadar yeniden gerilemeye başlar. Sonra da bu süreç yeniden tekrarlanır.

Marx, ekonomik döngüler ve sonucunda gerçekleşen krizlerin tekrarlandığı gerçeğini fark etme konusunda zamanının çok ilerisindeydi. İktisadi dalgalanmalarla ilgili tastamam bir teoriyi tek bir yerde yazıya dökmemiştir; ama özellikle sermaye birikimi tartışmasında bu konudaki düşünceleri çok açıktır. Ancak, yoğunlaşmış ve bütünlüklü tek bir önerme bulunmamasından ötürü Marksistler döngüler ve çöküşler ile ilgili çeşitli teoriler öne sürmüşlerdir.

Döngüler ve Çöküşlere Dair Marksist Teoriler

Kapitalist döngüler ile ilgili en yaygın yanlış anlamalardan birine Marksist ekonomiyi çok bilmeyen kişiler sahiptirler. Bu, en basit biçimiyle, “eksik-tüketimcilik”tir ve işçilerin satın alabildiklerinden daha fazla ürettiklerine dikkati çeker. Bu nedenle üretim, tüketim piyasasının karşılayabileceğinden daha büyüktür. Kapitalistler, mallarını satamamakta, bu da varsayıldığı üzere sistemin çöküşüne yol açmaktadır.

Ancak, işçiler her zaman, daima satın alabileceklerinden fazlasını üretirler! Ürünleri, değişken sermaye + değişmez sermaye + (artı değerden gelen) ortalama kâr oranını kapsamaktadır. İşçiler sadece değişken değere eşdeğer olanı satın alabilirler ki bu da ücretlerinin toplamına eşittir. Hiçbir zaman değişmez veya artı değerleri karşılayamazlar. Eğer bu bir sorun olsaydı, kapitalizmin sadece gerileme dönemleri olmazdı; sistem hiçbir şekilde, bir dakikalığına bile çalışmazdı. Neyse ki, metaların değişmez ve artı değerleri, diğer kapitalistlerde pazar bulabilmektedir. [Bu ürünleri] birbirlerine satmaktadırlar. Daha önce sahip olduklarından daha fazlasını (artı değer) üreten kapitalistler, bu fazladan değeri diğer kapitalistlere satabilirler. Bunlar da işçilerinden artı değeri söküp almışlardır ve böylece daha önce sahip olduklarından daha fazla -ve yeni metalar satın alabilecekleri- [miktarda] değere sahip olurlar.

(Marx’ın Departman I’de topladığı) üretim için makine ve materyaller yapan kapitalistler işyerlerinde kullanılmak (ya da makineleri kullanmaları için daha çok işçi istihdam ettirilmek) üzere ürünlerini diğer kapitalistlere satarlar. “Departman II”deki tüketim malları üreten kapitalistler, değişmez sermaye değerinin eşdeğeri kadarını, eski makinelerinin yerini alacak makineler satın almak vb. için; ve artı değerin eşdeğeri kadarını da genişlemek üzere yeni makineler satın almak için kullanırlar. Her iki departmandaki işçiler de ücretlerini (Departman II’den) tüketim malları satın almak için kullanırlar. Artı değerlerini (şimdi daha çok tüketim malı satın alabilen) daha çok işçi istihdam ederek kullanan kapitalistler daha da genişleyebilirler. Kapitalistler ve aileleri Departman II ürünlerinin küçük bir kısmını oluşturan lüks tüketim mallarını da satın alırlar.

Elbette ki, üretim ve satıştaki bu genişleme paranın da genişlemesini gerektirecektir. Kapitalizmin ilk zamanlarında, altın madeni sahipleri daha çok altın üretmeye devam edebiliyorlardı (yani daha çok altın çıkarmak için daha çok işçi istihdam edebiliyorlardı). Bugünlerde, hükümet daha çok banknot veya kredi üretmek için bankalarla çalışıyor.

Döngülerin daha sofistike bir modeli “aşırı üretim” veya “aşırı birikim”dir: Rekabet halindeki kapitalistler genişleme isteğiyle değişmez sermayeye, değişken sermayeye koyduklarından daha çok para koyarlar. Durmaksızın daha çok makine ve materyal, ve daha az işçi anlamına gelen iş verimliliğini genişletmenin yollarını ararlar. (Yani işçi sayısı artabilir; ancak bu artış makinelerin miktarının artışı kadar hızlı olmaz.) Aynı zamanda kapitalistler, işçilerin ücretlerini düşük seviyede tutmayı gerektiren artı değeri de arttırmak isterler. Kapitalistlerin (işgücü kıtlığı ve yüksek seviyede kâr nedeniyle işçilerin ücretlerini arttırmalarına (görece) en çok müsaade ettiği refah zamanlarında bile, patronlar yine de ücretleri arttırmada isteksiz davranırlar.

Sonuç olarak, (diğer mallar arasında) tüketim mallarının üretimi, işçilerin ücretlerinden daha çok ve daha hızlı genişleme eğilimindedir. Başka bir deyişle, tüketim metalarının üretimi, tüketim piyasasından daha çok ve daha hızlı genişler. Ve eğer tüketim malları üreticisi kapitalistler (Departman II) mallarını satamazlarsa, artık makine üreticisi kapitalistlerden (Departman I) ürün satın alamazlar ve onlar da ürünlerini satamaz hale gelirler. Eğer mallar satılamazsa, o zaman bu malların değeri “realize edilemez” [paraya çevrilemez]; en azından, “ekstra” malların (genellikle değerinin altına) satıldığı veya sadece imha edildiği ve döngünün yeniden başlayabileceği bir sonraki krize kadar.

Bir başka görüş bu “aşırı üretim” hipotezini kapsar ve “orantısızlık” olarak adlandırılır. Kapitalist sistem çok karmaşık bir sistemdir. İşlemesi için, farklı parçaların birbirleriyle eşleşmesi gerekir. “Aşırı üretim”deki gibi sadece tüketim malları üretimi ve tüketici piyasası değil, aynı zamanda her mal kendine olan ihtiyaçla da eşleşmek durumundadır. Ham maddeler, makine üretimi, makine kullanımı, her şeyin doğru sayısı, farklı kapitalistlerin üretimin her evresinde doğru ürünü satın almaları için [gereken] doğru miktarda para; doğru ücretlerle çalışan, doğru beceriye sahip doğru sayıdaki doğru işçiler; malların doğru şekilde dağıtımı, doğru miktarda kredi vs.. Her meta hem kullanım değerine, hem de bir değere sahiptir. Bu nedenle, etraflı bir plan değil, sadece rekabet eden belli bir sayıda firma var olduğu halde her meta bu karmaşık sürece doğru zaman ve doğru yerde uymak zorundadır. Burjuva ekonomistleri pazardan pürüzsüz şekilde çalışan bir mekanizma olarak bahsetseler de, aslında sistem bozuk ve düzensiz hareketlerle devam etmektedir. Tabii ki bu (pazar), inişler ve çıkışlar, bolluk ve durgunluklar doğurur.

Her ne kadar döngülerin aşırı üretim ve orantısızlık kavramsallaştırmaları pek çok gerçek barındırsa da, bu halleriyle kapitalizmin analizinin merkezinde olması gerekeni göz ardı etmektedirler: kârın üretimi. Bu, tüm kapitalist üretimi yürüten, bütün amacını teşkil eden ve bütün farkı yaratandır. Eğer kâr üretimi çok yüksekse, o zaman kapitalistler daha çok işçi çalıştırarak genişleyecekler ve maaşlarını arttırmaya (görece) daha istekli davranacaklardır. Bu tüketici pazarını genişletecektir. Bu esnada, genişlemek için birbirlerinden daha çok materyal ve makine satın almaya istekli olacaklardır. Yüksek kârlar aşırı birikimi (ve “eksik tüketimi”) engeller. Benzer şekilde, yüksek kârlar orantısızlığı engeller, işleri rayına sokar. Daha fazla kârla her şey daha sorunsuz olacak ve daha kolay eşleşecektir. Buna karşılık, düşük kârlar “aşırı üretim” ve orantısızlığı arttırarak ters etki yaratacaktır. Bazı metaların “çok fazla” görünmesinin tek nedeni “azlık” olması, yani artı değerin “çok az” olmasıdır.

Kâr Oranının Azalma Eğilimi

Daha önce belirtildiği üzere, her kapitalist firma en modern teknoloji ve en verimli yöntemlerle kârını arttırmanın yollarını arar. Bu da işçi başına verimliliği arttırmak için daha çok ve daha iyi makineye yatırım yapmak anlamına gelir. Genişledikleri oranda daha çok işçi çalıştırabilirler; ancak mekanizmanın işlemesi için bundan daha fazla makine ve materyal satın alırlar.

Sonuç olarak, firmanın çalışanları aynı zaman diliminde daha çok üretebilecek, her ürün rakip firmalarınkinden daha ucuz olacaktır. Fabrika sahipleri, piyasadaki diğer ürünlerden daha ucuz mallarıyla piyasayı istila edeceklerdir – rakiplerinden daha çok kâr yüzdesi ekleseler de-. Daha büyük bir pazar payı elde edecekler, esas önemlisi, daha büyük kâr sağlayacaklardır. (Bu yöntemlerle, daha büyük yatırımları sayesinde bütün kapitalist firmalarca üretilen artı üründen elde ettikleri pay da daha büyük olacaktır.) Eninde sonunda rakipler de yeni tip makineleri tesis ederek arayı kapatacaklar, ya da iflas edeceklerdir. Her iki durumda da, başlangıçtaki girişimciler, sektördeki verimlilik düzeyi için yeni bir normal oluşturmuş olacaklardır.

Tekil fabrika daha büyük kâr elde eder; fakat aslında öncekinden daha az bir oranda artı değer katkısında bulunur. Kâr, işçilerin karşılığı ödenmemiş emeğinden başka bir şey değildir. Makinelerin amacı emeğin yerine geçmeleri, daha çok üretim için daha az emek harcanmasıdır. Fabrika sahipleri daha fazla işçi çalıştırdıkları için daha çok artı değer elde etmiş olabilirler; ama daha fazla makine satın almışlardır, bu nedenle artı değerin toplam yatırıma oranı düşer. Ne zaman bütün sanayi yeni teknolojiyi benimser, işte o zaman tüm endüstri daha düşük oranda artı değer üretir hale gelir.

Bir ekonominin çoğu benzer yeni teknolojiyi benimsediği zaman, artı değerin toplam oranı düşmüş olacaktır. (Değişmez sermayeyi de içeren) Toplam yatırım miktarı artacak, ama artı değerin toplam miktarı, tüm toplum için, orantılı olarak artmayacaktır. Toplam artı değer yığını istihdam edilen işçi sayısına göre artmış veya azalmış olabilir; ama bunun toplam yatırıma oranı artmış olmayacaktır. Bir başka deyişle, kâr oranı azalacaktır. (Klasik politik ekonomistler, azalan kâr oranını Marx’tan önce fark etmişlerdi, fakat bunun için iyi bir açıklamaları yoktu.)

Makine ve materyallerin işçilere basit oranı bir “teknik kompozisyon”dur. (Bunun nasıl ölçülebileceği net değildir. Belki ağırlıkla?). Eğer değişmez sermayenin değerinin değişken sermaye değerine oranıyla ölçülürse (her bileşenin para veya emek süresi olarak ne kadar ettiği,) bu “değer kompozisyonu”dur. İkisi bir araya getirildiğinde Marx’ın (her nedense) “organik kompozisyon” olarak bahsettiği şey ortaya çıkar. Daha çok makine, daha çok organik kompozisyon ve daha düşük kâr oranı demektir.

Üretimdeki makineleri arttırmanın tek amacı emek kullanım miktarının azaltılmasıdır. Yüksek verimlilik, emeği dışarı iter. Marx’ın “yedek işgücü ordusu” olarak isimlendirdiği artık nüfus, yani işsizlerden oluşan bir havuz yaratılmış olur. Bazıları her an çalışmaya hazırdır (“seyyar” yedek işgücü ordusunun üyeleri.) Diğerleri başka yerlerde meşgul olsalar da daha çok işçiye ihtiyaç olduğu zaman çağrılabilirler (“örtük” yedek ordu olarak bahsedilir). Bunlar yoksul köylülerden ve aynı zamanda ev kadınlarından oluşmaktadır. İşgücü (genelde düşük ücretli) kıtlığı oluştuğunda, kadınlar işgücüne katılmaya çekilebilir veya zorlanabilirler. Ancak daha fazla “ihtiyaç duyulmadığında” her zaman ailelerinin içine geri itilebilirler. En azından bu zamana kadarki tarih bunu göstermiştir. Bazıları ise basitçe yoksulluğa ve uzun süreli işsizliğe saplanmışlardır: “durgun” yedek ordu.

Sağlıklı Resesyonlar

Kâr oranı ekonomik döngüleri etkiler. Son gerilemeyi müteakip ekonomi tekrar genişlediğinde, kâr oranı önce yükselişe geçer. Ama döngü bir defa zirveye ulaşınca, bu oran inişe geçmeye başlar. Yeni makineler kâr oranının düşmesine neden olacak şekilde bütünüyle sermayenin organik kompozisyonunu arttırır. Bu esnada, kapitalistler en azından işçilerin bir kısmının ücretini arttırmaya zorlanmışlardır. Bunun nedeni üretimin genişlemesiyle vasıflı işçilerin azlığından kaynaklanan darboğazı da içeren işçi kıtlığındaki artıştır. İşçiler daha yüksek ücret ve daha iyi koşullar için grev yapma eğilimindedir ve kapitalistler de buna razı gelmektedir. Bu da kârın azalmasının sebeplerinden biridir.

Kapitalistler kâr akışını sürdürmek için bankalardan ve birbirlerinden borç para alırlar. Borçlar yığılır. Spekülasyon yapar, sallantıda projelere yatırım yapar ve “balonlardan” hisse alırlar. Bu durum ekonominin gerçek metalar, fabrikalar ve insanlar tarafından yapılan diğer şeyler; ve her şeyin sahipliğini kazandıran kağıt parçaları olarak bölünmesiyle daha kolay hale gelir. Birincisi burjuva ekonomistleri tarafından “reel ekonomi” olarak adlandırılır ve değer ihtiva eden mal ve hizmetleri kapsar. İkincisi “kağıt (para) ekonomisi” veya “sanal ekonomi” olarak adlandırılır. Hisse senetleri kapitalistlere artı değer üzerinde haklar sağlar. Bunlar değerin üretildiği gerçek işyerleri ve iş süreçleri ile çok az bir ilişki içinde olacak şekilde alınıp satılırlar. Marx’ın deyimiyle bunlar “fiktif sermaye”dir.

Sonunda çöküş gerçekleşir ve bu iyi bir şeydir de. Resesyonlar kapitalist ekonominin kârlılığı için hayati önem taşır. Eski moda teknoloji kullanan zayıf firmalar iflas eder. Teknolojileri ya çöpe atılır ya da daha iyi işletilen firmalarca ucuza satın alınır. Gerileme sırasında genel olarak makineler ucuzlatılacaktır; emek gücü de öyle. Daha çok işsiz olacak; işçiler daha düşük ücreti kabul etmek zorunda bırakılacaklardır. “Aşırı üretilen” mallar satılacak veya imha edileceklerdir. Borçlar ve spekülasyonlar ise iflaslarla silinip süpürülecektir. Güçlü firmalar zayıf firmalardan kaynaklarını satın alarak daha büyük şirketler oluşturacaklardır. Tüm bu unsurlar daha kârlı bir ekonomi için engelleri ortadan kaldırmaktadır.

Böylece yeni bir refah dönemine doğru ilerleyen yeni bir yükselme başlar. Krizin dibe vuruşu işe yaramaz şeyleri temizlemek ve yeni bir yükselişe hazırlanmak için gerekliydi.

Azalan Kâr Oranlarına Karşı Eğilimler

Kâr oranının azalma eğilimine karşı eğilimler bulunmaktadır. Ekonomik döngü, özellikle de gerileme kısmı, bu karşı eğilimleri harekete geçirir ve kârlılığı geri getirir.

Bu karşı eğilimlerden birkaç tane vardır. Örneğin, yatırımdan ürünlerin satışına ve yeniden yatırıma kadarki devir hızı bir sanayiden diğerine farklılık gösterir. Bu kendi içinde orantısızlığa neden olabilir. Ancak devir ne kadar hızlıysa kâr oranı da o kadar yüksektir.

Çeşitli biçimlerdeki emperyalizm de kârları arttırmaktadır. Metaları ülkede üretilebildiğinden daha ucuza ve daha çok kârla getirmektedir.

Asıl karşı eğilimler daha baştan kâr oranının düşmesine yol açan üretkenliğin (sermayenin organik kompozisyonun artışından dolayı) genişlemesinin kendisi nedeniyle gerçekleşmektedir. Genişleyen üretkenlik metaları daha ucuz (daha değersiz) hale getirir. Eğer bu yaygınlaşırsa, o zaman endüstriyel kapitalistin satın aldığı değişmez sermaye (makine ve materyaller) ucuzlar. Kapitalist gidip daha ucuz makineleri satın alsa da almasa da, kapitalistlerin elinde tuttukları makineler değer kaybeder, ucuzlar. Eğer sermaye sahibi daha önceki kârının aynısını yaparsa, şimdi daha ucuz yatırım giderleri ile karşılaştırılacak; dolayısıyla kâr oranı yükselecektir.

Bunun aynısı endüstriyel kapitalistlerin diğer giderleri için; işçi ücretleri için daha da geçerlidir. Genel olarak üretkenlik artarken, işçilerin kendilerini devam ettirmek ve yeniden üretmek için satın aldığı mallar da ucuzlar. İşçilerin meta işgücünün maliyetini oluşturan yemek, giyecek, barınak, eğlence ve eğitimin tamamı üretilmek için daha az emek gerektirir (daha az değere mal olur). Şimdi işçilerin ücretlerini düşürmek fakat aynı zamanda da yaşam standartlarını korumak mümkündür. Kazandıkları malların kullanım değerleri aynı kalırken, ücretlerinin değişim değeri azalır. (Bu ücret azaltımı direkt olarak ücretleri kesmekle veya -işçiler için daha az provokatif olacak şekilde- enflasyonla yapılabilir.) İşçilerin ürettikleri değerden aldıkları pay azalırken, satın alabilecekleri kullanım değerleri aynı kalabilir – hatta artabilir bile! Bu nedenle, işçilerin yaşam standartlarını düşürmeye gerek kalmadan artı değer yükselir. (Bu eğilim aynı zamanda sanayileşmiş ülkelerdeki yüksek yaşam standartlarına sahip işçilerin yoksul ülkelerdeki işçilerden daha mı çok yoksa daha mı az sömürüldüğü sorusuna cevap vermeyi zorlaştırmaktadır.)

Dahası, kapitalist firmalar daha da büyür ve yoğunlaşır (aşağıya bakınız). Bu direkt olarak kâr oranının azalmasını önlemez; ancak belirli bir yerde daha çok miktarda artı değer üretir. Bu da azalan oranların ani etkilerini önlemekte oldukça etkili olur. (Öte yandan, firmalar ne kadar büyürse yapılması gereken yatırım da o kadar artar ki, azalan kâr oranları bunu gerçekleştirmeyi zorlaştırır.)

Orantısızlık ve aşırı üretimin arkasında yatan kâr oranının azalma eğilimi, ekonomik döngülerde ana bir etkendir. Tarihsel olarak, döngülerin gerileme dönemiyle karşılanmış ve düzene sokulmuştur ve böylece kapitalizm yeniden kârlılığa kavuşmuştur. Böylece sistem ileri doğru hareket edebilmiştir.

Bu karşı etkiler azalan kâr oranlarını bu şekilde dengeleyebilir ve uzun vadede oranların azalması anlamsızlaşır demek midir? Hayır. Zaman geçtikçe, sermayenin (değer kompozisyonu da içeren) organik kompozisyonunun karşı eğilimlere rağmen arttığı gözlemlenmektedir.

John Henry balyoz kullanmış olabilir; ama sonradan otomatikleştirilmiş devasa madencilik ekipmanlarıyla ikame edilen buharlı taş kırma makinesine yenildi. Kürekler ev büyüklüğündeki hafriyat kaldırma makineleriyle ikame edildi, tavlanmış çelik de neredeyse otomatikleşmiş fabrikalarla. Atlar traktörlerle, trenlerle ve uçaklarla. Kalem ve kağıt bilgisayarlarla. Doğrudur ki, kazma ve hafriyat kaldırma makinesi arasındaki değer farkı ağırlıkları arasındaki farktan daha az olabilir. Ancak, traktör kürekten çok daha pahalıya mal olmaktadır. Aynı büyüklükte bir çukuru kazmak için gereken işçi sayısı da çok azalmıştır. Bu daha az kâr oranına doğru, uzun vadeli bir eğilime yol açmalıdır.

Çeviri: Servet Düşmanı

________________

1. Bölüm: Giriş

2. Bölüm: Emek Değer Teorisi

3. Bölüm: Döngüler, Resesyonlar ve Azalan Kâr Oranları

4. Bölüm: Kapitalizmin Kökenindeki İlkel Birikim

5. Bölüm: Kapitalist Gerileme Çağı 

6. Bölüm: Savaş-Sonrası Yükseliş ve Fiktif Sermaye

7. Bölüm: Devlet Kapitalizmi

________________

Adresi kontrol edin

Anarşizm: Teoriden Pratiğe 3. Bölüm (b): Devrimci Uygulamada Anarşizm – Rus Devriminde Anarşizm – Daniel Guérin (Anarşist Bakış)

Fransız anarşist komünist yazar Daniel Guérin’in 1970 tarihli “Anarşizm: Teoriden Pratiğe” isimli kitabının “Rus Devriminde …